SABRIMI GAMZELERİN SİHRİ İLE TARAC EDELİ

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

26 Ağustos 1943' de vefat eden Bimen Şen' i saygıyla anıyorum.

Onlar aşığıydı delicesine sazların
Düşmezdi dillerinden hiç Bimen Şen merhum
Öylesine çalım öylesine kurum
Ağızlarında horoz şekeri ve latilokum
Beşi onu bir gelirdi kızların

Yukarıdaki mısralar, Salâh Birsel’ in Meydandan Geçen Kızlar şiirinden. Şair, ‘’Düşmezdi dillerinden hiç Bimen Şen merhum’’ dediğine göre, şiirin 1940’lı yıllarda yazılmış olduğunu tahmin edebiliriz. Çünkü 1943 yılında vefat eden Bimen Şen’in şarkılarının en popüler olduğu yıllar yüzyılımızın ikinci çeyreğine denk düşen zaman dilimidir.

Bimen Şen, Türk Müziğinin, özellikle de ‘Fasıl Musikisinin’ çok önemli bestekârlarından biridir. Günümüzde genç kızlarımızı bırakın, yaşı kemâle ermişlerimizin çoğunun da, bu ismi ilk kez duyduklarını ve şu soruyu sorduklarını sanıyorum: ‘O da kim?’.

Birkaç aydan beri muayenehaneme gelen Ermeni hastalarıma Bimen Şen adında bir bestekârın ismini duyup duymadıklarını soruyorum. Hayır, bu büyük üstadı tanıyan çıkmıyor maalesef. Bu ismin Ermeni vatandaşlarımız tarafından bile bilinmemesi beni hayretlere düşürüyor. Tarihimiz, kültürümüz adına ne kadar üzücü bir durum, değil mi?

SOYADINI ŞARKISINDAN ALDI

Dr. Nazmi Özalp’ ın ‘Türk Musikisi Tarihi’ isimli kitabından öğrendiğime göre Bimen Şen’in asıl adı Bimen Dergazaryan’dır ve Ermeni asıllıdır. 1873 yılında Bursa’da doğmuştur ve bir din adamının dördüncü çocuğudur. Mûsikîşinas bir aileden geldiği için sesinin güzelliği dikkatleri çekmiş, çocukluğunda kilisede ilâhi okumaya başlamış, kazandığı başarı kısa sürede çevresine yayılmıştır. Daha on bir yaşında iken, bir münasebetle Bursa’ya gelen Hacı Ârif Bey’e takdim edilmiş, ona birkaç şarkı meşk ettiren ve sesini çok beğenen üstat, bu sanatta ilerlemesi için İstanbul’a gönderilmesini tavsiye etmiştir. Ailesinin şiddetle karşı çıkmasına rağmen, on dört yaşında iken ve bir kış günü İstanbul’un yolunu tutmuştur.

İstanbul’ da bir yandan bir Ermeni bankerin yanında çalışırken, bir yandan da Hagopos Kıllıyan ve Lem’i Atlı’dan müzik dersleri almış; Hacı Arif Bey, Aziz Dede, Tamburi Cemil Bey gibi dönemin ünlü Türk müziği bestecilerinden yararlanmıştır.

Bimen Şen, besteciliği kadar sesinin güzelliği ile de ünlenmiş, ama gazinolarda çalışmamıştır. Hanendelik etmiş, plaklar doldurmuştur.

Atatürk’ ün daveti üzerine Ankara’ya gelmiş, zaman zaman Dolmabahçe Sarayı’na da çağrılmıştır. Hatta, soyadını da Atatürk’ ün önerisiyle, güftesi de kendine ait olan kürdilihicazkâr makamındaki ‘Yüzüm şen, hatıram şen, meclisim şen, mevkiim gülşen’ sözleriyle başlayan şarkısında çok sık geçen şen kelimesi ile değiştirmiştir.

ÖMRÜM ARTAR SANA BAKTIKÇA

Bimen Şen, eski deyimle ‘velud’ yani doğurgan bir bestecidir. 800’den fazla şarkı bestelediği bilinir, ancak elimizde bunların 250 kadarının notası vardır. Bunda bestecinin notayı sonradan öğreniş olmasının payı büyüktür her halde.

Karnik Garmiryan’ın Hayatı ve Eserleri isimli kitapta oğlu Ara, Bimen Şen’ i şu sözlerle anlatır:

"Bimen Şen, nota bilgisi olmadığından, her yeni şarkı bestelediğinde, bunu notaya geçirmesi için babama haber gönderirdi. Babam bu ziyareti pazar gününe denk getirir, Elmadağ yakınlarındaki bu eve bazen beni de beraberinde götürürdü. Bimen Efendi eseri kısım kısım okur, babam da notaya dökerdi. Ünlü bestekâr, aydınlık yüzlü, şişmanca, yakışıklıydı. Eşi Eleni her zaman bakımlı ve iyi giyimli, tam bir salon kadınıydı ve beni, arkadaşının oğlunu, çok iyi ağırlardı.

Şarkının notaya alınması bittiğinde, Bimen Efendi, ’Artık sen bir aranağme uydurursun Karnik,’ der ve memnuniyetle ayağa kalkardı.

Gerçekten de babam, şarkının başında, sonunda ve iki kıta arasında saz heyeti tarafından çalınan aranağmeleri uydurmada çok başarılıydı. Çoğu kez babam hemen oracıkta yazardı aranağmeyi, bu da Bimen Efendi’yi çok memnun ederdi. Bir süre sonra ziyaretlerimiz son buldu. Babamın anlattığına göre, Bimen Efendi nota yazmayı öğrenmişti ve artık şarkılarını kendisi notaya döküyordu..."

Zamanının bugünkü deyimle ‘hit’ olmuş eserleri olan bu şarkılar, bugün de tüm ihtişamı ve lezzeti ile dillerdedir.

Bimen Şen’siz hicaz faslı olur mu hiç?

                     Ömrüm artar sana baktıkça perestişle benim
                     Canımın cânı mısın, ruhu musun şuh-i şenim
                     Seni sevdikçe şifâyâb oluyor hasta tenim
                     Canımın cânı mısın, ruhu musun şuh-i şenim

Sevdiğinden kalan sadece bir tel saçı saklayan ve ona bakarak, onu koklayarak da mutlu olan âşıkların duygularını anlatan şarkısı da, sanki daha dün bestelenmiş gibi taptaze değil mi?

                        Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından
                        Bir tel saç onun kaldı bütün hatırasından
                        Hala duyarım bin sızı ben her yâresinden
                        Bir tel saç onun kaldı bütün hatırasından

SINAV SORUSU OLAN ŞARKI

Mehmet Barlas’ın yazdığına göre, Bimen Şen’in bir bestesi aynı zamanda bir sınav şarkısıymış da. Fahrettin Aslan, Maksim’ de ‘sıra kızı’ olmak isteyen adaylara, ağır aksak usüldeki

                        Firkatin aldı bütün neşve-i tabım bu gece
                        Ağlamaktan yine zehroldu şerabım bu gece
                        Taştı peymane-i gam kalmadı şekvâya mecal
                        Mihverimde dolaşır leşker-i endhi melal
                        Hep senin aşkın ile böyle harabım bu gece

şarkısını söyletirmiş. Dikkat edin, bu as solistlerin değil, sıra kızlarının sınav sorusu. Ve, bunu söyleyemeyeni çıkarmazmış sahneye. Hey, gidi günler hey !                     

ŞİŞLİDEN İSTANBUL SURLARINA

Dillerden düşmeyen şarkıların bestekarı Bimen Şen için, Türk müziğinin ustalarından Ruşen Kam da şunları yazmış:

‘’… Bu ananenin en kuvvetli, en popüler bestekârlarının sonuncusu Bimen Şen’dir. Ta Şişli semtinden başlayarak İstanbul surlarına kadar uzanan bölge içinde onun eserlerinden birini, hattâ bir kaçını bilmeyen, terennüm etmeyen bir insan tasavvur etmek pek güçtür. Şöhreti ve eserleri I. Dünya Harbi ve sonra onu takip eden mütareke yılları içinde, bütün İstanbul ufuklarını kaplamış olan bu bestekârımız, her sınıf halkın kendi zevkini okşayacak tarzdaki şarkıları ile çok sevilmiştir. O dönemdeki yeni bir eseri, bütün umumi ve hususi saz meclisleri içinde muhitinin en kuytu köşelerinden yükselen seslerini, en güzel ahenklerini bu eserin büyüleyici melodileri arasında bulurdu. Onun bu sanat ve sanatkârlık tılsımı ölümüne kadar devam etmiştir.’’

İşte o şarkılardan birkaçı:

                        Al sazın sen sevdiceğim şen hevesinle
                        Çal söyle benim şarkımı sevdalı sesinle
                        Ben dinleyeyim, ağlayayım, gizlice böyle
                        Çal söyle benim şarkımı sevdalı sesinle

Yedikule sokaklarında dolaşırken, arada kalmış cumbalı ahşap bir evden coşkulu mahur şarkısı duyulur sanki:

                       Gel bir daha, gül ruyini aç, handeni göster
                       Çeşmim seni, sinem seni, kalbim seni ister
                        Efsane imiş eski muhabbetler, eme
                       Çeşmim seni, sinem seni, kalbim seni ister.

Benim onun en çok sevdiğim şarkılarından biri de segâh makamındaki eseridir:

                        Bensiz ey gülşen-i alemde mey nuş eyleme
                        Andelib-i aşkınım hasretle hamuş eyleme
                        Gönlümü sahbayı hicranınla sarhoş eylemE
                        Her ne cevreylersen et, ahdu feramuş eyleme

Toprağı bol olsun diyelim ve son sözü şair Süleyman Nazif’ e bırakalım. Bakın üstat için ne demiş:

                         Ebedi nazımıdır san’at-ı feryadımızın
                         Öperiz ağzını hep Bimen-i üstadımızın

Not: Daha önce www.haberx.com' da 5 Ekim 2009' da yayınlandı.

Siz de yorumunuzu paylaşın: