ADAMIN BİRİ DOKTORA GİTMİŞ…

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Dikkat: Yazının sonunda ek var!

***

Bu kitap modern tıbbın bir eleştirisidir.

Ama amacım bağcı dövmek değil, üzüm yemektir.

Otuz senelik hekimim.

Senelerce modern tıp okudum, hâlâ da okuyorum, öğreniyorum.

Senelerce modern tıbbı öğrettim. Birkaç bin doktorun hocası oldum.

Hastalarımın teşhislerini de modern tıp bilgilerinden, teknolojisinden ve imkânlarından faydalanarak koyuyorum.

Bugün milyonlarca insan modern tıbbın aşıları, antibiyotikleri,  ensülini, heparini, kortizonu, aspirin sayesinde, milyonlarcası zamanında, doğru teknikle yapılan modern cerrahi girişimler sayesinde hayattalar.

Onlarca hastalık modern tıp sayesinde ortadan kalktı.

İnsanlar modern tıp sayesinde rahat nefes alıyorlar, acı çekmiyorlar.

Organ nakilleri, yapay organlar, kök hücre tedavileri ile yaratılan mucizeler hep modern tıbbın eserleri.

Uzun sözün kısası, insanların modern tıp sayesinde rahat, sağlıklı ve uzun bir ömür sürdüklerini kimsenin görmezden gelmesi ve inkârı elbette mümkün değil.

adamın biri doktora gitmiş gidiş o gidiş ile ilgili görsel sonucu

Ancak…

Bir de madalyonun diğer yüzü var.

Modern tıbbın mutlaka düzeltilmesi gereken yanlışları, olumsuzlukları ve hatta günahları var. Hem de pek çok.

Her şeyden önce modern tıp ilaç endüstrisinin esiri olmuş durumda.

Neredeyse tüm kongreler, sempozyumlar, seminerler onların mali katkıları ile yapılıyor.

Tıbbi araştırmalar onların sponsorluğunda gerçekleştirilebiliyor.

Tıp dergileri onların verdikleri reklâmlar sayesinde yayınlanabiliyor. Tıp dernekleri onların yardımları, destekleri sayesinde ayakta

durabiliyor.

Mezuniyet sonrası eğitim bile onların denetimi altında.

İlaç endüstrisi sponsorluk, promosyon, reklâm konusunda -kendi çok sevdikleri deyimle söyleyelim- ‘hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor’.

Modern tıbbın ilaç endüstrisi karşısında gazozuna ilaç konmuş kızlardan hiçbir farkı yok.

İlaç endüstrisi için daha fazla kâr etmek adına her şey mubah.

Hastalarına kendi pahalı medikal aletlerinden aldıran doktorlara ödül olarak ‘yabancı gelin’ de sunulabiliyor.

Promosyon olarak doktorlar umreye de götürülebiliyor.

Doktorlarla ilaç firması arasında basit bir tükenmez kalem, küçük bir bloknot veya bir kahve kupası ile başlayan ‘seviyeli ilişkinin’ geldiği küresel seviye bu.

Bilimsel araştırmalar maniple ediliyor.

Bir ilacın başka hastalıklar için etkili olmadığı sonucuna varan çalışmaların yayınlanmasının geciktirilmesi veya durdurulması, negatif sonuçların pozitif algılanmasını sağlamak için çalışmaların dizaynı ve verilerle oynanması, sonuçları nötralize etmek için negatif bulguların pozitif sonuçlarla harmanlanması bu oyunların bazıları.

Dünyanın en büyük ilaç üreticisine ‘bilim dünyasını açıkça aldatmak ve bilimsel gerçekleri gizlemek’ gibi taammüden adam öldürmekten farksız çok ağır bir suçlama ile dava açılıyor.

Koruyucu ve önleyici hekimlik kitaplardan siliniyor.

Tedavi seçimi, süreleri, dozlar ilaç endüstrisinin kurmayları tarafından belirleniyor. 

Hayatın menopoz, ergenlik, gebelik gibi dönemleri mutlaka ilaç alınması gereken hastalıklara dönüştürülüyor.

Yeni ilaçlar için uydurma hastalıklar geliştiriliyor.

Birçok hastalığın şifasının tabiatta olduğu görmezden geliniyor.

Hastalar değil laboratuar bulguları tedavi ediliyor.

Teşhisi hekim değil laboratuar ve aletler koyuyor, hastaları hekim değil, robotlar ve ilaçlar tedavi ediyor.

Sağlık piyasalaşıyor, sağlık-hastalık para ile ölçülüyor.

Hasta-hekim ilişkisi satıcı-tüketici ilişkisine dönüşüyor.

Tıp, her geçen gün hızla ancak parası olanın faydalanabileceği dünyanın en çok kâr getiren sektörlerinden biri haline dönüşüyor.

Tıbbın sadece bir bilim değil aynı zamanda ‘sanat’ olduğu, içinde fizik de, kimya da, matematik de, biyoloji de, edebiyat da, felsefe de, din de, müzik de, sosyoloji de, psikoloji de bulunduğu unutuluyor.

Hastaların korkularının, endişelerinin, heyecanlarının… hiç dikkate alınmadan, onlarla hemhâl olmadan, onların sadece bir ‘obje’ olarak görülmesi de modern tıbbın bir marifeti.

Hastalık yoktur hasta vardır prensibi de, geleneksel tıbbın sıcaklığı, insancıllığı da rafa kaldırılıyor.

Neredeyse tamamı doktor olmayan kişiler tarafından ticari amaçla uygulanan alternatif tıbbın ayrık otu gibi her tarafa kök salması, her köşe başında bir bitki tüccarının türemesi de bu yüzden.

Gelelim neticeye

Başta da dediğim gibi, amacım kesinlikle bağcı dövmek değil, üzüm yemek.

Yanlışlarından, günahlarından, eksiklerinden kurtulmuş iftihar edeceğimiz modern tıbba kavuşacağımıza inancım sonsuz.

‘Adamın biri doktora gitmiş… iyi ki gitmiş’ diyeceğimiz günlerin uzakta olmadığına yürekten inanıyorum.

Kaynak: Adamın Biri Doktora Gitmiş… Gidiş O gidiş” isimli kitabımın önsözü.

***

EK 1 (24.11.2023): Yeni ve büyük bir araştırmaya göre, geceyi acil serviste geçiren yaşlıların hastanede ölme riski artıyor.

Kaynak: https://x.com/WebMD/status/1727877198164451639?s=20

***

Yazı için 2 yorum yapılmış:

  1. Abdullah dedi ki:

    Allah doktorsuz da bırakmasın amma doktora da muhtaç etmesin demişler ya işte bu yazı da bunu anlatıyor.

  2. Suzan dedi ki:

    Yürüyerek gitmiş… Meraba doktor bey demiş… Yürüyerek dönmüş. Bi da gitmiş bi da dönmüş…

Siz de yorumunuzu paylaşın: