100 SENELİK BCG AŞISI TİP 1 DİYABET TEDAVİSİNDE DEVRİM YARATABİLİR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Az sayıda tip 1 diyabetli hasta üzerinde yapılan çalışmada bir ay arayla yapılan BCG aşısının kan şekeri ve HbA1c değerini normale getirdiği, insülin ihtiyacını üçte bir nispetinde azalttığı belirlendi.

Tip 1 diyabeti olan 12 hastadan 9’ una 4 hafta arayla 2 doz BCG aşısı, 3 hastaya da plasebo aşı yapıldı.

Aşı yapılan grubun ortalama HbA1c seviyesi başlangıçta 7.4 iken bu değerin 3 sene sonra 6.2 ve sekiz sene sonra da 6.7 olduğu tespit edildi.

Araştırma, kan şekeri seviyelerinin de sekiz seneye kadar normal değerlere değerlerde seyrettiğini gösteriyor.

Katılımcılarda herhangi bir komplikasyona rastlanmadığı gibi insülin ihtiyaçlarında üçte birden fazla azalma olduğu da belirlendi.

Araştırmacılar bu sonuçların insülin üretiminde artış veya insülin direncinde azalmayla bir ilgisi olmadığını, BCG aşısının bağışıklık sistemini koruyan T-hücreleri sayısını artırarak glukoz metabolizmasının oksidatif fosforilasyondan aerobik glikolize geçmesini sağlayabileceğini düşünüyorlar.

Aerobik glikoliz hücrelerin daha fazla glukoz yakmalarını sağlıyor.

Massachusetts General Hospital uzmanları tarafından yapılan araştırma NPJ Vaccines isimli tıp dergisinde yayımlandı.

Araştırmacıları tebrik ediyorum

Endüstrinin tahakkümü altındaki modern tıp biliminde hastalıkların kökten tedavisi görmezden gelinir.

Gribi önlemek için milyonlarca doz grip aşısı satmak mümkünken nasıl ömür boyu etkili bir grip aşısı endüstrinin işine gelmezse tip 1 diyabetli hastalara her gün insülin satmak varken bu ihtiyacı ortadan kaldıracak veya hiç değilse azaltacak bir uygulama da modern tıbbın defterinde yazmaz.

İnsülin tip 1 diyabetlilerin olmazsa olmaz hayat kurtarıcı ilacıdır ama asıl mühim olan hastalığın kökenine inmek ve insülin ihtiyacını bitirecek uygulamaları araştırmaktır.

HbA1c neyi gösteriyor?

HbA1c seviyeleri son 2-3 aylık dönemde ortala kan şekeri düzeylerini gösteriyor ve Amerikan Diyabet Derneği bu değerin sağlıklı insanlarda 7’ nin altında olması gerektiğini bildiriyor.

Tip 1 diyabet oto-immün bir hastalıktır.

Oto-immün hastalıklarda bağışıklık sistemi vücudun bir kısmını kendine zararlı kabul eder ve onu yok etmeye çalışır.

Tip 1 diyabette de bağışıklık sistemi pankreasta insülin sentezi yapan beta-hücrelerini hedef alır ve yeteri kadar beta hücresi kalmadığında hiç insülin yapılamaz olur, hastaların ömür boyu insülin tedavisi görmesi gerekir.

BCG aşısı ne işe yarar?

BCG aşısı 100 seneden beri tüberküloz hastalığının önlenmesinde kullanılıyor ama aşının etkinliği çok tartışmalıdır.

Bu mevzuda hâkim kanaat BCG aşısının primer enfeksiyonun (çocukluk çağı tüberkülozu) komplikasyonlarını önlediği ama reaktivayonu yani erişkin tipi tüberkülozu engelleyemediği şeklindedir.

BCG aşısı Th1 tipi bağışıklığı güçlendirir; insanlarda yapılan çalışmalar ve hayvan deneylerinde alerjik astımı, multipl sklerozu (MS) önleyebileceğine dair bilgiler elde edilmiştir.

BCG aşısı, yüzeyel mesane kanserine karşı da kullanılmaktadır.

Gelelim neticeye

Tip 1 diyabet hastalığının tedavisi vücutta üretilemeyen insülini hastanın ihtiyacına göre dışarıdan vermek suretiyle yapılıyor ve hastaların ömür boyu insülin kullanmaları gerekiyor.

Çok az sayıda hasta üzerinde yapılan bu çalışmadan tüm hastalar için geçerli, kesin bir kanaate varmak ve BCG’ yi tüm hastalara tavsiye etmek elbette doğru değildir ama bu aşının tip 1 diyabet tedavisinde yeni ufuklar açabileceği, hastalığa kökten bir tedavi geliştirilmesine imkân sağlayabileceği söylenebilir.

Kaynak: https://www.nature.com/articles/s41541-018-0062-8

Yazı için 2 yorum yapılmış:

  1. Alişan Yıldıran, Prof. Dr. Çocuk İmmünoloji-Allerji mütehassısı dedi ki:

    BCG, TİP 1 DİABET, ALLERJİ !…

    İlginç bir konu (1)!

    BCG aşısı yegâne canlı bakteri aşısıdır, ülkemizde eskiden dört doz yapılırdı, son takvimde ise hayatın ikinci ayında tek doz olarak yapılmakdadır. En sevdiğim aşıdır (!) çünkü; iz bırakması tip IV hipersensitivite ile hücresel bağışıklığın, dolayısı ile T hücrelerinin çalışdığını gösterir (2).

    Bu sebeple çocuk immünologları hastayı muayene ederken bu aşının izine bakarlar. İz bırakmamış ise iki ihtimal vardır; aşı bozukdur veya yapılmamışdır, diğer ihtimal ise bağışıklıkda bir sorun vardır ve bu sorun oldukça önemli olabilir. Bunu bilmediği yazısından anlaşılan çocuk enfeksiyoncularının makalesinin meşhur bir enfeksiyon dergisinde yayınladığına ve hiç tenkid edilmediğine de şahid oldum.

    Ağır immün yetmezlikler ise (mesela SCID, IL12-IL23 aks defekti) bu aşının yapıldığı çocuğun aşı yerinde iyileşmeyen yara ve koltukaltında beze oluşur.
    Bir başka iyi tarafı ise Th2 cevabı arttıran diğer aşıların (3) alerjik etkilerini Th1 cevabı arttırmak sureti ile azaltmasıdır ki (4), ülkemizde ABD’de görülen korkunç fıstık alerjilerinin ve ağır astım vakalarının görülmemesinin mühim sebeblerinden birinin de bu olduğu kanaatindeyim, çünkü ülkemizde uygulanan bu aşı ABD’de yapılmamakdadır (5).

    Tip 1 diabet ise pankreastaki insülin salgılayan hücreleri yabancı olarak algılayan immün sistemin bu hücreleri tahrip etmesi ile uygun insülin cevabı husule getirilememesi sonucunda ortaya çıkan, görülme sıklığı gitdikçe artan, ortaya çıkma yaşı ise gitdikçe küçülen, ağır komplikasyonları ve hayat kalitesini çok bozması ve çok maliyetli olması hasebi ile çok önemli OTOİMMÜN bir hastalıkdır (6).

    Rockeffeller tıbbının kat’iyen kabul etmemesine rağmen Th2 cevabı dolayısı ile Otoimmünite oluşmasının en önemli epigenetik ve çevresel faktörü olan aşıların bu kadar çok ve yaygın uygulanması ile tip 1 diabetin diğer otoimmün hastalıklar gibi artdığını ve aşı takvimlerindeki aşı sayılarının gitdikçe artmasının bu hastalığı görülme sıklığını ve daha etken yaşda görülmesine yol açdığı kanaatindeyim. Benim gibi düşünen ve ömrünü bu işe vakfetmiş doktor JB Classen’in ilmi çalışmalarının geniş kabul görmemesine de hiç şaşırmıyorum (7, 8).

    İnsülinin, ilgili otomatik enjektör, parmak ucu glukoz ölçer gibi her türlü modern zamazingoların mucidi meşhur yahudi zengin Eli Lilly ve şirketinin bu zamazingoların üretiminden önce dünyanın en büyük aşı üreticisi olması da çok ilginç doğrusu (9)!!

    Ahmet Rasim hocanın BCG aşısının etkinliğinin çok düşük olduğunu belirtmesi de çok yerinde; tüberküloz ve komplikasyonlarının azalmak yerine artmasına (10) rağmen yirmi otuz sene önce ülkemizde üretilen dört doz uygulanan bu aşının neden tek doza indirildiğine dair değerli aşı bilim kurulunun bir açıklamasına rastlamadım.

    Başlıkdaki makaledeki bulgu ise fakiri hiç şaşırtmadı, makalede diğer aşıların yapılıp yapılmadığından neden bahsedilmemiş dersiniz?!

    Vatandaş için son söz: çocuğunuzun solomuzunda BCG aşısını izi yok ise veya bu aşının yerindeki yara iyileşmiyor ise veya sol koltukaltında beze var ise çocuğunuzu bir çocuk immünoloji mütehassısının (uzman yani!) görmesinde fayda var.

    (1) http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/06/28/yazilar/tip-yazilari/asilar/100-senelik-bcg-asisi-tip-1-diyabet-tedavisinde-devrim-yaratabilir/
    (2) Abbas, 8ci baskı.
    (3) https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1586/erv.12.111
    (4) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2326869/
    (5) CDC immunization schedule
    (6) https://en.wikipedia.org/wiki/Diabetes_mellitus_type_1
    (7) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1116914/
    (8) https://www.nvic.org/vaccines-and-diseases/Diabetes/juvenilediabetes.aspx
    (9) https://en.wikipedia.org/wiki/Eli_Lilly_and_Company
    (10) http://www.wiki-zero.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVHViZXJjdWxvc2lz
    (11)

  2. Yavuz Eryılmaz dedi ki:

    1955- 65 yılları arasında Sovyetler Birliğinde bağışıklık sisteminin geliştirilerek özellikle çocuklarda lösemi hastalığından korunmak için BCG aşısından yararlanmak gereği ortaya atılmıştı ve o zamanın komünist partisi sağlık bakanlığınca da onaylanmıştı. Sonuçta bazı çocuklarda bu uygulama yapılmıştı. Ancak istenilen sonuç alınamadığından 1965-66 yıllarında bu yöntem terk edildi. BCG ile yapılan immünizasyonda sadece tek bir parametrede aşırı yükselme sağlanacağından o zamanın bilim adamlarının pek bilgileri yoktu. Bu aşılama yöntemi ile kaç çocuk kaybedildi bu gün dahi açığa çıkmış değildir. Bu konuyu en iyi yaşı yetmiş üzerinde ve o zamanki demir perde rejiminden (Bulgaristan, Polonya, Doğu Almanya gibi..) ülkemize gelen hekimler çok iyi bilmektedirler. Selamlar..

Siz de yorumunuzu paylaşın: