PUBMED NEDİR, NE İŞE YARAR?

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
tıbbi mümessil küçükusta

Aşağıdaki satırlar adını vermeyen bir “propagandist”in TIBBİ MÜMESSİL Mİ, PROPAGANDİST Mİ, RÖPREZANT MI YOKSA ÇANTACI MI? başlıklı yazıma gönderdiği yorum:

Sözün bittiği yer, yukarıdaki Elif isimli bayanın yazısına lütuf edip cevap yazmadığınız andır..
Yanınızda staj yapmış bir hekim, muhtemelen bir medikal müdür makalenizle alakalı eleştiride bulunuyor, sizin ağzınızı bıçak açmıyor. Ne oldu, utandınız mı meslektaşınızdan böyle bir eleştiri almaktan? Yoksa verilecek bir cevabınız mı yoktu?
Ayrıca Pubmed ile ilgili de bir cevap yok sizden?? Hani bilgiye herkesin kolayca ulaşması gerekiyordu??
Onca cevabınız içinden ne çıkardım biliyor musunuz: “benim diğer makalelerimi de okuyun” evet sadece aklımda kalan bu oldu. Yani, DİĞER MAKALELERİNİZİN PROPAGANDASI.

Bu da benim kendisine verdiğim cevap:

Sevgili “Sarı Çizmeli” Propagandist kardeşim; sana birkaç sözüm var.

BİR: Kimliğini saklayacaksan bu tür yazıları yazma. Diyeceğin neyse “erkekçe” çık söyle!

İKİ: “Elif isimli bayan” tabirini sana yakıştıramadım. Sözünü ettiğin kişi yazısından anlaşıldığı gibi bir doktor hanım ve senin sözlerinle de muhtemelen bir medikal müdür. Dr. Elif Hanım deseydin daha iyi olurdu.

ÜÇ: Öğrencim olan Dr. Elif Hanım’ a cevap verememem gibi bir şey söz konusu değil. İsteğin üzerine onu da cevaplayacağım.

DÖRT: Senin PubMed’ den ne anladığını çok merak ettim. Bizim branştan PubMed’ de en çok ismi geçenlerin kimler olduğunu bana bildir. O yayınların ne işe yaradığını ve bilime katkılarını hep beraber tartışalım.

BEŞ: Hem sana hem de işi gücü, promosyon ürünü dağıtmayı, doktorları havaalanına getirip götürmeyi bir tarafa bırakıp  PubMed’ de benim adımı aramak gibi abes bir işle meşgul olan propagandistler için PubMed hakkında birkaç söz söylemek isterim.

PubMed, meyhane, birahane, bar anlamlarına gelen pub kelimesi ile medical kelimesinin kısaltması olan med’ den oluşan bir birleşik isimdir. Türkçemize tıbbi meyhane veya bar medikal veya doktorun yeri gibi terimlerle çevrilebilir.

Bu tür yerler hasta yoğunluğundan, hasta yakını şiddetinden, bürokrasi baskısından, propagandist sıkıştırmasından bunalmış doktorların adeta yeniden doğdukları, rahat nefes aldıkları yerlerdir.

PubMed’ ler genellikle hastane yakınlarında bulunur ve sadece doktorların girmesine müsaade edilir. Geleneksel olarak her girenin, birkaç kadeh atanın, orada vakit geçirenin ismi büyük bir deftere kaydedilir.

Benim bugüne kadar tür yerlere gitmek ve stres atmak gibi bir isteğim ve ihtiyacım olmadı, çok şükür. Bunun içinde PubMed defterinde benim adımı görmeniz mümkün değildir.

Bana sormuş olsaydınız sizi böyle büyük bir zahmete sokmazdım.

Yazı için 12 yorum yapılmış:

  1. Ömer Kılıç diyor ki:

    Pubmed’de yer almak bir açıdan mesleki tatminin göstergesi olabilir. Ama hastalarını hakkıyla takip etmek asıl tatmin olsa gerek. Sonuç olarak pubmeddeki çetele hekimin iyi veya kötü olduğunun göstergesi olamaz.

  2. Tuna Erinçler diyor ki:

    tıbbi mümessilin bu yazısı yoruma bile değmez

  3. Erdem Uzunoğlu diyor ki:

    Cehaletimi bağışlayın ama bildiğim database web sitesi dışında bir pubmed var mı diye baktım ve google’da bulduğum şey benim bildiğim pubmedden başkası değildi: http://www.nlm.nih.gov/services/pubmed.html
    Erdem UZUNOĞLU

  4. Tıbbi Mümessil diyor ki:

    Ahmet bey;
    Arkadaşımızın tepkisi biraz sert olmuş ama sizin cevabınız da biraz komik olmuş..
    Zannedersem pubmed’in ne olduğunu bilmiyorsunuz.. Pubmed; Dünyada yayınlanmış bütün makale, çalışma, literatür vb.. yazıların ulaşılabildiği, resmi bir web sitesidir. Bu yayınların bazıları “free” bazıları ise ücret karşılığında full text halinde alınabilmektedir.
    Sizin dediğiniz gibi Pubmed’in “doktorların takıldığı, hastaneyakınındaki bar” ile hiçbir alakası yoktur :)
    Bence yayından kaldırın bu yazıyı, gerçekten komik olmuş :))

  5. Doç.Dr.Hakan Kayalı diyor ki:

    Sayın Küçükusta,
    Pubmed’ den ne anladığınız yaklaşık 1 yıl önce bir gazetede yayınlanan röportaj dizinizde ilaç firmaları sayesinde, sizin (KENDİ SÖZLERİNİZ VE TANIMLAMANIZ İLE)”yemediğiniz nane,içmediğiniz bade kalmamış”halinizle o kadar güzel örtüşüyor ki. Örneğin PubMed deyince benim aklıma (Pub)lication(Med)icine’ ın kısaltılmışı, yani özetle, yayımlanmış tıp eserleri, yani bilimsel çalışmalar geliyor. Ama Prof.ünvanı taşıyan birisinin bundan çıkardığı anlamın Bar olması o kadar hazin ki, bu sizin ancak zavallılığınızı gösterir.Anlaşılan o ki siz bilmiyorsunuz, ama PubMed’ e girdiğinizde karşınıza sizin yediğiniz naneler, içtiğiniz badeler değil “US National Library of Medicine National Institutes of Health” yani Amerikan Ulusal Kütüphanesi çıkar.Bu barda (!!!) dünyanın en saygın Tıp Degilerinde yayımlanmaya layık görülen dünyanın dörtbir yanında yapılmış bilimsel çalışmalar arşivlenir, ve bilim insanlarının paylaşımına sunulur. Ama siz daha geçenlerde çıktığınız tv programında kendinizin bilim adamı olmadığınızı deklare ettiğiniz için burayı bar zannetmeniz çok doğal.Eğer tv programlarınız da bile bilim adamı olmadığınızı ifade ediyorsanız o zaman isminizin önündeki Prof.ünvanını kaldırınız sayın Küçükusta. Siz sizin de dediğiniz gibi bilim adamı değilsiniz ama en azından bilime saygı göstermeyi deneyebilirsiniz.Umarım bu yazımı sitenizde yayımlamamazlık etmezsiniz.
    Doç.Dr.Hakan Kayalı
    Beyin ve Sinir Cerr.Uzm.

  6. Hakan Bey, mektubunuz için teşekkürler.

    Ben sizin gibi bir “bilim adamı” olmadığım için bazı şeyleri anlamakta güçlük çekmemi bir hekim olarak anlayışla karşılayacağınızı ve beni mazur göreceğinizi umuyorum.

    PubMed’ i bugüne kadar “pub” yani bar sandığım için de lütfen beni bağışlayın; bu kelimenin ne ifade ettiğini açıkladığınız için de size minnettarım.

    Gerçekten hiçbir yerde bulunmayacak engin bilgilere sahip olduğunuzu üç beş satırlık mektubunuzdan ben bile şıp diye anladım.

    Ben de size –haddim olmayarak- birkaç yazımı gönderiyorum; okursanız memnun olurum.

    Eleştirileriniz olursa, gene aynen ve iftiharla yayınlarım.

    Bilime saygı gösterme konusunda da beni eğiteceğinizi, değerli yardımlarınızı esirgemeyeceğinizi umuyorum.

    Kusuruma bakmazsanız “Yayımlamamazlık etmezsiniz” siteminize ise alındığımı belirtmek isterim.

    Estağfurullah! Ben kim, sizin yazınızı yayınlamamak kim?

    Paha biçilmesi mümkün olmayan satırlarınızı elbette gururla onayladım; yayına koydum.

    Üstelik sabah akşam okuyarak tekrar tekrar bilgilerimi tazeliyor, feyz alıyorum.

    Allah sizden bin kere razı olsun; Allah sizi nazardan ve kem gözlerden korusun. Lütfen, zaman zaman bizleri bilgilendirmeye devam edin. Fakir sevindirmek sevaptır.

    Sizinle günün birinde bir pub’ da buluşmak, kafa çekmek ve kafa bulmak çok eğlenceli olur diye hayaller de kuruyor ve şimdiden keyifleniyorum.

    Heeeeyyttt!

    Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

    KAYNAKLAR
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/11/19/yazilar/zaman-gazetesi/turkiye-de-bilimsel-arastirma-da-yapilmiyor-bilimsel-yayin-da/
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/08/17/yazilar/elestirel-yazilar/tip-egitimi/profesorler-bilim-adami-degildir/
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/kategoriler/yazilar/tip-yazilari/saglik-sistemi/
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/03/30/abur-cubur-ivir-zivir/5695/
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/04/02/yazilar/elestirel-yazilar/tip-egitimi/eksi-sozlugu-pubmed-e-tercih-ederim/
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/04/13/abur-cubur-ivir-zivir/pubmed-hayrani-bir-meslektasimin-farkli-ruh-halleri/

  7. Doç.Dr.Hakan Kayalı diyor ki:

    Sayın Küçükusta,
    Öncelikle hem kişisel web sayfanızda yayımlayarak, hem de şahsi mail adresime de göndererek vermiş olduğunuz yanıtlar için teşekkür ederim. Bu arada bana iletmiş olduğunuz linklerdeki yazılarınızı da okudum, merak buyurmayınız efendim.
    Benim gibi bir bilim adamı olmadığınız için anlamakta zorluk çektiğiniz bazı şeyler için, bir hekim olarak sizi mazur görmemi istemişsiniz.
    Bu konuda size yardımcı olamayacağım için lütfen siz de beni mazur görünüz sayın Küçükusta.
    Çünkü; Tıp Fakültesine yeni başlamış bir Tıp Öğrencisi bile, daha ilk gününde bilim ile uğraşmaya başlamış bilim insanı demektir. Her ne kadar siz kendi dünyanız içerisinde bu kavramın içeriğinden uzaklaşmış olsanız da, istisnalar kaideyi bozmaz.
    Ve fakat; onca yıllık meslek hayatınızdan sonra, içinizde bilim adına kalan kırıntıların bile, benim mazur görmeme ihtiyacınız olmayacak kadar size yardımcı olacağına inancım nedeni ile, lütfen sizi mazur görmemi istemeyiniz benden.
    Bu zamana kadar bar zannettiğiniz PubMed’ in gerçek anlamını açıkladığım için bana minnettar kaldığınızı söylemişsiniz. Aman efendim, minnettarlık ne kelime, aksine biraz da kendimden utandım; neden biliyor musunuz?
    Ben zannetmiştim ki, siz PubMed’ in ne olduğunu arslanlar gibi bilirsiniz ama, özellikle sizi takip eden tıp dışı yurdumun gariban insanlarının dimağlarında, bu ülkedeki hekimlerin, hastaneden çıktıktan sonra, bara meyhaneye gidip kafayı çeken ayyaş insanlar olduğu algısını oturtmaya çalıştığınızı ve böylece Prof. Ünvanınızı da kullanarak, sözde özeleştiri de yaparak, en azından kanal kanal tv’ lere çıkıp branşınız olsun olmasın her konuda ahkam keserek, kendinize geniş alanlar oluşturup, sekonder kazanımların peşinde olduğunuzu sanmıştım. Meğer ben ne kadar art niyetliymişim.
    Halbuki siz sahiden PubMed’ in ne olduğunu bilmiyormuşsunuz ve bunu da itiraf edecek kadar açık bir yüreğiniz varmış. Açık yürekliliğiniz için sizi kutluyorum. Ama en azından artık öğrenebildiğiniz için ve bunda katkım olduğu için de sayenizde mutlu oldum. Allah sizden de razı olsun.
    Gerçekten hiç bir yerde bulunmayacak engin bilgilere sahip olduğumu, üç beş satırlık mektubumdan şıp diye anladığınızı lütfetmişsiniz, ancak sayın Küçükusta, bunlar engin bilgi değil ki, birazcık zaman ayırsanız, bu bilgilere siz de ulaşabilirsiniz, ancak benim bildiğim bir tek şeye ulaşabilir misiniz? bakın o konuda şüphelerim var. O bildiğim bir tek şey de, hiçbir şey bilmediğimdir.
    Bana tavsiye ettiğiniz yazılarınızı da okudum, gözümden kaçmış olabilir ancak; ne bana gönderdiğiniz linklerde, ne de web sayfanızda, “hekimleri ilaç firmalarının kucağındaki fino köpeklerine benzettiğiniz, hekimlerin ilaç firmalarının finansal destekleriyle gezip tozduklarını amma velakin, sizin kendinizin de ilaç firmalarının desteği ile bu güne kadar yemediğiniz nane, içmediğiniz bade kalmadığını anlattığınız röportajlarınızı koymamışsınız. Gönül bunları da görmek isterdi, neyse bundan sonra görürüz inşallah. (Bu arada ilaç firmalarının finansal destekleri ile, sizin gibi yemediği nane, içmediği bade kalmayan, hoca statüsündekiler de dahil bir yığın hekimin olduğu gerçeğini sakın bilmediğimi de zannetmeyiniz, biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz misali). Sonuçta ben de ay da yaşamıyorum.

    Bilime saygı konusunda sizi eğitebileceğim beklentinize gelince;
    Kusura bakmayın sayın Küçükusta ama, siz 57 yaşına kadar bu konuda kendinizi eğitemedi iseniz, benim size bu konuda maalesef bir katkım olamaz, çünkü bazı vak’ a lar, bilirsiniz cas perdu’ dur, umutsuz vak’ a dır. Ayrıca benim böyle bir misyonum da yoktur.
    Ancak bir konuda, bir soruyla size yardımcı olabilirim.
    Şu PubMed’ de yayımlanmış, ama adınızın olduğundan haberinizin bile olmadığı makaleyi yerden yere vurmuşsunuz ya;
    Sayın Küçükusta neden bu yazıyı hem Üniversiteler arası Kurul’ a , YÖK’ e ve en önemlisi o makalenin yayımlandığı derginin Editörü’ ne şikayet etmediniz tam on yıldır?
    Böylece bu bilimsel şarlatanlığı (?!) yapanları dünya aleme rezil etmiş olurdunuz. Hem böyle bilimsel olmayan bir araştırma yapıyorlar, hem de izniniz, haberiniz olmadan sizin adınızı kullanıyorlar. Bu ahlaksızılığa (?) 10 yıldır neden itiraz etmiyorsunuz sayın Küçükusta? Neden bu bilimsel ahlaksızlığa ortaklığınızı sürdürüyorsunuz?
    Naçizane, ben de dört yıl boyunca, ve 2 yıl önce sizin beğenmediğiniz PubMed listesine kabul edilme başarısını göstermiş olan “Turkish Neurosurgery” ve “Türk Nöroşirürji Dergisi” dergilerinin editör yardımcılığını yaptığım için, bu algoritmalar hakkında biraz bilgim vardır, ona istinaden söylüyorum. Sakın ukalalık yaptığımı zannetmeyin lütfen.
    Size yazdıklarımı sabah akşam okuyup feyz almanıza da gerek yok sayın Küçükusta.
    10 yaşında bir çocuk dahi yazdıklarımı anlayabilir, tabii anlamak isterse. Ama yine de benim için Tanrı’ dan dilediğiniz iyi dilkeleriniz için çok teşekkür ederim. Ben de size yüce Tanrı’ dan benim yazdıklarımı anlamanız için sabah-akşam okumanıza gerek kalmayacak kadar zihin açıklığı dilerim.
    Bir gün benimle bir Pub’ da buluşup, kafa çekmek ve kafa bulmak için yanıp tutuşmanıza da gerek yok sayın Küçükusta, çünkü siz zaten bütün meslektaşlarınız ve toplumla uzun yıllardır kafa buluyorsunuz. Ayrıca benim yarenliğime ihtiyacınız olduğunu hiç sanmıyorum.
    Yazınızın sonundaki ünlemli nidaya da bakılırsa, bana yanıtınızı da o “benim ihtiyacım yok, gitmem” dediğiniz sizin Pubmed’ lerden birinde yazmışsınız herhalde.
    Her ne kadar yanınızda olamasam da;
    Sağlığınıza olsun sayın Küçükusta, siz benim yerime de bir kadeh yuvarlayınız, ben içmiş kadar olurum.
    Belki kafanızı gene karıştıracağım, anlamakta zorluk çekeceksiniz ama, bilimsellik mutlak dürüstlük ister sayın Küçükusta. Belki de; siz bu nedenle kendinizi bilim insanı olarak hissetmiyor olabilir misiniz?
    Dr.Hakan Kayalı

  8. BANA PUBMED’ İ ÖĞRETENİN 40 YIL KÖLESİ OLURUM

    Çok değerli meslekdaşım Hakan Bey,

    Benim gibi sıradan biri için bilimsel faaliyetlerinizi bir kenara bırakıp kıymetli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.

    Bu kadar uzun ve derin manalar ifade eden bir mektubu defalarca okusam bile tam olarak anlayabileceğimi hiç sanmıyorum. 10 yaşında bir çocuk bile anlayabilir diyorsunuz ama ben 10 yaşımı çoktan geçtim; belki ondandır.

    Gene de yazınıza her gün bir göz atıp bir takım şeyler öğrenmeye çalışacağımı bilmenizi isterim ama başarılı olur muyum bilemiyorum.

    Ben “her konuda ahkâm kesip kanal kanal gezerken” sizin bunca engin bilginize rağmen “O bildiğim bir tek şey de, hiçbir şey bilmediğimdir” diyerek mütevazılığınızla da beni kendinize bir kez daha hayran bıraktınız.

    Size, yüksek müsaadelerinize sığınarak anlayabildiğim bazı konularda cevaplarım olacak ama önce bir sitemim var: Bir röportajımı neden siteme koymadığımı soruyorsunuz.

    İşte bu olmadı Hakan Bey çünkü sözünü ettiğiniz röportaj sitemde yer alıyor. Sizin gibi bir bilim adamının bunu nasıl olup da bulamadığına şaştım kaldım. Beni sükût-u hayale uğrattınız. Böyle yalap şap araştırma yapmayı doğrusu hiç yakıştıramadım size. Sayfanın bağlantısını ise kendiniz arayıp bulun diye özellikle göndermiyorum ama gene de bulamazsanız lütfen bildirin bana.

    Hekimleri ilaç firmalarının kucağındaki fino köpeklerine benzetmek, gazete röportajında bana aitmiş gibi yazılmış ama bu bana ait bir ifade değil. Bu sözler Georgetown Üniversitesi fizyoloji ve biyofizik profesörlerinden Adriane Fugh-Berman’ ın (Doctors must not be lapdogs to drug firms: BMJ 2006;333:1027.1).

    Ben Amerikalı profesörün bu ifadesini “Biri Bizi Hasta Ediyor” isimli kitabımda yer alan bir yazımda kullanmıştım. Röportajı yapan gazeteci de –ona daha önce yayınlanan birkaç kitabımı da vermiştim- herhalde oradan alıp benim sözlerimmiş gibi yazmış; yani o da aynen sizin gibi yalap şap bir iş yapmış.

    Benim PubMed’ deki biricik yazımı neden bu kadar çekiştiriyor, kıskanıyorsunuz Allah aşkına? Haset etmeyin, çalışın, araştırın yazın; sizin de olur.

  9. Doç.Dr.Hakan Kayalı diyor ki:

    Sayın Küçükusta,
    Öncelikle sizin sıradan birisi olduğunuzu hiç düşünmediğimi bilmenizi isterim.Öyle düşünmüş olsa idim,sizin deyiminizle “bilimsel faaliyetlerimden” arta kalan sürelerde, günlerdir sizinle yazışıyor olmazdım.
    Evet sayın Küçükusta, ben bir bilim adamıyım, çünkü bilim insanı olmak, sizin tabirinizle hastaya bakmayan, ameliyat yapmayan, sadece emrine tahsis edilmiş laboratuarlarda sabah akşam araştırma yapan insan olma kriterlerine sıkışmak demek değildir. Dahası böyle olmaması gerekir.

    Bilimsel ve bilim insanı olmak, hasta insanları “Tanrı’ nın biz hekim kullarına kutsal bir emaneti” olarak görmek, emanete hıyanet etmemek demektir. Bunun için de Tanrı’ ya kendi kelamı ile “ilmimi arttır” “hastaları benim yapma ihtimalim olan hatalardan koru” diye dua etmektir.

    Stabil bir L3 kompresyon kırığı için hemen 8 vida, 2 rod, 2 transvers bar takmamız gerek, karşılığı 80 milyar dememektir. Dahası ondan sonra Cerrahpaşa Tıp Fak. Nöroşirürji AD’ na giden hastanın 60 liralık bir korseyle 1,5-2 ay istirahat ederek, sonrasında off-road yapacak kadar sağlığına kavuştuğunda, koskoca Prof.ünvanınızla o hastanın karşısında ya da o sizin beğenmediğiniz Üniversitelerde hala etik ve bilimsel verilere riayet ederek, hekimliğin bugünkü şartlarında dahi büyük bir özveri ile çalışabilip, bilimselliğini sürdürmeye gayret eden diğer Prof.lerden utanabilmek, en azından yüzü kızarabilmektir.

    Ama bu güne kadar ilaç firmaları sayesinde bu güne kadar yemediği nane içmediği bade kalmamışken, bir gün çıkıp “tüm” hekimleri ilaç firmalarının kucağına oturmakla itham etmek hiç değildir.
    Sizin yaptığınız şey ne biliyor musunuz sayın Küçükusta? Size itiraz geldiği zaman “ben söylemedim o söyledi” deyip, işin içinden sıyrılmaya çalışmak. Sözünüzün arkasında duramamak. Tıpkı sayın Coşkun Özdemir’ in eleştirilerine verdiğiniz cevaplarda, “ben bilemem ama bana böyle söylendi” mealindeki açıklamalarınız gibi.(Bu arada bu cevaplarda bambaşka bir Ahmet Rasim Küçükusta keşfetmeye başladığımı bile söyleyebilirim, sorun hangi Ahmet Rasim Küçükusta’ nın siz olduğunuza karar verebilmek)

    Bu belki de sizin bu zamana kadar yediğiniz naneler ve içtiğiniz badelerin siz de geç te olsa yaratmış olduğu bir özeleştirinin rahatsızlığından ve “ya ben bir zamanlar neler yapıyordum şimdi ne yapıyorum?” sorusuna yanıt bulamamanızdan kaynaklanmaktadır.Kimbilir, belki de pişmanlıktır.

    Üzülmeyin sayın Küçükusta, cesur olun, hatanın neresinden dönülürse kardır.Bunu açıkça söyleyebilin ki; ben ve benim gibiler sizin hakkınızda “bari dinime küfreden müslüman olsa” diye düşünmeyelim. Bu sıkıntıdan kurtulmanız için etrafınıza çamur atarak “tüm” hekimleri şarlatanmış gibi göstermek size bir şey kazandırmaz.

    Sizi, hepimizin gözünde yüceltecek olan asıl şey; gerçekten şarlatan olup, hele hele bilimsel ve akademik ünvanlarını bu şarlatanlığa alet edenlerin peşine düşebilme cesaretinizin olduğunu gösterebilmenizdir. Yoksa bu ülkedeki 120000 doktorun hepsini çamura bulanmış gösterip, kendinizi bundan muaf tutmanız değildir.

    Eğer bunu başarabilirseniz, eğer çöple samanı ayırmaya başlayabilirseniz, inanın sizin en sadık yol arkadaşınız ben olurum, işte o zaman o hayal ettiğiniz Pub buluşmasında size yarenlik etmekten bile kayif alır, mutlu olurum.
    Farkında değilsiniz ama, fino köpeği benzetmesini sizin yapmadığınızı anlatmaya çalışırken bile referans göstererek aslında bilimsel bir yol izlemişsiniz.
    Buradan içinizde bilimsellik adına hala kırıntıların kalmış olduğunu düşünerek ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlıyorum.

    PubMed’ deki biricik yayınınız için hasetlik durumuma gelince, sayın Küçükusta, ne hasetliği Allahaşkınıza, keşke bir değil 111 yayınınız olsa, benim ülkemden bir bilim insanının dünyaca kabul görmüş 111 yayını olması beni ancak mutlu eder, gururlandırır. Örnek alırım. Yalnız bilirmisiniz, jüri üyelerinden birisinin de benim hocalarımdan biri olduğu bir Doçent adayının tam 100 adet yabancı yayınla Doçentlik başvurusunun daha dosya aşamasında reddedildiğini. Neden biliyor musunuz? Bu aday bu kadar sürede bu kadar yayın yapabildiyse ya masaüstüdür, ya da hekimlik yapmamıştır.

    Belki de benin branşımda bu bilimsel çalışmaların değerlendirme kriterleri, sizin branşınızdan daha farklıdır. Belki de bilim adamı olma kriterlerimiz sizinle bu nedenle farklıdır.
    Ama bu farklılıklar bir hekim camiasının tümünü toptan karalamanız için geçerli bir bilimsel kriter değildir sayın Küçükusta.

    Hani bir söz vardır ya “bana ilk taşı hiç günahsız olanınız atsın” diye. Siz ilk taşı atabilecek kişimisiniz sayın Küçükusta?
    Dr.Hakan Kayalı

  10. HER ŞEYİN FARKINDAYIM, GÜLHANE PARKINDAYIM

    Çok değerli meslekdaşım Hakan Bey,

    Sizinle anlaşamama sebeplerimizin başında “bilim adamı” nın tarifi geliyor.

    Benim fikrime göre bir tıp fakültesinde esas olarak eğitime katılan “bilim öğreten veya hoca”, esas olarak sağlık hizmeti veren “bilimi uygulayan veya hekim” ve esas olarak bilimsel araştırma yapan “bilim üreten veya bilim adamı” olmak üzere üç farklı grupta öğretim üyesi olmalıdır.

    Bunların çalışma sahaları elbette ortaktır ve sınırları tabii ki kesin olarak ayrılamaz ama temel görevleri birbirinden “tamamen” farklıdır. Bu üç farklı işi yapanların birbirlerine karşı bir üstünlüğü ve zayıflığı gibi bir şey de söz konusu değildir.
    Yani, bilimsel araştırma yapan daha üstün, sağlık hizmeti veren daha değersizdir şeklinde bir yorum yanlış olur. Her üçü de birbirinden ayrı ve her üçü de çok önemli ve “mukaddes” vazifelerdir.

    Ben üniversitelerdeki “öğretim üyeleri bilim adamı değildir” derken hiçbir şekilde onlara hakaret etmiş veya onları aşağılaşmış olmuyorum. Hatta aksine bir hasta için bilimi uygulayanların çok daha önemli olduğunu birçok yazımda belirttim. Benim yaptığım bir “görev ayırımıdır”; o kadar.

    “Bilimi öğretmek veya bilimi uygulamak bilim adamlığı değildir”.
    Bilim adamı olabilmek için “bilim üretmek” gerekir. Başka bir ifade ile de bilim uygulayıcıları “insan için” bilim adamları ise “insanlık için” çalışırlar.
    Bilimin iyilik yapmak, yardım etmek, dua almak gibi kaygıları da yoktur ayrıca.
    Bilmem anlatabildim mi?

    Doktorların tümüne çamur atma meselesi

    Ben bırakın doktorlara çamur atmayı tam aksine onların da bu sistemin kurbanı olduklarını, bundan en büyük acıyı onların çektiğini anlatmaya çalışıyorum.
    Doktorları ve haklarını savunuyorum ama siz de dâhil pek çok meslekdaşım bunu böyle anlamadığına göre demek ki derdini doğru ifade edemeyen ben olmalıyım.

    Siz de bana, hangi yazılarımda hangi ifadelerimle “tüm hekimleri” ilaç firmalarının kucağına oturttuğumu, “Ben söylemedim o söyledi” dediğimi, hangi sözümün arkasında durmadığımı, etrafıma çamur atarak “tüm” hekimleri şarlatanmış gibi gösterdiğimi, hekim camiasının tümünü toptan karaladığımı bildirirseniz tek tek cevaplarım.

    Üniversiteleri beğenmiyorum

    Siz beğenebilirsiniz ama ben üniversitelerimizi de tabii ki beğenmiyorum. İnsan beğendiği bir şeyin hatalarını, eksiklerini göremez, daha fazla geliştiremez. Gelişme, ilerleme beğenmeme ile başlar. “Ben üniversitelerimiz daha iyi olsun istiyorum”. Hepsi bu.

    Ya ben bir zamanlar neler yapıyordum şimdi ne yapıyorum?

    Diyelim ki sizin dediğiniz gibi yani “Ya ben bir zamanlar neler yapıyordum şimdi ne yapıyorum?” diye düşünüyor olayım. Bu kötü bir şey değil ki; keşke herkes böyle yapabilse, böyle davranabilse. Böyle düşünmek, yanlışları görmek, onları düzeltmeye çalışmak, pişman olmak erdem değil de nedir sizce?

    Cesaret meselesi

    Cesur biri olduğumu söylemediğimi sanmıyorum, hatırlamıyorum amma velâkin çok değilse de bir miktar cesaretim olduğuna inanıyorum. Elimden geldiği kadar, becerebildiğim kadar gördüğüm yanlışları dile getirmeye çalışıyorum. Bu mevzuda beni başarılı saymama hatta başarısız bulma hakkınız vardır ve elbette çok da saygı duyarım.

    Biricik yayınım ve diğer mevzular hakkında ortaya karışık

    Göz bebeğim, medar-ı iftiharım, biricik yayınım için 2 numaralı kaynağı tekrar okumanız yeterlidir. İhtiyaç hâsıl olursa ek açıklamalar da yapabilirim.

    Fino köpeği meselesinin farkındayım; Gülhane parkındayım.

    Sizin dualarınız benim de dualarımdır; buna hiç şaşırmadım.

    Nane ve badelerden çok etkilenmişsiniz. İroni anlayışınız çok zayıf bence. Sebebi de, op salonlarında pub salonlarından daha sık bulunmanız olabilir.

    Ben nerde, ne zaman “Günahsızım, ilk taşı ben atacağım” diye yazdım veya böyle söyledim? Kendimi de çok tenkit ediyorum.

    Siz kafayı bana değil meselelerimize ve bunların çözümüne takarsanız daha iyi olur. Beni eleştirmenizin veya diyelim ki yerin dibine geçirmenizin kime ne faydası olabilir ki?

    Neticede, ben de sizi yol arkadaşı olarak kabul etmeye hazırım ama “ironi ve mizah” konusunda eksiklerinizi görmeniz ve tamamlamanız şartıyla.

    KAYNAKLAR
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/08/17/yazilar/elestirel-yazilar/tip-egitimi/profesorler-bilim-adami-degildir/
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/11/19/yazilar/zaman-gazetesi/turkiye-de-bilimsel-arastirma-da-yapilmiyor-bilimsel-yayin-da/
    http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2012/02/08/yazilar/elestirel-yazilar/tip-egitimi/bilim-bilimsel-arastirma-ve-bilimsel-yayin-nedir-ne-degildir/

  11. Doç.Dr.Hakan Kayalı diyor ki:

    Çok değerli meslektaşım Ahmet bey,
    Sizinle benim anlaşamadığımız düşüncenizin tam aksine, ben şu son yazınızdan sonra, tam aksine yavaş yavaş da olsa, fikir ayrılıklarımız olduğu saklı kalmak üzere, artık anlaşabilmeye başladığımızı düşünüyorum.
    Şöyle ki;
    Siz bilim insanlığını “kendinize göre” tarif ediyorsunuz, ben ise gerek Türk Dil Kurumu sözlüğünde tanımlandığı şekliyle, gerekse ister Türkçe ister İngilizce olsun Vikipedi’ de tanımlandığı ve fiiliyatta da olması gerektiği şekliyle kabul ediyorum.
    Bir Tıp Fakültesi’ nde görev alan öğretim üyelerini üç kategoriye ayırıp, sonra da “bunların çalışma sahaları elbette ortaktır ve sınırları tabiî ki kesin olarak ayrılamaz” demenize rağmen, bilim insanlığı vasfını sadece kendini laboratura kapatıp, sadece araştırma yapanlara vermenizin yanlış olduğunu düşünüyorum.
    Ayrıca , bilim adamı olmak için her yaptığınız araştırma sonucunda mutlaka bir icat, buluş yapmak da gerekmez, bir yazınızda sizin de belirttiğiniz gibi bir bilimsel çalışmanın sonunda, o güne kadar doğru bilinen şeylerin aslında yanlış olduğunun ortaya çıkartılması dahi yeterli olabilir ve hatta olmalıdır. Bana göre böyle bir bilimsel çalışmanın değeri, yeni bir icattan daha az değildir.
    Sadece bilim üreterek bilim adamı olunacaksa eğer, tam da sizin pek çok yazınızda tenkit ettiğiniz sponsor ilaç ya da tıbbi malzeme firmalarının kulu kölesi olmuş insanlar “kardeşim burada bilim adamı benim, burada benim borum öter, laboratuarlarda sabahlayan benim, ben ne dersem o” derse ne yapacaksınız sayın Küçükusta?
    Örneğin kolesterol ilaçlarında, sizin de karşı çıktığınız statinleri icat eden kişi, “kardeşim burada bilim adamı ünvanı olan benim, siz de benim bulduğum bu ilacı kullanmakla yükümlüsünüz, ben icat ederim, sen de paşa paşa kullanırsın” dese, hangi sıfatınızla O’ na karşı çıkmayı düşünürsünüz değerli meslektaşım ?
    İşte benim bilim insanı olmaktan anladığım bu sayın Küçükusta. Bilim adamlığı payesini kendi ellerinizle kendi içinde çok sınırlı bir zümreye teslim ederseniz, bir gün gelir kendi web sayfanızda bile düşüncelerinizi savunamaz, itiraz edemez hale gelirsiniz.
    Örneğin; statini keşfeden kişi, “ben bu ilacı keşfetmek için yıllarımı harcadım, Ahmet bey’ se, kendisinin bilim adamı olmadığını, benim bilim adamı olduğumu söylediği halde” diye başlasa,
    O ilacı üreten firma “milyonlarca dolar harcadım, Ahmet bey se, benim firmamı ve benim bilim adamlarımı haksız yere ve yetkisi olmadığı halde kötülüyor” diyerek sizi dava etse, hangi vasfınızla kendinizi savunursunuz sayın Küçükusta?
    Ya da ben, ilk olarak 1945 li yıllarda hyalüronik asitle diskografi yöntemi kullanılarak uygulanıp, başarısız olduğu görüldükten sonra, bu gün kullandığımız ve doğru endikasyon koyduktan sonra , hele hele mikrocerrahi-mikrodiskektomi ile mükemmel cerrahi sonuçlar elde ettiğimiz yöntem dururken, nükleoplasti adı altında bizlere altın tepsilerde sunulan, yine 1945 teki aynı yöntemle uygulanan; ama bu sefer lazerle başlayıp, olmadı termal enerji, olmadı RF, olmadı son zamanlarda ozon tedavilerini geliştirenlere, hangi sıfatla karşı durabileceğim sayın Küçükusta? Ya da SGK nükleoplasti için para ödemeye başlayınca bazılarının yaptığı gibi yerlere göklere mi sığdıramayacağım, ödeme yapmayı kesince web sayfalarımda tekrar mikrocerrahi altın standarttır mı diyeceğim?
    Hekimlere çamur atma meselesine gelince,
    Hemen tüm yazılarınızda, anlaşılan bu maalesef sayın meslektaşım. Doktorları ve haklarını savunduğunuz halde, ben de dahil pek çok meslektaşınız, sizi yanlış anladığına göre, derdini doğru iafde edemeyenin siz olduğu özeleştiriniz;
    İşte size günlerdir anlatmak istediğim bu sayın Küçükusta.
    Belki de bunda Etken olan, bende eksik olan ironi ve mizah anlayışının, siz de de tam tersine, aşırı olmasıdır ne dersiniz ?
    Bu arada gerçekten Pub kültürüm fazla değil sayın Küçükusta ama, zannettiğiniz gibi op. salonlarında gece gündüz çalıştığımdan değil, maalesef maddi nedenlerle.
    Yoksa biz de biliriz adalarda modalarda gezmeyi sayın meslektaşım, hiç kuşkunuz olmasın.
    Çünkü maalesef ben zannettiğiniz gibi çok ameliyat yapan birisi değilim, hatta bu nedenle 4,5 yıl içinde 5 özel hastane değiştirmemin nedeni de bu biliyor musunuz?
    Hastane patronları bana diyor ki, “Hocam sizden çok memnunuz, hastalar sizden çok memnun, personel çok memnun, ameliyatlarınıza bakıyoruz hiç komplikasyonunuz yok, ama ameliyat sayımız az hocam, neden?” ya da artık günümüzde yeni yeni palazlanan, hekim olan – olmayan hastane CEO ları, sırtlanlar gibi dişlerini göstererek ” hocam ameliyat sayımız az, ticari olarak biz % 8-12 ameliyat bekleriz, ayda 500 poliklinik yapıyorsanız, ayda 40-60 ameliyat beklentimiz olur” deyince, ben de “bizim bilimsel verilerimiz ve tıbbi istatistiki verilerimizle sizin işletme istatistikleriniz birbirini tutmuyor, siz o zaman kendinize çok ameliyat yapan bir nöroşirürjiyen bulun” deyip, istifa ediyorum. Zaten istifa etmesem kovulacağımı biliyorum. Bakalım onuncu köy var mı? Şimdilik var olduğunu umut etmek istiyorum.
    Ayda 500 poliklinik , ve maalesef sadece 10-12 ameliyatı beğenmeyip “daha daha daha” diyen hastane sahipleri ve onlara yaranmaya çalışan CEO bozuntularını da gözlerini Allah doyursun diyerek, kendisine havale ediyorum.
    İşte; bütün bu yanlışlara karşı koyabilmek için dahi, bilimselliğe ve bilim adamı olmaya mecbur olduğumuzu, bir hekim pratisyen hekim bile olsa bilimle uğraştığı için, bir hastayı muayene ederken bile bilimsel metodlar kullandığı için, bilim adamı olmayı hakettiğini ve yetiştirilen tıp öğrencilerinin de kendilerine bu hasletin aşılanarak yetiştirilmelerinin gerekli olduğunu düşünüyorum.
    Bilim insanı unvanının, sırf bir laboratuarda yıllar sonra tartışmaya açılacak statini bulan kişinin tekelinde olmasının çok yanlış olduğunu düşünüyorum.
    Pişman olmanın erdemine gelince;
    Bu mudur? Budur işte sayın Küçükusta. Hem de ne büyük erdemdir. İşte budur sizin hangi Ahmet Rasim olduğunuzu kafamda netleştirmeye başlayan. Şükürler olsun.
    Üniversiteleri beğenmediğinize, benimse beğeniyor olabileceğime gelince,
    Belki de burada size biraz kendimden söz etmem gerekiyor sayın Küçükusta, ben de sizin gibi Üniversiteyi beğenmediğim için, ancak maalesef 30 yıl sonra değil, öğretim üyeliğinin daha başında mecburi hizmetimin bitmesinin ertesi günü emeklilik dilekçemi vererek, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ nden ayrılmış biriyim.
    Mevcut sistemde Doçent kadrosu ya da Prof. Kadrosuna atanmak için önündeki adamın emekli olmasını, ya da ölmesini beklemek ya da ayağını kaydırmak yerine, hele hele TSK içinde bir yıldız uğruna – elbette hepsi değil – bazı koca koca Prof.ların ne hale geldiklerini görünce, insanların bir koltuk uğruna, ne arkadaşlıkları ne dostlukları sattığını gördükçe, “yaptığın çalışmaya benim adımı da yazmazsan, doçentlik sınavına girmeni engellerim, sana destek olmam” diyen yeni yetme Anabilim Dalı Bşk.larını gördükçe, “bilmsel” olmak için illaki üniversitede kalmak değil, aksine ayrılmak gerektiğini düşünerek kendi isteği ile bir an önce emekliliği tercih eden biriyim.
    Onun için üniversitelerimizi bana anlatmayınız, ama bu gerçekler, her şeye rağmen buralarda iyi niyetle, özveriyle çalışan ve bilimselliği bu şartlarda dahi sürdürmeye gayret eden pek çok meslektaşımızın olduğu gerçeğini değiştirmez sayın Küçükusta.
    Ama, eğer o insanlara bilim adamı da dahil olmak üzere hak ettikleri hürmeti göstermezsek, o zaman onlar da der ki, “madem 30 yıl üniversitede hocalık yaptın, neden bazı şeyleri değiştirmedin, neden gayret etmedin usta?” ve haksız da olmazlar değil mi?
    Kafayı size takmama gelince,
    Ben size kafayı takmış falan değilim sayın meslektaşım, hele sizi yerin dibine geçirmek gibi bir niyetim olmadı. Üstelik haddim de değildir. Sadece birbirimize ayna tuttuğumuzu düşünüyorum.
    Ama bir öneride bulunabilirim. Bana göndermiş olduğunuz son yazınız var ya; işte onu naçizane tavsiyem, web sayfanıza, özellikle meslektaşlarımıza hitaben giriş sayfası yapmalısınız. Böylece, maalesef bizzat yol açtığınız kendinizle ilgili yanlış anlaşılmaları, özellikle meslektaşlarımız arasında net bir şekilde ortadan kaldırabilirsiniz diye düşünüyorum.
    Sakın mizah ya da ironi yaptığımı sanmayın sayın Küçükusta. Biliyorsunuz benim bu hasletlerim gelişmiş değil, içimden geçenleri aynen söylüyorum o kadar ve bunda da gerçekten samimiyim.
    Dr.Hakan Kayalı

  12. dilara diyor ki:

    Sayın Küçükusta ben bir doktor değilim, tıp fakültesi öğrencisi yada sağlıkçı da değilim ama tıp alanındaki gelişmeleri takip etmek adına ben bile normal bir vatandaş olarak biliyorum. Ve umarım hiç bir zaman sevdiklerimin sağlığını sizin gibi isminin başında prof. ibaresi olan bir doktora emanet etmek zorunda kalmam. Yazılarınızı okudukça ne acı dedim içimden.

Siz de yorumunuzu paylaşın:

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi