TÜM SUÇLAMA VE PARA CEZASINA İTİRAZ EDİYORUM

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Prof. Dr. Canan Karatay' ın hakkındaki suçlama ve para cezasına karşı savunmasının tıp dünyası ve özellikle de psikiyatristler için ufuk ve zihin açıcı olacağına inanıyorum.

***

TÜM SUÇLAMA VE PARA CEZASINA İTİRAZ EDİYORUM.

BU AMAÇLA GEREKÇELERİMİ TEK TEK AŞAĞIDA SIRALIYORUM:

  1. ‘TV programında verdikleri bilgilerin etik olmadığı’ İFADESİ TAMAMEN İÇERİKSİZ BİR İFADEDİR. ‘ETİK OLMAYAN BİLGİ’ ifadesini tümüyle reddediyorum.
  2. ‘Kusurlu olduğu ve halk sağlığına zarar verdiği’ İFADELERİ DE KÜLLİYEN UYDURMACA İFADELERDİR.
  3. Bu konuşmaların HALK SAĞLIĞINA ZARAR VERDİĞİNİ bir kanıt göstermeden ne kadar rahat bir ifade ile suçlayabiliyorlar. ETİK OLAN BU DEMEK öyle mi?

Psikiyatri derneği, halkın psikiyatrik hastalıklar hakkında tarafımca yanıltıldığını ileri sürüyor. Oysa ben halkı şu açıdan aydınlatmak çabasındayım:

Tıpta öğrendiğimiz en başta gelen şey, hiçbir hastalık belirtisinin hiçbir hastalığa özel olarak ortaya çıkmadığı, çeşitli hastalıklara bağlı olarak aynı belirtinin gözlenebileceğidir. Hekimlik mesleği, bir hastalık belirtisinin hangi hastalığa ait olduğunu ayırmayı hekimlere öğrettiği için bir sanattır.

Örneğin başağrısı yakınması ile gelen bir hastanın bu hastalık belirtisinin migren, sinüzit, beyin tümörü, D vitamin eksikliği, magnezyum eksikliği gibi birbirinden çok farklı nedenlerden hangisine bağlı olarak ortaya çıktığını belirlemek, hekimin hekimlik sanatını icra etmesi ile olanaklı olmaktadır. Hiçbir belirti, hiçbir hastalığın tekelinde değildir.

Psikiyatri derneği ise depresif belirtileri bütünüyle psikiyatrinin tekeline almak istemektedir. Oysa psikiyatrik hastalıklarda görülen belirtiler de psikiyatri dışındaki hastalıklar ya da sorunlar nedeniyle ortaya çıkabilmektedirler. Örneğin depresyon hastalığında görülen depresif belirtilerden depresif hissetme, enerji düşüklüğü, uykusuzluk, zihin dağınıklığı, ilgi kaybı, zevk alamama, kilo kaybı, yorgunluk hissi, sinirlilik, ölüm düşünceleri, tiroid hastalıkları, vitamin eksiklikleri, mineral eksiklikleri, bağırsak sisteminde bozukluk, şeker hastalığı, aşırı kilolu olmak, kalp hastalıkları, metabolic ve sistemik hastalıklar ve beslenme bozuklukları ile yanlış beslenme durumlarında da görülebilmektedir. Bir hekimin görevi bu belirtilerin gerçekten depresyon hastalığına ait olup olmadığını ayırmak, depresyona bağlı değilse ne nedenle ortaya çıktıklarını belirlemektir. Depresyon hastalığının tanısını koymak sadece psikiyatristlerin tekelinde olmadığı gibi bu belirtilerin depresyon dışındaki bir nedene bağlı olup olmadığını anlamak da her hekimin, psikiyatrist olsun ya da olmasın, görevidir. Eğer bu belirtiler depresyon hastalığı dışında ortaya çıkmışsa antidepresan ilaçların dışında bir tedavinin düzenlenmesi, sorunun gerçek nedeninin saptanmasıyla birlikte hekimlerin müdahale hakkının olduğu bir durumdur. Örneğin bir hekim depresif belirtilerin depresyon hastalığı dışında bağırsaktaki bir bozukluktan kaynaklandığını saptamışsa bu durumda antidepresan ilaç yerine hastasına bağırsakların düzeltilmesine yönelik bir tedavi verecektir.

Psikiyatri derneğinin tüm depresif belirtileri depresyon hastalığından kaynaklanıyormuş gibi göstermeye çalışarak bu belirtileri gösteren hasta grubunun tedavisini tekeline almak istemesi anlaşılmaz bir durumdur ve bu tutum gereksiz antidepresan ilaç kullanımını arttırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Bir insanın depresif belirtileri yanlış olan beslenme biçiminin düzeltilmesi ile antidepresan ilaç kullanılmadan düzeltilebilecekse bunun ne tıbbi açıdan bir sakıncası vardır ne de insanlık açısından. Tıp hiçbir branşın tekeline giremeyecek derecede geniş ve çok boyutlu bir bilim dalıdır ve hekimlerin görevi hem halkı bu bakış açısıyla tedavi etmek hem de bilgilendirmektir.

