TÜRKİYE’ DEN BİRİ NASIL OLDU DA NOBEL KİMYA ÖDÜLÜNÜ ALDI?

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi
2015 Nobel Kimya ödülünü, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile beraber bizden birinin Mardin' li kardeşimiz Prof. Dr. Aziz Sancar' ın kazanması bizi elbette çok mutlu etti ve gururlandırdı. Peki, bizim memlekette doğup büyüyen, üniversite dahil tüm eğitimini Türkiye' de alan birinin bilim dallarından birinde Nobel Ödülü alması nasıl mümkün oldu? Gelin bu sorunun cevabını sizlere “Kalbime koy başını doktor” başlıklı kitabımdaki bir yazımdan bir bölümle vereyim: BİR TÜRK NOBEL ALABİLİR AMA TÜRKİYE’ DEN BİRİNE NOBEL VERMEZLER* “Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi? sorusu hep sorulur. Bu soruya verilebilecek en doğru cevap bence şudur: Evet, bir Türk’ ün Nobel alması pek âlâ mümkündür ama bu kişinin Türkiye’ de çalışan bir Türk olması imkânsızdır! Zaman zaman medyada Amerika’ da veya bazı ileri Avrupa ülkelerinde yaşayan ve oralarda çalışan Türklerin adı Nobel için geçer. Mesela Gökhan Hotamışlıgil, Kutluk Oktay, Murat Günel, Cezmi Akdiş… ilk anda aklıma gelen isimler ve inanıyorum ki bu isimler sizlere de yabancı değildir. Nobel almak için elbette asgari bir zekâya ve çalışkanlığa ihtiyaç vardır ama artık Nobel almak veya hiç değilse Nobel’e aday gösterilebilmek bu özelliklerden çok önce bir sistemin, bir laboratuarın elemanı olmayı gerektirmektedir. Tıpta Nobel alanlara baktığımızda da bunların hiçbirinin tek başlarına çalışan klinisyen yani hasta bakan doktorlar olmadığını görürüz. Bunların tamamı bir laboratuarda çalışan “bilim adamları” dır ve alanları da histoloji, mikrobiyoloji, viroloji, genetik, biyofizik, biyokimya, fizyoloji, patoloji gibi temel tıp bilimleridir. Zaten ödülün tam adı da tıp ve fizyolojide Nobel ödülü’ dür. Yukarıda bahsettiğim, Nobel için adı geçen Türk “bilim adamları”da bir sistemin elemanlarıdır ve bunların kişisel başarılarından ziyade bu sistemin başarısından dolayı Nobel’ e aday gösterilmeleri söz konusu olmaktadır. Türkiye’ den Nobel adayı çıkar mı? Lafı uzatmaya hiç gerek yok. Türkiye’den tıpta bırakın Nobel alacak birini Nobel’e aday adayı olabilecek biri bile çıkmaz. Çünkü Türkiye’ de bunu sağlayacak altyapı ve sistem yoktur ve bizim üniversitelerimizde de zaten bilim üretilmemektedir. Tıp fakültelerimizin diplomalarının TUS’a girmek için gerekli olan nüfus kâğıdı sureti, iki adet vesikalık fotoğraf gibi belgelerden biri olmanın dışında fazla bir önemi yoktur. Bir de bizde temel tıp bilimlerinde çalışanların büyük çoğunluğu her hangi bir klinik dalda uzmanlaşma imkânını elde edememiş olan nispi olarak başarısız doktorlardır. İlk tercih olarak anatomiyi, fizyolojiyi veya biyofiziği seçenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Yurt dışında çalışan “bilim adam”larının “Yeter artık ben Türkiye’ ye dönüyorum; çalışmalarımı bundan böyle ülkem adına sürdüreceğim ” diyerek milliyetçi duygulara kapılmaları da bihudedir. Bunların işleri uçakları Atatürk Havaalanı’ na indiği anda biter; çünkü ülkemizde çalışmalarını sürdürebilmelerini sağlayacak sistem ve maddi imkânlar bizde yoktur. Üstelik bu tür “bilim adamlarına” ülkemizde kadro bulmak da mümkün değildir. Çünkü yurt dışında çalıştıkları türde bir sistemin veya laboratuarın bizde bir karşılığı olmadığından bunlar ancak kaloriferci, teknisyen, hastabakıcı gibi bir kadroya yerleştirilebilirler. Asgari ücretle veya 8’ in 4’ ünden maaş alarak da bilim üretilemez.   Gelelim neticeye   Artık Nobel almak için “Ağaçtan elma düştü; demek ki yer çekimi var”şeklinde Newton türü bir anda şimşek gibi çakan, parlak zekâ gerektiren buluşlar yapmanın, dâhi olmanın zamanı çoktan gelmiş geçmiştir. Nobel almak için süper zekâ sahibi olmak değil, bir sistemin çalışkan elemanı olmak gerekli ve dahi yeterlidir.

Siz de yorumunuzu paylaşın:

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi