ESİN ŞENOL: HERKESİN MASKE TAKMASINA GEREK YOK

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Dikkat: Yazının sonunda ek var!

***

Gazete Duvar’ da Nuray Pehlivan‘ ın mülakatı:

Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, korona virüsü hakkında yanlış bilinen ve yapılması gerekenleri sıraladı. Şenol virüsün geçmişini ve güncel durumunu özetlerken, gündemde oldukça konuşulan ‘kelle paça önlemini’ ve son günlerde sıkça artan maske kullanımını değerlendirdi. Şenol herkesin maske takmasına gerek olmadığını, maskelerin takılırken ve atılırken çok dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

İZMİR – İlk olarak 2019 yılı Aralık ayında, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan, insandan insana bulaşabilen ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından COVID-19 olarak adlandırılan yeni tip korona virüsü, tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılmaya devam ediyor.

Akciğer pnömonisine neden olabilen ve tedavi edilmediğinde ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu gibi ölümcül hastalıklara yol açan yeni tip korona virüsü hakkında merak ettiklerimizi GÜTF Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol’a sorduk.

SARS’DA HASTALIK HEMEN BAŞINDA TESPİT EDİLEBİLİYORDU

Karşı karşıya olduğumuz bu virüsün insan sağlığını tehdit eden diğer virüslerden farkı ne? Örneğin; geçmişte yine dünyada benzer bir paniğe sebep olan ve aynı virüs ailesinden gelen SARS ile karşılaştırıldığında nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

Bu yeni, ilk kez tanıştığımız bir virüs. Hiç tanımıyoruz ve daha önemlisi “bağışıklık sistemimiz” hiç bilmiyor. Hayvanlarda hastalıklara yol açan geniş bir virüs ailesinden. Virüsler bazen hayvanlardan insanlara da geçebiliyor ve buna sıçrama deniliyor. Önce mutasyon geçiriyor; sonra muhtemelen, hayvan ile insan arasında, başka bir ara konak bulup orada “rekombinasyon“ dediğimiz yeni bir düzenlemeye giderek insana sıçrıyor.

Bu virüsün ait olduğu, korana virüs ailesi bize çok tanıdık aslında. 2000’lerin başında Çin’de SARS, 2012’de de Suudi Arabistan’da MERS-CoV ortaya çıktı. Bunların hepsi korona ailesinden olup, insana adapte olmuş olanlar. Ayrıca, yıllardır yalnızca “nezle“, “soğuk algınlığı” gibi hafif formda tablolar yapan, alt grupları var. Ama 2019 n-CoV, ya da artık SARS-Cov2; Aralık 2019’dan itibaren de ilk kez karşılaştığımız ve yepyeni bir virüs olarak hayatımızda.

SARS-CoV yani Ağır Solunum Yolu Sendromu, Kasım 2002 yılında; şimdi SARS-CoV2 olarak da adlandırdığımız bu yeni virüs gibi, Çin’de başlayıp, Çin dışında daha çok Asya kıtasında ve Kuzey Amerika gibi başka ülkelerde de görülen bir salgına yol açtı. Ancak SARS; daha çok hastanelerde, otellerde ve aile içi yayılım göstermişti. Epidemi tümüyle Temmuz 2003 gibi kontrol altına alınabilmişti.

Her ikisi de damlacık yolu ile bulaşıyor. Yani, hasta kişinin öksürmesi, aksırması, hapşırması sırasında ortalığa saçılan, en fazla 1-2 metre uzağa gidebilen, ağır olduğu için de bu mesafeyi alırken bir yüzeye düşüp bir süre sonra etkisizleşen büyük partiküller halinde bulaşıyor. SARS’da hastalık ağırlaşmadan önce boğaz ağrısı gibi üst solunum yolu belirtileri vardı. Bu iyi bir şeydi, çünkü hemen başında hastalık tespit edilebiliyordu. Böylece enfekte kişiler izole edilebiliyor ve hastalık bulaşma zinciri kırılabiliyordu. Yeni korona virüsle karşılaşanların bir bölümünde ise hiçbir belirti yok.

Belirtisiz hastaların olması, bulaştıran kişilerin aktif bir şekilde toplumsal yaşamda olması ve izole edilememesi demek…

Evet, bu karantina önlemlerinin tek başına yetemeyeceği bir salgın demek oluyor. SARS yalnızca karantina ile kontrol altına alındı, daha sonra da hiç görülmedi ve “dikkat çeken bir virüs” etiketlemesi ile tanımlanarak bir anlamda arşive kaldırılmış oldu. Kontrol altına alınması; damlacık ve hava yolu için enfeksiyon kontrol önlemleri ve hasta olanların izolasyonu ile sağlanmıştı.

Bugün, 31 Aralık 2019 tarihinde başlayan ve hala süren epideminin “2019-nCoV” olarak tanımlanan etkeni ile çok ortak yanı olduğu düşünüldüğü için SARS-CoV ile ilişkili epidemiyolojik bilgilerden yansıtmalar yapılıyor. Bulaşma hızları (R0: 2) ve kuluçka süreleri (2-14 gün) ile benziyor.

 

BULAŞICILIK YÜKSEK, ÖLÜM ORANI DÜŞÜK

Virüs ve sebep olduğu hastalığın seyri hakkında neler biliyoruz?

Çin’deki tüm olguların analiz edildiği bir çalışmaya göre; Hastalık 3 farklı klinik seyir gösterebiliyor.

1. Hafif, soğuk algınlığı gibi: Yüzde 80

2. Ağır(ciddi) olmayan zatürre: Yüzde 14

3. Ciddi, yaşamsal destek gerektiren zatürre: Yüzde 5

Olgu ölüm oranları ise yüzde 1-2.

İyileşme oranı diğer bu tür salgınlara göre nasıl? Virüsün mutasyona uğrama riski var mı?

İyileşme oranları bu tür salgınlara göre daha yüksek sonuç veriyor. Bulaşıcılık yüksek, ölüm oranı düşük, olguların yüzde 80’i hafif seyrediyor. Ölüm oranlarını yükselten nedenler ise;

80 yaş üzerinde olmak; yüzde 14 ölüm,

Kalp, akciğer hastalıkları, diyabet, kanser hastası olmak; yüzde 5.6 – yüzde 10.5.

Kritik, ağır zatürre bulguları ile hastaneye yatırılanlarda ise ölüm oranı yüzde 49.

Mutasyona uğrama olasılığına gelince; virüs henüz mutasyona uğramadı. Çin’in uyguladığı karantina nedeniyle de dünyanın diğer bölgeleri için kazanılan zaman, virüsün mutasyon hızını kesen bir fren oldu.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ BU KEZ DAHA KONTROLLÜ DAVRANIYOR

Dünya Sağlık Örgütü’nün başlangıçta korona virüse karşı tavrı yumuşaktı ve virüsü yerel bir salgın olarak nitelendiriyordu. İlk kez “Dünya çapında bir salgınla karşı karşıya olabiliriz” diyerek pandemi ilanına göz kırptı. Bir süre sonra Çin Büyükelçisi “Biz aşıyı bulduk” dedi. Bu açıklamalar ne anlama geliyor?

Yumuşaktı diyemeyeceğim… Pandemi daha önce 2009 domuz gribi için ilan edildi. Tüm dünyada önemli bir nüfusu etkileyen ve ölümlere yol açan bu sürecin sonunda, o dönemde Dünya Sağlık Örgütü ile ilişkili herkes, örgütü, insanları gereksiz paniğe sürüklemek ve ülkelere aşı aldırmak ile suçlandı. Bu nedenle bu kez daha kontrollü ve dikkatli davranıyor. Çünkü sağlık sistemlerinin, toplumların dayanıklılığı için telaşsız bir tedbir içinde olmak ve zaman satın almak durumundayız.

Çin, aşı için uygun sekansı buldu ve test edilmek üzere Amerika’ya yolladı. Test olumlu bulunursa Nisan ayında klinik çalışmalar başlayacak. Sonra her şey çok yolunda giderse, 4-5 ay içinde, bu salgın için kullanılabilecek aşı hazır olacak. Ayrıca tedarik ve dağıtım planlamaları da gerek tabii…

Dünya Sağlık Örgütü’nün 28 Şubat’ta COVID19 riskini “çok yüksek” olarak güncellemesinin sebepleri neler?

Yayılımın artması ve hafif seyirli vakaların saptanamaması, karantina veya izolasyon gibi önlemleri etkisiz kılmaya başladı. Özellikle bazı ülkelerdeki test kapasitesi ve tıbbi malzeme yetersizliği… Kısacası sağlık sistemleri üzerindeki etki, yani sağlık sistemleri zayıf olan ülkelerdeki potansiyel bu güncellemeyi zorunlu kılmış oldu.

BU DENLİ CİDDİ BİR KONUYU KENDİ ÇIKARLARI İÇİN SULANDIRIYORLAR

Canan Karatay ve diğer figürlerin yaptığı “Korona virüsten korunma yöntemi olarak lahana, sarımsak tüketmek, tuzlu suyla ağız çalkalamak, sirkeli suyla temizlik yapmak ya da kelle paça yemek” gibi açıklamalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu denli ciddi bir konuyu kendi çıkarları için sulandırarak zaman kaybettirmeleri olarak görüyorum. Dünya Sağlık Örgütü, bu önerileri tek tek yanıtlayıp, neden ve nasıl işe yaramadığını, spot bilgi ve infografik olarak yayınladı. Kaldı ki tuzlu su, ayrıca, o bölgedeki koruyucu “mikrobiyota”yı etkileyerek zararlı bile olabilir!

Korunma yöntemleri belli;

*İyi uyku,

*Dengeli beslenme,

*El temizliği (sık el yıkama),

*El ile ağız, göz ve burun ilişkisin olabildiğince kesmek,

*Hasta kişilerin olabileceği kalabalık ortamlarda bulunmamaya çalışmak,

*Düzenli hareket etmek,

*Grip aşısını yaptırmak,

*Gerekli ise zatürre aşısını yaptırmak,

* Antibiyotik, ağrı kesici ve bitki kökenli, güvenilirliği bilinmeyen ürünlerden uzak durmak.

YANLIŞ ENFORMASYON EN BÜYÜK VE EN TEHLİKELİ SALGIN!

Resmi kaynaklara göre bugün itibariyle hala Türkiye’de virüs ve virüs ile enfekte kişi tespit edilmedi. Ancak sınır komşumuz İran’daki salgının boyutu ve son olarak Irak’ta hastalığın ortaya çıkması virüsün kapıda olduğu endişesini yayıyor. Sizce sınır kapılarını kapatmak, uçuşları durdurmak vb. önlemler virüsün ülkeye girmesinin önüne geçmek için yeterli mi? Önlemlerin zamanında alındığını düşünüyor musunuz?

Sağlık sistemi dayanıklılığının, fiziksel ve insani kapasite olarak artırılması gerekli. Sağlık sistemindeki gereksiz hasta ve ziyaretçi yükünün de azaltılması gerekiyor. Açık ve güvenilir olmanın yanında hızlı ve doğru bilgi paylaşımı önemli. Sosyal medya ve basında, konuya doğru ve sağduyu ile odaklanmış yorum ve kişiler dışındaki yanlış yorum ve özellikle dedikodulara yer verilmesi denetlenerek engellenmeli.

2009’da pandemi sırasında Dünya Sağlık Örgütü Başkanı olan Margaret Chan’den alıntı ile “Rumor & panic spread faster than the virus”: Söylenti ve panik virüsten daha hızlı yayılır. Sürekli bilgilenmeli, kaynakları kontrol etmeli, boş konuşmamalıyız: Yanlış enformasyon en büyük ve en tehlikeli salgın!

Virüsün Türkiye’de yayılması durumunda Sağlık Bakanlığı’nın imkanları bu salgını atlatmamız için yeterli mi? Nasıl bir proses izleneceğini öngörüyorsunuz?

Umarız ve öyle olacaktır. İyi bir danışmanlık alınan Bilim Kurulu var. Dünya Sağlık Örgütü ile sıkı işbirliği yapılıyor. En önemlisi 2009 Pandemisi ve sonra Doğu sınırımızda 2005 yılında yaşanan kuş gribi deneyimimiz var…

ÖPÜŞMEYİN, UZUN SÜRE KAPALI ORTAMLARDA KALMAYIN

Maske kullanımı, ellerimizi sık sık yıkamak; kamu ve devlet özelinde alınan önlemler dışında, birey olarak biz neler yapabiliriz korunmak için?

Az önce de söylediğim gibi hasta bakımı yapmayan; hasta olup aksıran, hapşıran kişinin 1-2 metre yakınında, 15 dakikadan uzun kalmayan kişinin maske takmasına gerek yok. Bu da normal maske olmalı. Takılırken, atılırken çok dikkatli olunmalı. Aksi halde, ortalığı “enfekte materyal ” çöplüğüne çevirip, grip gibi başka virüslerin yayılımına ve huy değiştirmesine yol açarız. Piyasada daha yüksek koruyuculuğu olduğu söylenen, yüksek filtreli maskeler hem gerekmiyor, hem de zaten uygun kullanılmadığı için hiç işe yaramıyor. Boşuna para vermeyin. Öpüşmeyin; uzun süre kapalı, kalabalık ortamlarda kalmayın.

Bu boyutta bir salgın, gelecek yıllarda ortaya çıkacak grip virüslerini etkiler mi?

Etkilemez…

En kötü senaryo ne olur?

Salgının tüm insanların yüzde 30’u bağışık hale gelene kadar sürüp sonra kendiliğinden gerilemesi en kötü olasılık. Bu, 12-18 ay gibi bir zaman demek. Ama ilaçlar, aşı ve koruyucu antikorların pasif uygulaması ile sürecin hafifletilmesi ve kısaltılması gerçekleşecektir.

Kaynak: https://www.gazeteduvar.com.tr/saglik/2020/03/02/prof-senol-opusmeyin-uzun-sure-kapali-ortamlarda-kalmayin

***

EK 1 (20.5.2021): KORCAN AYATA: Bilime değil, duruma göre mesaj verilirse böyle hikayeleri bol bol okuruz. Kategorik olarak bilim-kurgu ile başlamış, drama-komedi olarak devam etmiş. Tabi olan izleyiciye olmuş.

Size çok kısa bir fıkra anlatmak istiyorum.Esin Şenol

“Geçen yıl Haziran başından beri ;

Okullar en son kapanan ve ilk açılan yerler olmalı” dediğini iddia ediyor.

9 Aralık 2020’de yazdığı tivite bakın ve 19 Mayıs 2021’de  yazdığı tivite bakın. Fıkra bu kadar.

ResimResim

Kaynak: https://twitter.com/korcanayata/status/1395287501774929921?s=20

***

EK 2 (24.9.2021): Prof. Esin Şenol: Aşılılar da hastalığı bulaştırıyor demek kahve dedikodusudur, yok öyle bir şey

Gazi Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, “Aşılı hastalandığı zaman da çok kısa sürede hastalığı bertaraf ettiği için, boğazlarındaki virüs yükü çok düşük oluyor ve semptomları çok olduğunda bile en yakınındakine sadece 1-2 gün bulaştırma riski var. ‘Aşılılar da bulaştırıyor’ demek kahve dedikodusudur” dedi.

RS FM’de Atilla Güner’le Akşam Postası’na konuk olan Prof. Şenol, Türkiye’nin aşılamada geldiği duruma ilişkin konuştu. “İşimize, özgürlüğümüze ve çocuklarımızı okullarına göndermek istiyorsak ya hasta olmadığımızı göstererek ya da aşılanıp kalkanlarımızı kuşanarak bu süreci atlatacağız” diyen Şenol, “Dünyayı yaşanılabilir kılmak zorundayız, şu andaki derdimiz o” ifadesini kullandı.

Prof. Şenol’un açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Aşılı hastalandığı zaman da çok kısa sürede hastalığı bertaraf ettiği için, boğazlarındaki virüs yükü çok düşük oluyor ve semptomları çok olduğunda bile en yakınındakine sadece 1-2 gün bulaştırma riski var. ‘Aşılılar da bulaştırıyor’ demek kahve dedikodusudur. Aşı öyle herkesin konuşabileceği bir şey değil. Aşılıları karantinaya bile almıyoruz. Aşısız kişilerin enfekte olma ihtimali onlarca kat daha fazla. Aşının canlı bir şey olduğunu sanıyorlar. Yok öyle bir şey burada verilen bir protein ve bağışıklık sistemi ile hafıza ilişkisini sağlıyor.

“Aşısızlarla aynı ortama girmem”

“Aşıyı yaptırmak istemiyorsa yaptırmasınlar aşıyı ama ben aşısız kişiyle aynı ortama girmem, aşısız esnafın dükkanına gitmem çünkü ben sağlık çalışanıyım kendimden öte bana bulaştıracak olursa hastalarıma risk oluşturmak istemem. Bu nedenle kendimi korumak için 3 doz aşımı yaptırdım. Sağlık sorunum olmadığı halde her yıl grip aşımı yaptırıyorum çünkü hastalarıma risk oluşturmak istemem. Ben belki iki günde atlatacağım ama hastalarımdan kırılgan birisine çok zarar verebilirim. Aşılarını olmayanlar gidecekleri kapalı bir ortamda antijen testiyle ya da belki doğal yoldan geçirdiler, geçirdiklerini göstererek girsinler. ABD, vize başvurularında verem testi, kızamık aşısı ya da bağışık mısınız diye bakıyor ki haklı çünkü sınırlar ötesi geçişlerdir pandemi riski yaratan. İşimize, özgürlüğümüze ve çocuklarımızı okullarına göndermek istiyorsak ya hasta olmadığımızı göstererek ya da aşılanıp kalkanlarımızı kuşanarak bu süreci atlatacağız.

“Artık riske edemeyiz”

“Mekanlara aşısızların ya da kendi bulaşıcı olmadıklarını kanıtlamayanlar gidiyorsa ben gitmem. Biz artık riske edemeyiz. Dünyayı yaşanılabilir kılmak zorundayız, şu andaki derdimiz o.  Restoran ve kafe sahipleri, sanatçılar çırpındılar. Herkes istediği yerde yaşayabilir ama birbirine değmeden olmak zorunda maalesef.”

Kaynak: https://t24.com.tr/haber/prof-esin-senol-asililar-da-hastaligi-bulastiriyor-demek-kahve-dedikodusudur-yok-oyle-bir-sey,968208

***

EK 3 (24.9.2021): FOX HABER: Aşı olup ölen hiç kimse yok.

Resim

Kaynak: https://twitter.com/note_bot_/status/1441011571057168385?s=20

***

EK 4 (24.9.2021): 15 Mart 2020 8:27′ de attığı tivit: Bu süre sonunda ve içinde bulunduğumuz ortamda ve bu dönem için, pek çok insan bağışık olacaktır zaten. Ertesi yıl da virüs bir munisleşir haliyle Sürü bağışıklığı (Herd Immuntiy

 Resim

***

EK 5 (11.10.2021): ARK “İş tak-takma boyutunun bile ötesine geçti. Artık maske için Boğazda yemeğine iddiaya giriliyor. Çok yazık.”

KAAN YILANCIOĞLUBunları uzman diye TV’lere çıkaranlarda kabahat Hocam kusura bakmayın! Halk ne yapsın kimi dinlesin sabah akşam önene ne konursa o…”

Resim

Kaynak: https://twitter.com/drahmetrasim/status/1447603207971217408?s=20

***

EK 6 (25.10.2021): Habertürk’ te Esin Şenol ile grip aşıları üzerine tartışmamızı seyretmek için:  https://www.youtube.com/watch?v=PltXj2RJ4t4&t=1693s

***

EK 7 (1.11.2021): MEHMET ALİ ÖNEL “Profesör Esin Şenol; “Hekimlik Tanrıcılık oynamaktır” Modern tıbbın babası İbn-i Sina; “Cahil bir hekim ölüm kampının yardımcısıdır.”

Armağan Çağlayan’a diyor ki: “Hakikaten bir kurtarma fantazisi hekimlik. Evet, biraz tanrıcılık oynamak var o işin içinde. Ve bunun da bir sakıncası olmadığını düşünüyorum ben. Zaman içinde kuşaktan kuşağa geçerken bu da normalleşecek

Kaynak: https://twitter.com/Mehmetali_Onel/status/1454919633367097348?s=20

***

EK 8 (4.11.2021): ESİN ŞENOL

Resim

Kaynak: https://twitter.com/esenol/status/1455842761001799681?s=20

***

EK 9 (20.11.2021): ESİN ŞENOLÇok iyi işleyen tedavi algoritmalarımız var bizim merkezimizde kullanılan. Plazma, deksametazon, favipiravir, oksijenasyon, antikoagulan ve gerekince bazen antibiyotik Hepsinin kimde hangi aşamada kullanılacağı, bilimsel veri gereğince konumlandırıldı Orta-ağır hastalarımız. ÖS 9:30 4 Ağu 2020.

Resim

ESİN ŞENOL “FAVİPİRAVİR konusu noktalanmıştır. Bu ilaca verilen paralar ile riskli, immun yetmezlikl, kişiler için monoklonal antikor kokteylleri getirtseniz pek çok ölüm olmazdı. Sağlık Bakanlığından, Bakanlık Rehberini acil güncellemesini ve güncel bilimsel verilere göre davranmasını bekliyoruz.”

“Rehberdeki ilaç protokollerini yazan ve sahadaki hekimlere baskı ile uygulatan kişileri deşifre etmesini istiyoruz. Kim alacak bu yanlış tedavilere ödenen paraların sorumluluğunu. 09:35 AM 18 Kas 21.

Resim

Kaynak: https://twitter.com/HaydarBrs/status/1462016210858651649?s=20

***

Yazı için 2 yorum yapılmış:

  1. Hande dedi ki:

    “Kombinezonlu Esin” tartışması nedir?
    Durun, hemen “konu iyice magazine döndü” diyerek geri çekilmeyin. Bu tuhaf-gülünç tartışma aslında bize, “pandeminin” entelektüel kesimde yarattığı yeni siyasi saflaşma ve yeniden mevzilemeler hakkında önemli olduğu kadar da üzücü sosyolojik-politik-psikolojik veriler sundu.

    Önce konu hakkında bilgi verip sonra analizlerimize geçelim.

    Öncelikle bilinmesini isterim ki Prof: Dr. Esin Davutoğlu Şenol’un “Modern bir kadın ve saygın bir doktor olarak gericiler bana ve yaşam biçimime saldırıyor. Kıyafetim üzerinden hakaret ederek bir bilim insanını yıldırmak istiyorlar” temalı “mücadelesi”, kendisinin tanınmış bir hekim olmadan önce youtube’da yayınladığı videolardaki görüntüsünün ti’ye alınmasına ve “kombinezonlu” yakıştırması yapılmasına dayanıyor. O videolarda Profesör Hanım, kombinezona benzeyen bir kıyafet içinde sunum yapmaktadır. (https://www.youtube.com/watch?v=y627bvh9Hao)

    “Kadın” ve “yaşam biçimi” gibi hassas konuların, toplumun özellikle seküler kesiminde olağan üstü bir duyarlılıkla algılandığı gerçeğinden hareket ettiğimizde gelen ilk tepkilerin “Sana ne kadının ne giydiğinden?” şeklinde olması da anlaşılır bir şeydir. Yalnız bu, kendi hassasiyet algımızı her zaman doğru tarttığımız ve tepkilerimizi doğru hedefe yönelttiğimiz anlamına gelmez. Kendimizi bir “çağdaşlık savaşçısı” zannederken, gerçeklikten kopmuş bir yeldeğirmeni savaşçısına da dönüşebiliriz.

    Gelelim konunun en traji-komik tarafına. Burada, bizim mahallenin “gerici” ve “yobaz” diye kodladığı insanların (hiç değilse “kombinezonlu Esin” konusunda) günahlarının alındığını belirtmek zorundayım, çünkü o ifade “gericilere” değil bana aittir…

    Yani, “çağdaşlık ve haklılık” eğer kılık kıyafet ve dış görünüm ile ölçülecekse, tıpkı Esin Hanım gibi sarışın, şortlu ,”kombinezonlu”, sabahları köpek gezdirip akşam üzeri birasını yudumlayan, hayatı dindar yobazlık, son 20 yılda da AKP ile mücadele ederek geçmiş biri olan bana…

    Esin Hanım’dan bu konudaki farkım da “seçilmiş muhalifliğin” konforuna sığınma şansı olmamış, hakkında yüzlerce dava açılmış, işsiz bırakılmış, baskılar görmüş , yılları cezaevi duvarı ve adliyelerin önünde geçmiş bir “muhalif” olmak..

    “Öyle de olsa, bir kadına, bir hekime kombinezonlu diyemezsin” şeklinde parmak sallayanların sesini duyabiliyorum. Ben de o zaman şunları söyleme hakkımı kullanırım:

    Eğer ün kazanmış, kamuoyuna mal olmuş insanların sadece (varsa) “fikirlerine” değil, giyim, kuşam, saç stili, tercih ettiği çanta ve ayakkabı markası vs’lerine de eleştiri okları yöneltemeyeceksek, (kendim başta olmak üzere) biz neden yıllarca Emine Erdoğan’ın bir türlü tarz bulamamış o tuhaf kıyafetleri, Esra Elönü’nün abartılı makyajı ve botokslu dudakları, Hilal Kaplan’ın ‘kapçıklı’ gözleriyle alay ettik? Daha yakın zamanda Esin Hanım ve taraftarları, şarkıcı Yeşim Salkım’ı neden binlerce “Bornozlu” twitiyle aşağıladılar? Yıldız Tilbe neden düşünceleri ve görünümü ile aşağılanıyor? Bırakın ünlü birini, mitinge çarşafıyla gitmiş halktan, gariban kadınları neden günlerdir linç ediyoruz?

    Her şeyi unutmuş bir toplum olduğumuz acı gerçeğine istinaden şu kuralı bir kez hatırlatıp konunun bu boyutunu sonlandırayım:

    Ünlü olmak her zaman eğlenceli değildir, bazen de canınızı sıkarlar. Kamuoyuna mal olmuş politikacı, sanatçı, sporcu, iş insanı, gazeteci vs’nin “özel hayatı” yoktur. Taktığınız gözlükten dişinizde kalan maydanoz kırıntısına kadar bütün hayatınıza mikroskop tutarlar. Bunun önüne geçmek mümkün olamayacağına göre alışmaktan, tahammül etmekten, hoş görmekten; hatta tekâmül düzeyiniz el verirse yapılan eleştirilerden faydalanmaktan başka çareniz yoktur. Hayat, mahkemelere koşmakla, twitter’da destek tag’leri açtırmakla geçmez. Hamama giren terler.

    Sonra, “Bana hakaret edildi” diye ağlayan insanın, kendi yazdıklarına da dönüp bir bakması, “O bana kombinezonlu demiş ama ben de ona ahlaksız kadın, düşük, örümcek kafalı, toplumun safrası, orta doğunun bataklığı demişim, hatta kocasını bile işin içine karıştırmışım, kadına “çöldeki kutup ayısı” diyen yaşlı magandalara gülücük emojileri atmışım” diyebilecek iç teraziye sahip olmanız gerekir.

    “Biz hallederiz hocam” deyip sizi havalara sokan avukatlara yetki vermeden önce asliye hukuk mahkemelerinin “kombinezonlu” tasvirine mi, yoksa kullandığınız bu kelimelere mi daha çok hakaret cezası verdiğini araştırmanız lazım.

    “Ben artık ünlü ve uzmanlığı tescillenmiş biriyim, hiç bir şeyi araştırmak, kimse ile empati yapmak zorunda değilim” noktasına gelmişseniz, sizi daha çok hırpalarlar, benden söylemesi.

    Buradan, “Pandemi ile ünlü olanlar” başlığına geçebiliriz.

    Bildiğiniz gibi, daha önce adını duymadığımız pek çok doktor “pandemi” söylemi ve iklimi ile hayatlarımıza giriverdi. Yaratılan ilk korku fırtınasının etkisi ile 2020 Mart-Mayıs döneminde ben de kendilerini “uzman” olarak lanse eden bu kişilere dört elle sarıldım. Söyledikleri her şeyi doğru gördüm ve dediklerine harfiyen uydum.

    Sonra, içimdeki bir his bana bir şeylerin hiç de mantıklı gitmediğini fısıldamaya başladı. Bu noktaya geldiğimde baktım ki ben makarna paketlerini musluğun altında sıcak su ve sabunla yıkayan, alışveriş poşetlerini çamaşır suyuna batırdıktan sonra mandalla balkona asan bir ‘divane’ haline gelmişken, bunları yapmazsam öleceğimi söyleyen doktorlar, gayet bakımlı, makyajlı, neşeli bir şekilde nerdeyse 24 saat ekrandalar! Durum tam bir “Halka verir talkını, kendi yutar salkımı” örneğine dönüşürken bu “uzmanlar”, işi gittikleri tatil yerlerinden maskesiz-mesafesiz fotoğraflar paylaşmaya kadar götürdüler.

    Derken, “doktora şiddet” haberlerine, tekil olayın içeriğine bakmadan kategorik olarak tepki gösteregelmiş bizlerde bir “Acaba?” sorusuna neden olmaya başlayan tavırlar, üsluplar, yaklaşımlar baş gösterdi.

    Hayatımız boyunca saygıda kusur etmediğimiz, her türlü eleştiriden muaf tuttuğumuz, yazdıkları ilaç zehir olsa tereddüt etmeden içtiğimiz doktorlar, son derece şımarık ve sorumsuz üsluplarla halktan kişileri sosyal medya hesaplarından aşağılamaya başladılar…Ölümle bu kadar korkutulmuş insanların, saygılı bir üslupla “Hocam, kekik suyu içsem iyi gelir mi?” şeklindeki masumane sorularını bile takipçileri ile bir olup aşağılama ve alay konusu yaptılar. DSÖ’nün önerdiği protokolden başka tedavi yöntemleri olabileceğini gündem getiren meslektaşları dahil hepimiz bir anda “cahil, düz dünyacı, yobaz, gerici, bilim karşıtı” oluverdik. Bir yakınının hastalık sürecini anlatıp bilgi almaya çalışan vatandaşlar bile hakaret yağmuru altında bloklandılar. Oysa biz, bir hekim için sahadan gelecek geri bildirimlerin her zaman çok önemli olduğuna, hele de bu kadar “bilinmeyen ve tehlikeli” bir virüs söz konusu ise daha çok değer kazanması gerektiğine ve bunların mutlaka raporlanacağına inanmış, öyle öğrenmiştik…

    Ancak gördük ki hekimler, hiç bir sorumluluk almadan üst perdeden önerdikleri-dayattıkları tedavilerin geri dönüşüne ilişkin hiç bir şey duymak istemiyorlar. “Aşınızı mutlaka olun” diye bastırıyorlar, hatta hükümete aşı teredütü yaşayanların sürek avına tabi tutulmasını öneriyorlar ama “Hocam, aşılarımı oldum ama kendimi iyi hissetmiyorum” diyen herkesi fanatiklerine linç ettirdikten sonra blokluyorlar. “Hocam, ben biraz okuma yaptım, bu mRNA’nın deneysel aşamada bir teknoloji olduğunu düşünüyorum” diyenler “Sen doktor musun?” diye azarlandıktan sonra yine bloklanıyorlar.

    Bu durum hiç normal değil ve bizim bunun nedenlerini araştırıp bulmaya, kuşkularımızı daha diri tutmaya hakkımız var.

    Aslında burada halen olayın ‘yüzeysel’ boyutuna bakmaktayız. “Pandemiye” kendisini önceden hazırladığı anlaşılan uluslararası ilaç ve aşı devlerinin yaptıkları muazzam PR yatırımına henüz girmedik. Kendilerine medyatik olma şansı verilmiş doktorların tuhaf davranışlarını çözmeye çalışıyoruz sadece.

    Bu bağlamda elimizdeki örneklerden birisi de “kombinezonlu” sataşması üzerinden kendisine “Gericilerin saldırısı altındaki bilim kadını” postu çıkarmaya çalışan Esin Davutoğlu Şenol. (Hep onlar mı bizi denek yapacak?)

    Davutoğlu, yukarıda örneklediğimiz yanlış doktor üslubu konusunda bir hayli öne geçmiş bir isim. Youtube’da dövme ve piercing videoları paylaşırken, altı ay içinde “referans makamında bir bilim kadını” ilan edilmenin çalkantısı ile pek de başarılı savaşamadığı görülüyor. Medya, insanı hiç fark ettirmeden zehirler. Kendinizi Marie Curie zannederken, mayın merkebi olduğunuzun farkına infilak edene kadar varmazsınız. Hele de politik alt yapınız zayıf ve medyanın, koynuna girmeden önce yüz kez düşünülmesi gereken bir canavar olduğunu bilmiyorsanız tehlike altındasınız demektir. Şan, şöhret ve parayı hiç kimseye karşılıksız vermezler. Kullanım süreniz dolunca da bir kenara atılırsınız.

    Kombinezon tartışması bize kendini “muhalif” ve “bilim yanlısı” olarak adlandıran entelektüel etiketli bir kesimin savrulduğu politik-psikolojik-sosyolojik zemin hakkında da değerli veriler sundu. Bu konuda Esin Şenol’un twitleri altına yazılan destek yorumları ve “esin şenol yalnız değildir” tag’ına yazılanlar, araştırma yapmak isteyenler için verimli bir membadır.

    Görünen tablo o ki 20 yıllık AKP iktidarı boyunca kendilerini “Çağdaş, muhalif, yobazlık karşıtı” vs. şeklinde konumlayan bir zümre, o gün bu gündür bilgi ve deneyimlerine hiç bir şey katmamış. Olanlardan ders çıkarmayı kategorik olarak reddettiği için “doğrularının” zaman içinde nasıl nasırlaşıp “yanlışlığa” dönüştüğünü de fark edemiyor. Kendisi her zaman aydın, okumuş ve bilinçli; karşısındakiler ise her zaman “cahil, yobaz, bilim karşıtı ve düz dünyacı”. Bu toptan bakıştan kopmamakta o kadar dirençliler ki “karşıdakilerin” içindeki sonsuz gri tonundan birini bile göremiyorlar. Bırakın, “karşıdakini”, kendileri ile aynı siyasal-ideolojik safta olanları bile bir hamlede “yobaz” çuvalına atıverebiliyorlar. Oysa bilim bize yaşayan bir organizma olarak toplumun, sürekli değişim ve devinim içinde olduğunu söylemez mi? Hayır, 20 yıldır toplumu bir natürmort tabloyu seyreder gibi seyretmişler. Köprülerin altından akan suların sesini bile duymuyorlar.

    Örneğin, doktorundan gazetecisine, meslek örgütü yöneticisinden sanatçısına “Esin Şenol Yalnız Değildir” tag’ine koşanların yüzde yüze yakın bölümü “kombinezon” tartılmasının ne olduğunu, neden kaynaklandığını hiç bilmiyor. Bilmediği gibi, merak da etmiyor. Bir tanesi “Konunun ne olduğunu anlamadım ama mutlaka Esin Hocam haklıdr” diye twit bile atmış(!) Herkes “Esin hocamıza gericiler saldırmış dediler, sopaları alıp geldik” modunda. Hani toplumun kültürel bakımdan geri ve mutaassıp kesimlerini “Aleviler camiyi yakmışlar” diye galeyana getirmek bizde adettendir ve yüz yıllardır hiç vazgeçilmeyen masrafsız bir provokasyon yöntemidir ya, “bilim yanlısı” kesimde de aynısının “Kadınlarımızın çatalına laf edilmiş” versiyonu maalesef iş yapıyor.

    Tenakuz bitecek gibi değil. Örneğin, “kombinezonlu” diyenin kim olduğunu hiç merak etmeden kafasında hemen çember sakallı, şalvarlı bir “mürteci” yaratıp yeldeğirmeni taşlamaya girişen bu “bilim yanlıları” muhalifliklerinden, iktidar karşıtlıklarından da hiç taviz vermiyor. “İyi de bu Esin Hoca iki yıldır pandemi konusunda AKP hükümeti ile çalışmıyor mu? Her gün ekranlarda boy göstermesine kim izin veriyor?” diye sormadıkları gibi, sırf “kombinezonlu” dedim diye Süleyman Soylu’nun polisleri eve baskın yapıp beni ters kelepçe ile derdest etse alkış tutacaklar(!)

    Bu iş daha çok su kaldırır, şimdilik burada bırakalım. Profesör Hanım, “kombinezonlu” ifadesinin hakaret olduğuna hükmedip suç duyurusunda bulundu. Ben de kendisinin hakkımda sarf ettiği “Müptezel, ahlaksız kadın, örümcek kafalı, düşük” ifadelerini mahkemeye taşıdım. Neyin hakaret olduğuna karar vermek yargının işi ama ben kendi adıma bu olayın mahkemeye taşınmasından memnunum. Pandemi ve aşı konusunda farklı düşünceleri olan bizlerden her ortamda iki yıldır kaçtılar. “Aşıdan tereddüt ederek para kazandığımız” gibi akla ziyan suçlamalarla bile karşılaştık. Bu vesileyle itirazları mahkeme kayıtlarına geçirmiş olur, hatta kimin ne kazandığı hakkında maliyeden celp bile talep ederiz.

    Sadece dinin değil, bilimin yobazlarından da kurtulmak dileğiyle.

    Fatma Sibel Yüksek

    twitter@FatmaSibelYkse1

    13.09.2021
    https://www.patreon.com/posts/56138675

  2. Sude dedi ki:

    Bırakınız kudursunlar Esin Hocam

    Aşı karşıtlarının maskesini bir bilim kadını aşağı indirdi.

    Esin Davutoğlu Şenol.

    Esin Hoca, pandeminin başından beri toplumu bilgilendirmek için canını dişine takmış koşturan bir bilim kadınımız.

    Dürüst, bildiğini söyleyen, kıvırmayan bir aydın.

    Aşıların devreye girmesinden bu yana da aşılarla ilgili en samimi bilgileri paylaşan hatta bir programda bu nedenle benimle tartışan bir hocamız.

    Gerçek neyse açık açık söyleyen, bilgi saklamayan gerçek bir bilim insanı.

    Aşı karşıtları ve bunları pompalayan “cehalet ana bilim dalı”nın üyeleri şimdi Esin Davutoğlu Şenol’a yeni bir saldırı başlattılar.

    Ama kendisini bilgi ile yenemeyeceklerini bildikleri için saldırı “giyim kuşam” üzerinden.

    Giydiği her şeyin kendisine çok yakıştığını ekrandan da sıklıkla söylediğim, şıklığına hayran olduğum Esin Hoca’ya çok da yakışan, giydiği askılı bir bluz üzerinden saldırıya geçtiler.

    Bu saldırıyı başlatan ise bir kadın.

    “Kombinezonlu Esin” diyerek hücum ediyorlar.

    Çünkü söyleyecek bilimsel, elle tutulur bir laf olmayınca kılık kıyafet üzerinden saldırmak en kolayı.

    Aman Esin hocam siz bu saldırıya ne aldırın, ne takın.

    Benden duymuş olmayın ama bu saldırının nedeni sadece aşı olamaz.

    Bence işin altında hemcinse yönelik bir kıskançlık da var.

    Siz yine şık şık giyinip çıkın ekranlara.

    Bırakınız kudursunlar.

    Ne bilginize yetişebilirler ne de şıklığınıza.
    https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/3191928-babacan-chp-ye-rakip-parti-kurmadi

Siz de yorumunuzu paylaşın: