SAĞLIKLI HAYAT TARZI KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR
Geçtiğimiz günlerde The Lancet’te yayımlanan geniş bir meta-analiz, statinlerle ilgili yıllardır dile getirilen pek çok yan etkinin, randomize kontrollü çalışmalarda plasebodan daha sık görülmediğini öne sürüyor.
Çalışma metodolojik olarak güçlü: çift kör, randomize, büyük hasta sayıları ve uzun takip süreleri var.
Ancak mesele burada bitmiyor. Çünkü bilimsel olarak doğru olan her şey, klinik ve insani olarak yeterli olmayabiliyor.
Çalışma ne diyor?
Bu Lancet çalışması özetle şunu söylüyor:
▪ Statin prospektüslerinde yazan pek çok yan etki (kas ağrısı, yorgunluk, bilişsel sorunlar, depresyon vb.) 👉 Randomize çalışmalarda plasebo ile benzer sıklıkta
▪ Gerçekten artış gösteren yan etkiler: Karaciğer enzimlerinde hafif yükselme ve bazı biyokimyasal değişiklikler
▪ Mutlak risk artışı: çok düşük
Bunlar kağıt üzerinde bakıldığında “rahatlatıcı” sonuçlar. Ama kağıt üzerinde.
Asıl mesele nerede?
⚠ Randomize çalışmalar “herkesi” temsil etmez
Bu tür büyük statin çalışmaları genellikle, yaşlı, çoklu hastalığı olmayan, ilaçlara uyumu iyi, kas, böbrek veya metabolik hassasiyeti olmayan kişiler üzerinden yürütülür.
👉 Gerçek hayatta ise statin kullanan insanlar böyle değildir.
Poliklinikte gördüğümüz tablo:
▪ Kas ağrıları yüzünden yürüyemeyenler
▪ CK yükselmese bile ciddi güç kaybı yaşayanlar
▪ Kreatinini sessizce yükselenler
▪ Daha önce aktifken “yaşlandım galiba” diyenler
Bunların çoğu RCT’ lerde “istatistiksel sinyal” üretmez ama hayatları kayar.
⚠ “Plasebo ile aynı” demek “zararsız” demek değildir
Bu çok önemli bir ayrım.
Bir yan etkinin plasebo ile aynı sıklıkta görülmesi:
▪ O etkinin statinle hiç ilişkisi olmadığı anlamına gelmez
▪ Özellikle bireysel duyarlılığı olan kişilerde etkisiz olduğu da anlamına gelmez
Bilim ortalamaları sever, ama hasta ortalama değildir!.
⚠ Mevalonat yolu: Asıl konuşulmayan mesele
Statinler sadece kolesterolü düşürmez. Mevalonat yolunu bloke ederler.
Bu yol üzerinden: Koenzim Q10, dolikol, prenilasyon ürünleri, hücre içi enerji ve mitokondri fonksiyonları etkilenir.
Bu biyokimyasal gerçek, kas hücreleri, böbrek tübül hücreleri, sinir sistemi için önemsiz değildir.
RCT’lerde bu mekanizma “klinik sonlanım” olarak yakalanamayabilir ama biyoloji ortadan kalkmaz.
⚠ “Yan etki yok” söylemi hasta deneyimini görünmez kılıyor
Bu tür çalışmalar, farkında olmadan şuna hizmet edebiliyor: “Sorun statin değil, sende bir şey var.”
Oysa bazı hastalar, ilacı bırakınca düzeliyor, tekrar başlayınca aynı şikâyetleri yaşıyor.
Bu illiyet sinyalidir, istatistikten bağımsız olarak ciddiye alınmalıdır.
Asıl Mesele: Statin mi, sağlık mı?
Burada temel bir kafa karışıklığı var.
Statin tartışmaları genellikle: “Statin iyi mi kötü mü?” eksenine sıkışıyor.
Oysa asıl soru şu olmalı: Biz neden bu kadar çok insana statin vermek zorunda kalıyoruz?
▪ Hareketsizlik
▪ Aşırı işlenmiş gıdalar
▪ İnsülin direnci
▪ İç organ yağlanması
▪ Uyku bozukluğu
▪ Kronik stres
Bunlar düzelmeden, LDL’ yi rakam olarak düşürmek ama hastayı metabolik olarak hasta bırakmak ne kadar anlamlı?
Bu Lancet çalışması şunu gösteriyor: Statinlerin toplum düzeyinde, kısa-orta vadede, büyük felaketler yarattığına dair güçlü delil yok.
Ama şunu göstermiyor:
▪ Statinlerin herkese uygun olduğunu
▪ Bireysel zararların önemsiz olduğunu
▪ Mevalonat yolunun klinik olarak önemsiz olduğunu
▪ Sağlıklı yaşam tarzının ikincil olduğunu
Statinler: Bazı hastalarda, belirli risk gruplarında, geçici veya hedefli olarak faydalı olabilir.
Ama:
▪ Sağlıklı hayat tarzının alternatifi değildir.
▪ Metabolik çöküşün çözümü değildir.
▪ “Bir rakamı düzeltip insanı ihmal etme” lüksü vermez.
Bilim ortalamaları sever, hekim ise insanı sevmek zorundadır.
Statin meta-analizi neyi gösterir, meyi asla göstermez?
Lancet’te yayımlanan bu meta-analiz, statin yan etkileri tartışmasında sıkça kullanılan bir argümanı güçlendiriyor:
“Bakın, RCT’ lerde fark yok.”
Bilimsel olarak bu ifade doğru, ama tam da bu yüzden yanıltıcı.
🔹 1. RCT’ler biyolojiyi değil, ortalamayı ölçer
Randomize kontrollü çalışmalar, ortalama etkiyi ölçer, aykırı duyarlılıkları törpüler, klinik heterojenliği “gürültü” kabul eder.
Oysa, kas toksisitesi lineer değildir, mitokondri hasarı eşik etkilidir, böbrek rezervi bireyseldir.
Bir hastanın “yürüyemez hale gelmesi”, istatistikte yoktur, ama klinikte vardır.
🔹 2. Kas ve böbrek sorunu yok demek, CK normal demek değildir
Statinci savunmanın klasik cümlesi: “CK yükselmedi, o hâlde sorun yok.”
Yanlış: Mitokondri disfonksiyonu CK yükseltmez + Enerji üretimi düşüşü CK yükseltmez+ Kas gücü kaybı CK yükseltmez
Ama hasta: Merdiven çıkamaz + Yürüyüşü bırakır + Egzersizi keser.
Ve sonra ne olur? 👉 Kardiyovasküler risk artar.
🔹 3. Mevalonat yolu neden görmezden geliniyor?
Statinler, HMG-CoA redüktazı inhibe eder. Sadece kolesterol değil, tüm mevalonat ürünleri azalır. Bunlar arasında, koenzim Q10, hücre zar stabilitesi, protein prenilasyonu, mitokondri fonksiyonu var.
RCT’ ler bu biyokimyayı sonlanım noktası yapmaz ama biyoloji “RCT yayınlandı” diye çalışmayı bırakmaz.
🔹 4. “Plasebo ile aynı” argümanının mantık hatası
Bir etkinin plasebo ile benzer olması şu anlama gelir: Toplum ortalamasında fark yakalanmamıştır
Şu anlama gelmez: Etki yoktur, bireysel zarar önemsizdir, klinik gözlem yanlıştır
Aksi hâlde idiyosenkratik ilaç reaksiyonları diye bir kavram olmazdı.
🔹 5. En büyük çarpıtma: Statin = koruma
Statinler, kötü hayat tarzının telafisi değildir, hareketsizliği maskelemez, aşırı işlenmiş gıdayı nötralize etmez, insülin direncini çözmez
Ama pratikte ne oluyor? Hayat tarzı konuşulmuyor. LDL konuşuluyor. Rakam düşüyor. Hasta metabolik olarak kötüleşiyor
Sonra: “Niye bu hasta hâlâ riskli?”
🔴 Asıl mesele burada
Bu Lancet çalışması: “Statinler toplumu zehirliyor” iddiasını desteklemez ama “statinler masumdur, sorgulamayın” sonucunu da çıkarmaz.
Statinci reflekslerin en zayıf noktası şudur: İnsanı değil, ortalamayı savunurlar.
İlaçlar rakamları düzeltir. Hayat tarzı insanı düzeltir.
Statinler bazı hastalarda işe yarayabilir ama sağlıklı yaşamın yerine konduğunda, zararı faydasını geçebilir.
“Toplum için güvenli” ≠ “Birey için zararsız”
Buradaki en büyük mantık hatası şudur: “Toplumda sorun çıkmadıysa, bireyde de önemli değildir.”
Oysa tıpta, penisilin alerjisi, anestezik komplikasyon, idiyosenkratik hepatotoksisite hep azınlıkta görülür ama gerçektir. Statinler bu kuraldan muaf değildir.
Gelelim neticeye
⏺ Statinler, sağlıksız hayat tarzının yerine geçirilmiştir. Hareketsiz, kas kaybeden, insülin dirençli bir insanda
LDL’ yi düşürmek koruma değil, makyajdır. Eğer bir tedavi rakamları düzeltip insanı zayıflatıyorsa orada bilimsel başarı değil, klinik başarısızlık vardır.
⏺ Statinle ilişkili kas sorunlarının büyük kısmı CK yükseltmez, EMG’ye yansımaz, “subjektif” diye etiketlenir. Ama sonuç nettir, daha az hareket, daha az kas kullanımı, daha fazla kardiyo-vasküler risk! Statin verip hastayı hareketsizleştirmek, koruma değil paradokstur.
⏺ Asıl skandal: Hayat tarzının tasfiyesi. Tartışma LDL’ye sıkıştırıldı: Hareketsizlik konuşulmadı, aşırı işlenmiş gıda da insülin direnci de konuşulmadı. LDL düştü, hasta güçsüzleşti, egzersizi bıraktı. Bu koruma değildir.
⏺ Sağlıksız bir hayat tarzı üzerine statin eklemek koruma değil, kozmetiktir. Tıpta başarı, rakam değil insandır.
⏺ RCT’ ler “temiz” sonuç verir. Çünkü kırılgan hastaları dışlar, ilacı tolere edemeyenler erken ayrılır, subjektif ama gerçek etkiler “önemsiz” sayılır, biyolojik mekanizmalar sonlanım yapılmaz. Ortaya çıkan şey: 👉 İstatistiksel olarak kusursuz, klinik olarak eksik bir tablo.
⏺ Sağlıklı hayat tarzı kırmızı çizgimizdir, sağlıklı hayat tarzı olmadan hiçbir hap koruyucu değildir.
Kaynak: https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(25)01578-8/fulltext
Makale: Assessment of adverse effects attributed to statin therapy in product labels: a meta-analysis of double-blind randomised controlled trials

***