Halk sağlığını hassasiyet gösteren PSİKİYATRİ DERNEK üyeleri, Aspartam ve birçok zehir içeren ve ENSEFALİT ve kişilik bozuklukları yaptığı gösterilmiş olan, Diyet ve Zero gibi ŞEKERLİ içeceklere neden bir tek cümleyle itiraz etmiyorlar?

NEDEN HALK SAĞLIĞINA ZARARLIDIR DİYEMİYORLAR?

Tümü gerekçesiz, temeli olmayan, içeriği boş olan bu ifadelerin amacı, aşikâr olarak görülmektedir: YARGISIZ İNFAZDIR:    ‘ceza vermeye’ çok önceden karar verilmiştir olduğunun bir kanıtıdır. Amaç, halkın bilinçlenmesini sağlayan, halkın son derece sevdiği, dinlediği ve inandığı KARATAY’ı susturmaktır, halkın gözünde kredisini düşürmektir.

Şöyle ki ben, HİPOKRAT yemini yapmış olan, 75 yaşında 51 yıllık bir hekim olarak konuşuyorum. Dört kıtada çeşitli ülkelerde çalışmış ve iki ayrı uzmanlık dalı bulunan, bir TIP PROFESÖRÜ olarak fikrimi serbestçe açıklamaktayım.

HİPOKRAT’ın en önemli uyarısı olan: ‘ÖNCE ZARAR VERME, PRIMUM NIL NOCERE’ prensibini bütün hekimler gibi, uygulamak zorundayım.

Tıp eğitimim dâhil, 57 yıldır hiçbir çıkar gözetmeden, insanlığın hizmetinde olan kutsal bir mesleğin mensubuyum. İnsanlığa zarar verilmesin, insanlar sağlıklarını kaybetmesin, sağlığını kaybetmiş olanların da, sağlığına kavuşması için, hiçbir çıkar, hiçbir menfaat gözetmeden, kimseden beş kuruş almadan, elimden geldiğince çaba sarf etmekte ve uğraşmaktayım.

Bu bağlamda; yalnız sağlık için, sağlık amacıyla konuşuyorum.

SONUÇ: Hiçbir çıkar düşünmeden halkımın sağlığı için fikrimi açıkça ifade etme, dile getirme hakkım hem Anayasa’nın, hem de Anayasa’nın 90 maddesi uyarınca ÜST NORM BİYOTIP SÖZLEŞMESİ’nin koruma ve güvencesi altında bulunmaktadır.

Ülkemizde yaşayarak gözlemlediğim gibi, antideprasan ilaçlar leblebi gibi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Depresyon tedavisi, Psikiyatri Derneği’nin ifade ettiği gibi, ciddi bir sağlık durumudur ve uzmanlık dalıdır. Hal böyle iken, bugün neden Kadın-Doğum uzmanları antidepresan ilaçları reçete etmektedir? Ortopedistler ve Fizik tedavi uzmanları neden antidepresan ilaçları reçete edebilmektedir? Hangi bilim dalının uzmanlık dalı olmaktadır bu gibi denetim dışı yaygın uygulamalar?

Yaygın bir şekilde, sürekli olarak gözlerinin önünde senelerden beri gerçekleşmekte olan bu uygulamalar Psikiyatri Derneği’ni neden hiç rahatsız etmemektedir de, Karatay “depresyon bağırsaklardan başlamaktadır” bilimsel gerçeğini açıkladığı için rahatsız olarak suç duyurusunda bulunmaktalar? Antidepresan ilaçlar reçete edildikten sonra, kullanımlarını kimler ve nasıl denetlemekte ya da kontrol etmektedir? Kontrol edilebiliniyor mu acaba? Antidepresan ilaçlarının birçok yan etkileri olduğu da yapılan bilimsel araştırmalarla bildirilmektedir.

  1. Hedna K. ve ark. geç yaşlarda antidepresan ilaç tedavisine başlanmasının, intihar riskini artırdığını bildirmişlerdir[1].
  2. İsveç’te yapılan bir bilimsel araştırma da, Larsson J, yakın zamanda antidepresan ilaç tedavisi almış ve halen alıyor olmakta olan kadınların daha fazla intihar girişiminde bulunduklarının ortaya çıktığını bildirmiştir[2].
  3. Psikiyatri Uzmanı ve Psikoanalist, Psikoterapist Sayın Dr. Mutluhan İzmir’in yayınlamış olduğu, Antidepresan Tuzağı: İşte Psikiyatrinin Karanlık Yüzü[3] ve Yaramaz Çocukları İlaçlamayın[4] adlı kitaplarında, bir PSİKOTERAPİST ve PSİKİYATRİ Uzmanı olarak benzer açıklamaları kaleme almıştır.

Karatay, halkın sağlığı için en yeni bilimsel çalışmalara dayanarak halkı bilgilendirmeye çaba sarf etmektedir. Bu bilgilerin, halkın anlayabileceği dilde ifade edilmesi mi sizce etik olmamaktadır? Ayrıca, yayınlanmış olan birçok bilimsel araştırmada da, SEROTONİN denilen mutluluk hormonunun, %90 oranında, bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca dost bakteri tarafından üretildiğini, depo edildiğini ve bağırsak-beyin bağlantısını sağlayan sinir sistemi tarafından beyine iletildiğini göstermiştir.

Senelerden beri depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları gibi belirtilerin, sağlıklı yaşama ve beslenme biçimleriyle doğal yollarla düzeltilebileceği bildirilmektedir.

Robertson Enstitüsü Direktörü olan Dr. Joel Roberson 1997 yılında yayınlanmış olan, NATURAL PROZAC: Learning to Release Your Body’s Own Anti-Depresants adlı kitabında, geniş kapsamlı olarak insan vücudunun kendi antidepresanlarını üretebildiğini açıklamaktadır.[5]

Cambridge Beslenme Kliniği’nin Kurucusu, Nöroloji ve Beslenme uzmanı Dr. Natasha Campell-McBride,  2010 yılında genişletilmiş olarak yayınladığı Gut and Psychology Syndrome adlı kitabında, DEPRESYON, OTİZM, DİSLEKSİYA, hatta ŞİZOFRENİ gibi geniş birçok davranış ve kişilik bozukluklarının NATURAL TREATMENT yani DOĞAL TEDAVİ yollarının, bağırsaklardan geçtiğini bilimsel çalışmalar ve kaynakların ışığı altında açıklamaktadır.[6]

Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü’nden Prof. Dr. David Ludwig’in de açıklamış olduğu gibi DEPRESYON, SON 40 YILDA SALGIN GİBİ ARTMIŞTIR VE GENETİK DEĞİLDİR. Son 40 yıldan beri uygulanmakta olan az yağlı, bol karbonhidratlı yanlış beslenme politikaları sonucu, kişilik bozuklukların ve depresyonun mantar gibi arttığı da açıklanmaktadır.[7]٫[8]

Depresyon, aynı zamanda çevresel olumsuzluklarla da ilişkilidir. Artık maalesef toksik bir dünya içinde yaşamaktayız.[9]٫[10] YAŞAM BİÇİMİMİZ, hem ruh hem de fiziksel sağlığımızı etkilemektedir. Son yüzyılda modern yaşam tarzının benimsenmesiyle fizik aktivitelerimiz çok kısıtlı, uykularımız düzensiz hale gelmiştir. Ek olarak, televizyon, bilgisayar, internet, cep telefonu gibi aygıtlardan hızlıca ve fazlaca aldığımız olumsuz haberler dolayısıyla endişe, kaygı hali çok fazladır. Stres baskısı da son derece aşırı hale gelmiştir.

Bu bağlamda, doğal ve sağlıklı bir şekilde beslenmenin önemi son derece önem kazanmaktadır. Bilimsel olarak gösterilmiştir ki, DEPRESYON da dâhil olmak üzere tüm kronik dejeneratif hastalıklar, YANLIŞ BESLENME VE YANLIŞ YAŞAMA BİÇİMİ SONUCU ORGANİZMADA MEYDANA GELEN KRONİK İNFLAMASYON SONUCU GELİŞMEKTEDİR. Nöro-dejeneratif hastalıklar da dâhil olmak üzere, bu hastalıkların hiçbiri İLAÇLARIN eksikliğinden ya da antidepresan ilaçların yokluğundan kaynaklanmamaktadır.

New York Mt. Sinai Hastanesi Öğrenme Sağlığı Merkezi Direktörü olan Dr. Samb Gandy, bilimsel araştırmalarının sonucu olarak, uzun süre yüksek seyreden kan şekeri ve insülin hormonunun beyin hücrelerine toksik etkisi olduğunu bildirmiştir. YÜKSEK KAN ŞEKERİ ve YÜKSEK İNSÜLİN hormonunun, KRONİK İNFLAMASYONU başlatarak ALZHEİMER HASTALIĞI ve erken bunama dediğimiz DEMANSIN DA başlamasında ve devam etmesinde önemli risk faktörleri olduğunu açıklamıştır.[11]٫[12]

Ayrıca, gerek şekerin, gerek modern buğday/cüce buğday unlarında bulunan GLÜTENİN, GLİADİNLERİN bağırsaklarda serotonin üreten dost bakterileri azalttığı, yok ettiği de birçok bilimsel çalışma ile açıklanmıştır. Glüten ve gliadinlere ek olarak, modern/cüce buğdayda LEKTİN (LECTIN) denilen (WHEAT GLUTENIN AGLUTININ/kısaca WGA [13]) bir protein daha bulunur. Buğday proteinleri olan GLÜTEN, GLİADİNLER VE LEKTİN (LECTİN) organizmada KRONİK İNFLAMASYONU başlatmaktadır.[14]

GLÜTEN ve binlerce GLİADİN’e ek olarak, modern/cüce buğdayda bulunan LEKTİN insan organizmasına ve bağırsaklarına zararlı olan bir proteindir.[15] Lektinin, bağırrsak hücrelerimizi tahrip ettiği gibi vücutta bulunan birçok hücre ve dokuları da tahrip ettiği gösterilmiştir.[16] Evelyn Carmichael’in 2017 yılında yayınlanmış olan kitabında, modern/cüce buğday proteinlerinden LEKTİN’in insan vücudunda, özellikle bağırsaklarımızda yaptığı tahribatlar, detaylı olarak anlatılmaktadır.[17][18]

Ayrıca, modern/cüce buğdayda bulunan ve buğdayın karbonhidratı olan Amilopektin-A, kan şekerini aşırı yükseltmektedir.[19] Yüksek kan şekerinin bağırsaklarda SEROTONİN üreten ve aynı zamanda depolayan dost bakterilerin azalmasına ya da yok olmasına neden olduğu gösterilmiştir.

ABD’de Maryland Üniversitesi ve İtalya Bolonya Üniversitesi, Çölyak Hastalıkları Araştırma Merkezi’nden araştırmacılar, birlikte yaptıkları araştırmada, ÇÖLYAK HASTASI OLMAYAN fakat GLUTEN HASSASİYETİ OLAN kişilerde görülen klinik belirtilerin halk arasında son derece yaygın olduğunu 2013 yılında bildirmişlerdir.[20] Maryland Üniversitesi Araştırma Merkezi’nde, 2004-2010 yılları arasında ve İtalya Bolonya Üniversitesi araştırma merkezinde 2009-2011 yılları arasında, non-çöliak hastalarda görülen klinik şikâyetlerin oranları açıklanmıştır. Hastaların şikâyetleri arasında, % 22 ve % 15 oranında DEPRESYON VE ANKSİYETE olduğunu bildirmişlerdir. Bu oranlar, görülüyor ki oldukça yüksektir.

                                                                  MARYLAND               BOLONYA

  1. Şişkinlik:                                       % 72                             %72
  2. Karın ağrısı:                                  % 68                            % 77
  3. Diyare-ishal:[21]                          % 33                            % 40
  4. Konstipasyon:                              % 18                             -------
  5. Egzema-Döküntü:                       % 40                            % 33
  6. Baş ağrısı:                                      % 35                            % 32
  7. Beyin bulanıklığı:[22]                 % 34                           % 42
  8. Halsizlik:                                        % 33                           % 36
  9. Depresyon/Anksiyete:         % 22                         % 15
  1. Anemi:                                            % 20                            % 15
  2. El, kol, parmaklarda uyuşukluk:        % 20                           % 17
  1. Eklem ve kas ağrıları:                          % 11                          % 28.  

Son yapılan bilimsel çalışmalarda, modern/cüce buğdayda aşırı oranda bulunan buğday proteini glütenin, GLÜTEN ATAKSİSİ gibi, oldukça değişik ama çarpıcı klinik nöral belirtileri sıklıkla bildirilmektedir.[23] Glütene bağlı olan bu gibi kişilik bozukluklarını antidepresan ilaçları ile baskı altına almak, vijdanlı bir hekim olarak bana doğru bir uygulama olarak gelemez. İşte tam da bu nedenlerle, BAĞIRSAK FLORASININ BOZULMASININ ÖNÜNE GEÇMEMİZİ, bir ETİK KURALI olarak önermekteyim.

NÖRODEJENERATİF HASTALIKLARDA beyin hücrelerinde SEROTONİNİN DÜŞÜK OLDUĞU uzun süreden beri bilimsel olarak bilinmektedir. DEPRESYON HASTALARININ da beyin hücrelerinde SEROTONİNİN DÜŞÜK olduğunu biliyoruz. Psikiyatristler tarafından DEPRESİF HASTALARA bu nedenle beyin hücrelerinin SEROTONİNİ yükselten ve dengeleyen SSRI grubu ilaçlar verilmektedir. SSRI grubu ilaçların bağırsakta bulunan enterik nöronların SEROTONİNİ de ilk etapta yükselttiğini, Dr. M.D. Gershon, The Second Brain (İkinci Beyin) kitabında açıklamaktadır.[24] Uzun süre kullanılan SSRI grubu ilaçların bir süre sonra bağırsakların hareketliliğini inhibe ettiğini ve yavaşlattığını da araştırmalarında göstermiştir.[25]

SEROTONİNİN %90’ı bağırsak hücrelerinde ve en yeni bilgilerimize göre MİKROBİYOM diye adlandırılan, bağırsaklarımızda simbiyoz olarak birlikte yaşadığımız trilyonlarca dost bakteri tarafından üretilmektedir.[26]

Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriyatrik Psikiyatri ve Nöropsikiyatri Profesörü olan Dr. Gwenn Smith, Ph.D, 13 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanmış olan bilimsel çalışmasında, özellikle en ağır DEPRESYONDA görülen DÜŞÜK düzeydeki beyin SEROTONİNİN, organizmadaki SEROTONİN TAŞIYICILARININ da (serotonin transporters) aynı zamanda düşük olmasından dolayı, SSRI grubu ilaçlarla etkin tedavi ve sonuç alamadıklarını, bu nedenle DEPRESYON tedavisinde arzu ettikleri şifayı elde edemediklerini açıklamaktadır.[27]

ABD, Louisiana Devlet Üniversitesi’nde Nöroloji Bilimi Profesörü olan Dr. James M. Hill’in laboratuvarında yapılan araştırmalarla, bağırsak mikrobiyomu ile DEPRESYON arasında sıkı ilişki olduğu gösterilmiştir. 2014 yılında yayınlamış olduğu raporunda, gastrointestinal sistemde yaşayan trilyonlarca mikrobiyom ile DEPRESYON, KRONİK İNFLAMASYON ve KRONİK NÖRODEJENERATİF HASTALIKLARIN oldukça sıkı bağlantıları bulunduğunu açıklamıştır.[28]

Bu bağlamda gerek akut, gerek kronik gastrointestinal hastalıklarda, intestinal serotonin sekresyonunun bozulduğunu gösteren bilimsel çalışmalar da bulunmaktadır.[29]٫[30]

GM Rogers ve arkadaşları da 2016 yılında Molecular Psychiatry dergisinde, MİKROBİYOMUN bozulması sonucu beyin fonksiyonları ve mental hastalıklarla ilişki mekanizmaları açıklamışlardır.[31] 2016 yılında yayınlanan, kapsamlı bir Revıew Article’da da, bağırsaklarda bulunan İNTERNÖRONLARIN, NÖRO-İMMUNO MODULASYONU açıklanmaktadır.[32]

Wheatcroft D. ve arkadaşları da farelerde yaptıkları deneylerde, GASTROİNTESTİNAL ENFEKSİYONLARDAN SONRA bağırsaktaki hücrelerin yok olması sonucu, aynı zamanda SEROTONİN TAŞIYICILARININ DA BAĞIRSAK HÜCRELERİNDE ÇOK AZALMIŞ OLDUĞUNU GÖSTERMİŞLERDİR.[33]

Bütün değinmiş olduğumuz BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDAN ÇIKARDIĞIMIZ ÖĞRETİ ve SONUÇ:

Gastrointestinal sistemde yaşayan trilyonlarca canlı ve dost bakterilerin, yani bağırsak florasının yani,

MİKROBİYOMUN ve GASTRO-ENTERİK NÖRONLARIN, MUTLULUK HORMONU OLAN SEROTONİNİ ÜRETTİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR.

Aynı zamanda, ENTERİK NÖRONLARIN, yani bağırsaklarda bulunan sinir hücrelerinin üretilmiş olan, SEROTONİNİ DEPO ETTİKLERİ DE BİLİNMEKTEDİR.

O halde biz hekimlerin ana ve temel hedefi, kronik inflamasyonu başlamış olanlar kişilerde, kronik dejeneratif hastalığı ve tüm KRONİK NÖRO-DEJENERATİF hastalığı olanlarda, DEPRESYON GRUBU hastalığı olanlarda ilk ve en önemli sorumluluğumuzun, bağırsaklarda yaşayan dost bakterileri, yani dost MİKROBİYOMU çoğaltmak olmalıdır. DEPRESYONU önlemek amacıyla, bağırsaklarımızda simbiyoz halinde yaşadığımız dost mikrobiyomu yok etmemek, korumak en önemli hedeflerimizden biri olmalıdır.[34] Asıl etik olan uygulama bu şekilde olmalıdır.

Bu amaçla, DOĞAL PREBİYOTİK ve CANLI PROBİYOTİKLERİ TÜKETEREK ilk hedefimize ulaşmak kolay ve mümkündür. Ancak bu şekilde, bağırsaklarımızın doğal MİKROBİYOTASINA kavuşmasını ve yeterli SEROTONİN üretilmesini sağlayabiliriz.

SONUÇ: SEROTONİMİZİ BU UYGULAMALAR İLE YÜKSELTMEMİZ EN DOĞAL YOLDUR. EN KOLAY YOLDUR. EN UCUZ YOLDUR.

Halkı bilgilendirmek amacıyla, televizyon canlı programlarında slogan şeklinde, yukarıda açıkladığım bilgileri, kısa cümlelerle dile getirmek, ifade etmek en doğal hakkımdır. Bilgi paylaşılınca yayılabilir, bilgi paylaşılınca değer kazanır. Bilgi paylaşılınca, kalıcı olur ve amacına ulaşır. Bilgilerimizi halkımızla paylaşmak, halkımızı bilinçlendirmek her hekimin kutsal görevi olmalıdır kanısındayım. Halkımızın aklında kalacak bir biçimde, az ve öz olarak, çarpıcı ifadeler kullanmak ise, iletilen mesajların yerine ulaşabilmesi için gereklidir. Teşbihlerde hata olmaz.

Kısaca, ‘biz doğal ev yoğurdu yiyin diyoruz’ ifadesi, bir televizyon programında açıklanacak en can alıcı bir ifadedir, izleyiciler ve dinleyicilerin dikkatlerini çekmek açısından. Bu şekilde ifade kullanmak iletişim bilimi açısından gerekmektedir. Kişilerin algılamaları, bilinçlenmelerinin en çarpıcı ve doğal yoludur! Bu şekildeki ifadelerin bilimsel olmaları da gerekmez. Asolan, Karatay’ın da yaptığı gibi, arzu edilen mesajın etkili bir yöntemle kitlelere iletilmesidir.

Bu nedenle, Sayın Meslektaşlarım olan PSİKİYATRİST HEKİMLERİN alınması yersiz ve gereksizdir. Yukarıda da açıklamış olduğum gibi, leblebi gibi antidepresan ilaçların kullanılması, faydalı ve etkili de olmamaktadır. Bağırsaklarda bulunana MİKROBİYOMLAR yetersiz olduğu süre, ANTİDEPRASAN ilaçların, uzun süre kullanılmaları doğru ve gerekli değildir.

NOT: Burada, yeri gelmişken önemli bir konuya da açıklık getirmek istiyorum. Majör depresif ataklar gibi, acil olan durumlarda, ANTİDEPRESAN ilaçlar tabii ki kullanılmalıdır ve de kullanılması gereklidir. Ancak, senelerce, kontrol edilmeksizin yaygın olarak kullanılmasının doğru olmadığını da belirtmek istiyorum. Canlı yayında, hiçbir zaman “antidepresan ilaçlarınızı bırakmalısınız” diye bir ifade de kullanmamışımdır.

Büyüklerimizin ifade ettiği gibi, ‘toprak sağlıklı olmadıkça, ektiğiniz hiç bir tohum yeşermez’

Bu nedenle, daha önce açıkladığım bilimsel verilerin ışığı altında, toprağımızı sağlıklı kılmamız, yani bağırsak MİKROBİYOTAMIZI sağlıklı olarak çoğaltarak, SEROTONİN düzeylerimizi artırabileceğimizi açıklıyorum. SEROTONİN düzeylerimizi çoğaltacak, yükseltecek doğal uygulanabilir önerilerde bulunuyorum. Bağırsaklarda bulunan ENTERİKNÖRON hücrelerin artması ve çoğalması ile doğal olarak, doğal ve kolay bir şekilde DEPRESYONUN da giderek önlenebileceğini vurgulamak istiyorum.

DEPRESYONUN nedeni, ANTİDEPRESAN ilaçlarının eksikliğinden değil, BAĞIRSAK MİKROBİYOTAMIZIN %90 oranında ürettiği, SEROTONİNİN depolanması ve aynı zamanda beynimize ulaşmasının bir şekilde engellenmiş olmasından kaynaklandığı belirtmek istiyorum.

Bu nedenlerle, insanlarımızın DOĞAL PREBİYOTİKLER ve

DOĞAL PROBİYOTİKLER ile beslenmelerinin elzem ve şart olduğunu açıklamak, insanlarımızın öncelikle, MAKSİMUM DÜZEYDE FAYDALANABİLMEK İÇİN CANLI DOĞAL PROBİYOTİKLERİ, PREBİYOTİKLERLE BİRLİKTE kullanmalarını öneriyorum.

Mikrobiyotamızı koruyan, güçlendiren doğal prebiyotikleri ve probiyotikleri DOĞAL ANTİDEPRESAN olarak da tanımlayabiliriz aslında. DEPRESYONU başlatmamak kendi elimizdedir. Aynı zamanda, başlamış olan KRONİK DEJENERATİF ve DEPRESYON DÂHİL tüm KRONİK NÖRODEJENERATİF HASTALIKLARIN iyileşmesi de mümkün olmaktadır. Bu nedenle, Psikiyatrist James Greenblatt’in Nisan 2016 tarihinde yayınlanmış olan,  Breakthrough Depression Solution: A Personalized Model for Relief from Depression adlı kitabında ve kaleme aldığı diğer kitaplarında, psikiyatrinin geleceğinin gastroenterik sistemde, yani mide-bağırsak sisteminde olacağını açıklamıştır.[35][36]

Maalesef dünya genelinde ve ülkemizde yaygın bir şekilde uzun süre kullanılan antidepresan ilaçlarının, birçok tehlikeli yan etkileri olduğu, yapılan birçok bilimsel çalışmayla da gösterilmiştir.[37]

Oysa DEPRESYONUN metabolik bir hastalık olduğu ve antidepresan ilaçların eksikliğinden kaynaklanmadığı bilimsel kaynaklarda açıkça bildirilmiştir. İngiltere Londra’da bulunan ünlü Hammersmith Hastanesi, Psikiyatri ve Fonksiyonel Beyin MR Görüntüleme Merkezi Direktörü Profesör Basant Puri, 2005 yılında yayınlamış olduğu The Natural Way to Beat Depression adlı kitabında, DOĞAL ANTİDEPRESANLARIN FAYDALARINI VE YARARLARINI detaylı olarak açıklamaktadır.[38] Prof. Basant Puri, başta Klinik Psikiyatri Kitabı olmak üzere, moleküler psikiyatri alanında 30 kadar tıp kitabının yazarıdır ve fonksiyonel psikiyatri konusunda dünya otoritesi olarak kabul edilen bir bilim adamıdır.

50 yıllık bir hekim olarak, bütün hekimler gibi, HİPOKRAT’ın en önemli ifadesi olan,‘ÖNCE ZARAR VERME, PRIMUM NIL NOCERE’ prensibini uygulamak zorundayım. Hayatım boyunca da uygulayacağım.

SON SÖZ:

Türkiye Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu’nun şahsıma yönelik tüm suçlamaları ve verilen para cezasını kabul etmediğimi ve red ettiğimi bildirmek istiyorum.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı

KAYNAKLAR:

[1] Hedna K1., et al. Eur J Clin Pharmacol. 2018 Feb;74(2):201-208. doi: 10.1007/s00228-017-2360-x. Epub 2017 Nov 4. Antidepressants and suicidal behaviour in late life: a prospective population-based study of use patterns in new users aged 75 and above.

[2] Larsson J. Antidepressants and suicide among young women in Sweden 1999-2013. Int J Risk Saf Med. 2017;29(1-2):101-106. doi: 10.3233/JRS-170739.

[3] İ Mutluhan. ANTİDEPRESAN TUZAĞI: İŞTE PSİKİYATRİNİN KARANLIK YÜZÜ.  ISBN: 978-605-5181-32-1. Hayykitap, İstanbul, Haziran 2013.

[4] İ. Mutluhan. ISBN: 978-605-9841-53-5, Hayykitap, İstanbul, Haziran 2016

[5] Roberson J., et al. NATURAL PROZAC: Learning to Release Your Own Anti-Depreeants. 1997 ISBN 0-06-251354-0.

[6] Campbeel-McBride N, 2010. Gut and Pyschology Syndrome. ISNB 13: 978-0-9548520-2-3

[7] Davids. Ludwig. Lowering the Bar on the Low-Fat Diet. JAMA, Published online. September 28, 2016.

[8] Mozaffarian D, Ludwig DS. The 2015 US Dietary Guidelines: Lifting the ban on total dietary fat. JAMA, 2015;313(24): 2421-2422.

[9] 
Wang, X. et al. Oxidative stress and mitochondrial dysfunction in Alzheimer’s disease. Biochim Biophys Acta 1842, 1240–1247 (2014) 10.1016/j.bbadis.2013.10.015.

[10] Wyss-Coray, T. & Rogers, J. Inflammation in Alzheimer disease-a brief review of the basic science and clinical literature. Cold Spring Harb Perspect Med 2, a006346 (2012), 10.1101/cshperspect.a006346.

[11] Reinberg S, “Type 2 Diabetes May Shrink the Brain” webmed.com, retrived 4/23/2015.

[12] American Scientific Statement: Added Sugars and Cardiovascular Disease Risk in Children: A Scientific Statement From the American Heart Association

Miriam B. Vos, Jill L. Kaar, Jean A. Welsh, Linda V. Van Horn, Daniel I. Feig, Cheryl A.M. Anderson, Mahesh J. Patel, Jessica Cruz Munos, Nancy F. Krebs, Stavra A. Xanthakos, Rachel K. Johnson. https://doi.org/10.1161/CIR.0000000000000439

Circulation, 2017;135:e1017-e1034, Originally published August 22, 2016.

[13] Livingston JN & Purvis BJ. Effects of wheat germ agglutinin on insulin binding and insulin sensitivity of fat cells. Am J Physiol 1980;238:E267-E275.

[14] Ponzio G, et al. Wheat germ agglutinin mimics metabolic effects of insulin without increasing receptor autophosphorylation. Cell Signal 1990;2:377-386.

[15] Freed DJ. Dietary Lectins in Food Allergy and Intolerance. Brostoff and Callacombe Editors Bailliere Tindale Publishers, London

[16] Alexander JC., et al. Biological observations from feding heated corn oil and heated peanut oil to rats. J of Toxicology and Environmental Health 21, 295-309, 1987.

[17] Carmichael E. THE ESSENTIAL HANDBOOK TO LECTIN. The Protein Causing Inflammation, Digestive Issues and Weight Gain. Copyright c 2017. Printed in Poland by Amazon Fulfillment Poland Sp.z.o.o.,Wroclaw.

[18] Hokama A, et al. Roles of galectins in inflammatory bowel disease. World J Gastroenterol 2008;14:5133-5137.

[19] Kitano N., et al. Detection of antibodies against wheat germ agglutinin bound glycoproteins on the islets-cell membrane. Diabet Med 1988;5:139-144

[20] Umberto Volta. Et al., Non-celiac gluten sensitivity: questions still to be answered despite increasing awareness Cellular & Molecular Immunology (2013) 10, 383–392_ 2013 CSI and USTC. All rights reserved 1672-7681/13. www.nature.com/cmi

[21] Hokama A, et al. Roles of galectins in inflammatory bowel disease. World J Gastroenterol 2008;14:5133-5137.

[22] Shemer J & LeRoith D. The interaction of brain insulin receptors with wheat germ agglutinin. Neuropeptides 1987;9:1-8.

[23] Hadjivassiliou M., et al. Gluten ataxia. Cerebellum. 2008;7(3):494-8. doi: 10.1007/s12311-008-0052-x

[24] Dr. Gershon, M.D., Your Gut Has a Mind of Its Own: The Second Brain. ISBN 0-06-018252-0 reprinted. 2003.

[25] https://www.harpercollins.com/9780060930721/the-second-brain

[26] NIH Human Microbiome Project Defines Normal Bacterial Makeup Of The Body. U.S.

[27] Gwenn S. Smith, et. Al., “Molecular imaging of serotonin degeneration in mild cognitive impairment”. Workman in Neurobiology of Disease. Published online May 13 2017 doi:10.1016/j.nbd.2017.05.007.

[28] J.Hill, The Gastrointestinal Tract Microbiome and Potential Link to Alzheimer’s Disease. Front Neural, 2014; 5:43. PMCID: PMC3983497.

[29] M. B. Hansen and A.B. Witte, “The role of serotonin in intestinal luminal sensing and secretion,” Acta Physiologica, Vol. 193, No. 4, pp. 311–323, 2008.

[30] M. Kidd, B. I. Gustafsson, I. Drozdov, and I. M. Modlin, “IL1𝛽- and LPS-induced serotonin secretion is increased in EC cells derived from Crohn’s disease,” Neurogastroenterology and Motility, Vol. 21, No. 4, pp. 439–450, 2009.

[31] GB Rogers., et al. From gut dysbiosis to altered brain function and mental illness: Mechanism and pathways. Molecular Psychiatry (2016) 21, 738–748; doi:10.1038/mp.2016.50; published online 19 April 2016.

[32] C Bernardazzi, et al., 2016. Neuroimmunomodulation in the Gut: Focus on Inflammatory Bowel Disease. Review Article. Hindawi Publishing Corporation Mediators of Inflammation. Volume 2016, Article ID 1363818, 14 pages. http://dx.doi.org/10.1155/2016/1363818

[33] J. Wheatcroft, D. Wakelin, A. Smith, C. R. Mahoney, G. Mawe, and R. Spiller, “Enterochromaffin cell hyperplasia and decreased serotonin transporter in a mouse model of postinfectious bowel dysfunction,” Neurogastroenterology and Motility, Vol. 17, No. 6, pp. 863–870, 2005.

[34] P. Bercik et al.,The Intestinal Microbiota Affect Central Levels of Brain-Drived Neurotrofic Factor and Behavior in Mice. Gastroenterology, 141, no2(August 2011):599-609.

[35] Greenblatt J M. The Breakthrough Depression Solution: A Personalized 9-Step Method for Beating the Physical Causes of Your Depression. Published March 1st 2011 by Sunrise River Press.

[36] Greenblatt J M., et al. INTEGRATİVE THERAPİES FOR DEPRESSION: Redefining Models for Assessment, Treatment, and Prevention. December 2015, ISBN 9781498702294

[37] P Holford. Optimum Nutrition fort he MIND: The Dangers of drugs and how to get off them. 2004. ISBN 1-59120-105.5. USA.

[38] B.K. Puri. The Natural Way to Beat Depression: The Groundbreaking Discovery of EPA to Successfully Conquer Depression.

Yazı için 7 yorum yapılmış:

  1. İbrahim dedi ki:

    Tomografi, MR, anjiyo yaptırmadan teşhis koyamayan, her gidenin eline bir torba ilaç yazan doktorlara gereken cevap verilmiştir.

  2. kemal kurnaz dedi ki:

    Karatay’a ceza verenler oyuna geldiklerinin farkında değiller. Verdikleri her ceza ona şan ve şöhret olarak geri dönüyor. Bu salaklığı bırakın ve işinize dönün.

  3. Nermin Şener dedi ki:

    Canan Karatay Yavuz Dizdar Ahmet Aydın ve siz Ahmet Hocam bu ülkenin gururusunuz.

  4. Mustafa dedi ki:

    Psikiyatri derneğinin Karatayı şikayet etmesi onalrın ne kadar aciz olduğunu, hocanın söylediklerinin dibine kadar doğru olduğunu gösterir. Karatay yanlış bir şey söylüyorsa çıkıp tak-tak-tak onu bilgileriyle, araştırmalarıyla rezil rüsva etmeleri gerekir. Bunu yapamıyorlarsa ve şikayetten medet umuyorlarsa, Karatay haklı demektir. Yazıklar olsun…

  5. Hülya Değirmenci dedi ki:

    Sizi saygıyla selamlıyorum. Karatay hocam “Toprak ana” demek istiyorum izninizle. Aslında yerden göğe haklısınız lâkin, bizim insanlarımız doğruların değil menfaatlerin peşindeler! Her sözünüz ćok kıymetli bizim için. Onlar mahkemelere koşsun siz bizimle kalın. Saygı selamla…

  6. Avni Bozkurt dedi ki:

    Canan Karataya uzanan eller kırılsın.

  7. TC İbrahim dedi ki:

    Sayon Karataya yapılan suç duyurusu ve verilen ceza bence çok yararlı olmuştur. Çünkü: Bu yazıyı okuyan psikiyatrsitler bilmedikleri veya görmezden geldikleri gerçekleri inşallah görmüşlerdir.

Siz de yorumunuzu paylaşın: