BEYİNLER ARASI TRANSFER

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Nöroşirurjide her ne kadar beyin kanamaları, anevrizmalar, arteriovenöz malformasyonlar ve mikronörovasküler cerrahi ilgi ve araştırma alanlarım olsa da, idealim “Beyin Cerrahı Olmak”a karar verdiğim çocukluğumdan beri, bu organın gizemi hep beni cezb etmiştir. “İnsan nasıl düşünüyor ve bu düşünceyi kaydetmek, başkaları tarafından hissetmek ve iletişime geçmek mümkün olabilir mi?” diye düşünür dururdum. 

Konuyu zaman zaman, ismini taşımaktan onur duyduğum, aklımı, fikrimi, izanımı, kişiliğimi, beynimi ve ilmimi elinde büyüten, şekillendiren,  doğduğum andan itibaren hocam, rehberim ve mürşidim olan ve manevi desteğini hayatım boyunca her daim arkamda hissettiğim ve hissedeceğim Dedem Mutasavvıf, H. H. İsmâil Hakkı Efendiye sorardım. Rahmetli Dedem de, sorularıma çok fazla bilimsel olmasa da, bugün biraz “Holistik Beyin ve Evren” düşüncesi ile anlayabilmeye çalıştığımız, manevi ve tasavvufi prensipler çerçevesinde cevap vermeye ve izah etmeye çalışırdı. Bu anlattıkları da bende, beynin çok daha fazla esrarengiz bir yapıya sahip olduğu fikrini ve gizeminin çözülmesi için çok çalışmak gerektiğinin bilincini ve heyecanını yaratıyordu.

Tıp tahsilim esnasında, kafamı kurcalayan bu konuyu, Fizyoloji Hocam Rahmetli Prof. Dr. Mithat Torunoğlu’na sorduğumda çok tatmin edici bilimsel bir cevap alamamıştım. Aslına Mithat Torunoğlu Hocam, o zaman hemen her Tıp Fakültesinde ders kitabı olarak okutulan “İntegre Fizyoloji ve Fizyopatoloji”nin müellifi ve yazarı idi.

Ancak, nörofizyoloji esas ilgi alanı değildi. O zaman, her köyde bir üniversite(!), her kasabada bir Tıp Fakültesi(!) yoktu. Sadece İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum’da Tıp Fakültesi vardı. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Kürsüsü (O zaman “Anabilim Dalı” tabiri daha icad edilmemişti) için Torunoğlu Hocam çok büyük bir şanstı. Laboratuarını bana açar ve istediğim çalışmayı yapmam için beni teşvik ederdi.

Araştırmaya çok fırsatımın olmadığı, yoğun eğitim ve öğretimle geçen talebelik yıllarımın sonunda, hükümet tabipliği ve akabinde tekrar üniversiteye intisap ederek Nöroşirürji Kürsüsünde çalışmaya başladığımda, Fakültemiz Fizyoloji Kürsüsüne yurt dışından Nörofizyolog Prof. Dr. Üner Tan (O zaman Doçent) atanmıştı. Bu benim için büyük bir fırsat ve Erzurum Tıp Fakültesi için de büyük bir şans olmuştu.

Benim bu “Düşüncenin Kaydedilmesi ve Okunması” fikrimi Üner Hocaya açtığımda, çok büyük bir ilgi ve heyecanla ile karşıladı. Zaten kendisi de nörofizyoloji sahasında araştırmalar yapıyor ve Dünya çapında ses getiren makaleler yayınlıyordu. Nitekim daha sonraki yıllarda Üner Hoca, sahasında uluslararası düzeyde çok büyük bir üne kavuşaçak, “Int. Nöroscience”ın Editörlüğüne getirilecek, TÜBİTAK Bilim Ödülü alacaktı. Bu vesile ile de zamanın Rektörü Sayın Prof. Dr. Hurşit Ertuğrul, Atatürk Üniversitesinin TÜBİTAK ödüllü üç bilim adamını (İsmâil Hakkı AYDIN, Üner TAN, Metin BALCI) özel bir törenle taltif edecekti.

Zannedersem 1979 yılının son aylarının birinde, Üner Bey, benim bu fikrim ile çok ilgilendi ve ben  bunu bir hastada deneyebileceğimizi söyledim. Kabul etti. Ben hemen konuyu Nöroşiruri Kürsü Başkanımız Rahmetli Dr. Yılmaz Muyan’a açtım. Tedaviye cevap vermeyen bir epilepsi hastasının beynine ameliyatla bir elektrot yerleştirip, elektrofizyolojik kayıt ve dolayısı ile hasta ile konuşarak, değişken beyin dalgalarını kayıt ve analiz edebileceğimizi ve bu hususta Üner Beyin bize yardımcı olacağını ifade ettim. İlk önce çok tepki gösterdi, etik olmayacağını (o zamanlarda etik kurul yok), dekanlığın buna müsaade etmeyeceğini, hastayı ikna edemeyebileceğimizi, ameliyatı uyutmadan uyanık olarak yapmamız gerekeceğini, çok risklerinin olduğunu söyleyerek beni vaz geçirmeye çalıştı.

Trabzon inadıma, Üner Beyin desteği eklenince, sonunda Yılmaz Ağabeyi ikna ettim. Akabinde Tıp Fakültesi Dekanı Rahmetli Prof. Dr. Tali Ural Hocamla görüşüp konuyu anlatınca, kendisi Amerika’da yetişmiş ve Amerikan ENT Bordu sahibi olmasından olacak, çok heyecanlandı ve hemen bizi teşvikle, bu ameliyatı yeni açılan hastanemizin (Tıp Fakültemiz 1960 yıllardan 70 li yılların sonlarına kadar Erzurum Nümune Hastanesini Eğitim Hastanesi olarak kullanıyordu. Kampüs içindeki, daha sonra “Yakutiye” ismini alacak olan Üniversite Hastane Kompleksine yeni taşınmıştık), “Amfiteartre” diye bilinen, bütün talebe ve doktorların operasyonları izleyebileceği en geniş ve en donanımlı ameliyathanesinde yapmamıza müsaade etti.

Uygun hasta bulunarak, o zamanın şartlarında gerekli tetkik ve hazırlıklarımızı tamamlayıp, Dr. Yılmaz Muyan’ın başkanlığında büyük bir ekip olarak, beyin dokusunda ağrı duyusu olmadığından, lokal anestezi ile ameliyata başladık ve kraniyotoniyi takiben, durayı açtıktan sonra,  kayıt elektrotumuzu münasip gördüğümüz skatrize cortex dokusuna yerleştirdik. Hasta ile konuşup farklı kelimeler söylettiğimizde oluşan farklı beyin dalgaları, Üner Bey tarafından intraoperatif ve elektrofizyolojik olarak kaydediliyor ve analiz ediliyordu.

Epileptik odak olarak tespit ettiğimiz lezyonu çıkartarak, elektrofizyolojik kayıt ve ameliyatı sonlandırdık. Hastada korktuğumuz herhangi bir komplikasyon gelişmedi ve    şifa ile taburcu edildi.

Elektrofizyolojik kayıtların detaylı analizinden, o zamanki bilgi ve tecrübemizin ışığında, dalga boyu ve frekans ayırımı ile, çok da bilimsel olmasa, kendimize göre bir takım yorumlar yapmıştık. Belki bu gayretlerimiz, bu alanda çok küçük bir adımdı!

Yine, 1980 li yılların sonlarına doğru, 286 mikroişlemci bilgisayarların kullanıldığı dönemde, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde “İNTERNET ve WWW” konulu ilk konferansı ben vermiştim. Konferansı dinleyen Üniversitemiz Fen Fakültesi Fizik Bölüm Başkanı Sevgili Kardeşim Prof. Dr. Yahya Kemal YOĞURTÇU, beni konuya ilgim, heyecanım ve cesaretimden dolayı kutlamıştı!

Ama bugün...

Yıllar akıp geçti, nöroscience alıp başını gitti, hayalimizin ötesinde bir boyuta ulaştı. Son zamanlarda, yapay zaka, androidler, kuantum fiziği, nanopartiküller, nanorobotlar, holistik tasarımlar, holistik beyin, hologramlar, beyin ara yüzü nakilleri ve düşüncenin ve hatta tüm hafızanın bir flaş diske kaydedilmesi, bir bilgisayara aktarılması, saklanması, ve bir yerden bir yere, bir insandan diğerine taşınması  derken, Evrendeki tüm beyinlerin biribiri ile, mikroelektrot veya nanopartikül aracılığı olsun ya da olmasın, irtibat haline getirip getiremeyeceğimizi, bir GLOBAL BEYİN AĞI(gbw veya wbw) oluşturup oluşturmayacağımızı düşünür olduk.

Bu nedenle “global brain web”(gbw), ya da “world brain web”(wbw) kavramlarını ihdas ederek “isim babası” olmaya soyundum!

Ütopya sahibi olursak, hayata katkı sağlamak amacıyla ile, geleceğimizi şekillendirmek de kendi elimizde  olur.

Çok yakında bunlar olacak zannedilmesin, zira birçoğu gerçekleşti bile... “Beyinlerarası İnternet”, wbw, gbw burnumuzun dibinde.

Bunları neden mi yazdım?

Beyin Cerrahı Dr. Eric C. Leuthardt’ın bu konudaki çalışmalarını anlatan bir makaleyi

(https://www.technologyreview.com/s/609232/the-surgeon-who-wants-to-connect-you-to-the-internet-with-a-brain-implant/) okuyunca, bu gelişmede benim ve bahsi geçen ameliyat ekibindeki arkadaşlarımın da bir tutam tuzu olmuş mu diye, maziye doğru bir küçük seyahat etmiş oldum!

Aforizmalarımızı unutmadım.

*Çok yakın bir gelecekte, beynimize yerleştirilen bir elektrot veya nanopartikül sayesinde, bilgisayarlarla ve diğer beyinlerle iletişime geçmemiz mümkün olacak!

Ben bugünden bu sistemin adını koyuyorum.

WBW (WORLD BRAIN WEB) veya GBW (GLOBAL BRAIN WB)

Artık gbw ve wbw’in İsim Babasıyım. (10.07.2019)

*Hayattaki en Kıymetli Şeylerin, Bedava Sunulduğu bir Dünya...

*Bir kitap ile okuru arasındaki aşk, altı çizili satırlarda gizlidir!

*”Sıfır”, En Büyük Rakam...

Hem “Var” Eden, Hem “Yok” Eden!

*”Sıfır” ile “Bir” arasındaki mesafe, “1” ile en büyük rakam arasındaki mesafeden, çok daha büyüktür!

*Sabır, oturup beklemek değil, savaşarak direnmektir!

*Nasıl klonlamışlarsa, bu Leylâ’ların soyu bir türlü bitmek, tükenmek bilmiyor!

*Kendimi Allah’a en yakın hissettiğim ve huzur bulduğum yer, laboratuvarımdır!

Tabii ki, Kûy-i Dilârâ da, Laboratuarımdır!

*İnancım sayesinde, bilimin esiri oldum!

*Muayene; Kayıp San’at!

*Belâgatta Mahâret;

Konuşmadan Söz Söyleyebilme San’atıdır.

*Hicranla başlayıp, hicranla süren bir ömür, belli ki, yine hicranla bitecek!

*Hicran’a bir mektup yazdım.

“Hicran!” diye başladım,

“Hicran!” diye bitirdim.

*Hayatı uçurumun kenarına getiren de insan!

*Vicdanı Olmayan Allâme de Olsa, Câhildir ve Tehlikelidir!

*Şüphe ve Merak;  Aklın ve Zekânın Mahsülü ve Bilimin Kapısıdır.

Ve Rubâîmiz... (İsmâil Hakkı AYDIN, Rubâiyyât-ı Bircis, Girdap Kitap, İstanbul,2018)

BESTE

— — • / • — — • / • — — • / • —

(Mef’ûlü, Mefâîlü, Mefâîlü, Feûl)

Kânunla kudüm, udla keman, senle gelir,

Tanbur ile ney, yan yana, güftenle gelir,

Mızrapla da yay tellere, neyden de nefes,

Kalplerde huzur,  dilde de bestenle gelir!

Kaynak: https://www.61saat.com/genel/trabzonlu-cilgin-profesor-beyinler-arasi-transferi-yazdi-h668595.html

 

Yazı için 1 yorum yapılmış:

  1. Serkan KARAASLAN dedi ki:

    Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın kadar kendini naat eden, öven hekim görmedim. Kitaplarını da okudum. Vesileyle her seferinde kendi reklamını yapmayı pek sever. Hatta kendisi olmasaydı “nöroşirürji” bilimi olmazdı diye düşünüyor olmalı. Bir de gereksiz karadenizlilik vurgusu vardır..

Siz de yorumunuzu paylaşın: