Çünkü yüz yaşını geçenlerin her biri bunu başka başka sebeplere bağlıyorlar, her biri ayrı telden çalıyor.
Kimi “her gün domuz pastırması yerim” diyor, kimi “her gün bir saat yürürüm” diyor, kimi “sadece sebze ve meyveyle beslenirim, ağzıma et koymam” diyor, kimi “her akşam bir tek atarım” diyor, kimi “dünya yıkılsa umurumda olmaz” diyor, kimi “kiliseden çıkmam” diyor, kimi “kiliseye ömrümde gitmedim” diyor.
Bunların tümü de doğru çünkü böyle 100 seneden fazla yaşamanın sırrı bunların genlerinde saklı.
Bu kişiler bizim “muzır” diye bildiğimiz neyi yaparlarsa yapsınlar gene de bir asrı deviriyorlar.
İster viski ister kefir ister bira içsin hiç fark etmiyor!
Gelelim neticeye
BİR: Bira da bisküvi de silme tahıl ürünü. Tahılları ve özellikle de gluteni suçlayanlar bu işe ne diyorlar acaba?
İKİ: Teyzem Stella Artois bira üreticisi ve kremalı bisküvicilerden “cep harçlığı” aldı mı merak ettim.
ÜÇ: Ben de inşallah 100 yaşımı devirdiğimde sırrımı açıklayacağım. Şunun şurasında 35 senecik kaldı!
***
BBC’ nin haberi:
İngiltere’nin Blackpool kentinde 100’üncü yaşını kutlayan Eileen Maher’e göre uzun yaşamın sırrı bira ve bisküvide.
Eski bir terzi olan Maher, doğumgününü yaşadığı huzurevindeki hemşirelerle beraber kutladı.
Yaş günü vesilesiyle İspanya’ya özgü bir şarap olan sherry içip doğum günü pastası yese de huzurevi yetkililerine göre 100 yaşındaki Maher’in normalde tercihi Stella Artois birası ve kremalı bisküvi.
Elaine Wright isimli huzurevi yöneticisi, “Eileen için her zaman Stella alıyoruz. O birasını seviyor.” dedi.
Eileen Maher, 100’üncü yaş gününde parti yapılmasını ve özellikle ‘İyi ki doğdun’ şarkısının söylenmesini beklemediğini aktardı.
Hocam bu haberde geçen konu aşağıda anlatılanlara ne çok benziyor :
“Benim dedem 85 yaşında kendini bildi bileli günde 2 paket sigara içiyor, hiçbir rahatsızlığı yok! “
Bunu anlatan kişi, sigaranın zararlı olmadığını ispatlamaya çalışıyor. Yani 1 kişinin böyle bir durumda olmasını herkese genelleyebilir miyiz?
Benzer şekilde tahıl ve glüten konusundaki düşüncelerimiz bu haber nedeniyle değişebilir mi?
Not : Profesör Karatay, dünya genelinde her ırktan her milletten 100 yaşını geçmiş insanların farklı yaşam tarzları olsa da hepsinin ortak özelliğinin açlık insülin seviyelerinin 5 ünitenin altında olduğunun gözlemlendiğini belirtmektedir.
Bu Ahmet Mithat beyefendi de adeta Canan Karatay’ ın kediciği gibi, devamlı ona kafa sallıyor.
Maşallah Ahmet Mithat bey maşallah, Allah muhabbetiniz artırsın inşallah. inşallah!
Sağlık gibi dünyanın en ciddi konusunu magazinleştirmek kime ne yarar sağlar!
Minnet duygusu diye bir şey var. Minnet duygusu maddi bir kavram olmadığı gibi, kişilere kul köle olunacak diye bir kural da yoktur. Sadece yapılanları takdir etmek, farkında olmaktır. Kul bilmezse Allah bilir.
Bakın tekrar olacak ama yinelemek istiyorum ki, 2011 yılı, Türk Tıp Tarihinde bir kilometre taşıdır.
4 cesur, bağımsız doktorun, (Prof. Dr. Ahmet Aydın, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, ve Uz.Biyolog Mevlüt Durmuş) Kasım 2011 tarihinde attıkları adım bir milattır, bir dönüm noktasıdır, bir çağ atlamadır. İnsanlarımızın makus talihlerini değiştiren tarihi bir adımdır. Bu fikirleri yeni nesil hekimlerimiz devam ettireceklerdir. 2011 yılında başlayan koşu devam edecektir.
Karşılıksız, çıkarsız, onurlu bir mücadeledir. Öyle ki önümüzdeki 30 yıl sonunda ülkemiz nüfusunun büyük bir bölümünün (oranların artarak devam edeceği istatistik olarak öngörülerek) örneğin diyabet hastalığı ile bir şekilde tanışacağını göstermektedir. Bu 4 hekimimiz sayesinde en azından bunların bir bölümü otoimmün bir hastalığa yakalanmamış olacaklardır. (Tedbir kuldan, takdir Yaradan’dan)
Tabii ki hocalarımız arasında nüans farklılıkları, düşünce ayrılıkları olacaktır. Bu doğaldır. Doğrulara ulaşmak için gereklidir de. Örneğin geçenlerde Ahmet Rasim hocamız, Canan Karatay hocamızı gıda entolerans testleri konusunda haklı olarak eleştirmişti. Bu da doğrulara ulaşmanın bir parçası olarak görülmeli.
Ayrıntılar bütünü değiştirmez.
Halk sağlığına büyük emek ve katkıları olan bu 4 değerli hocamız, gelecek nesillerde şükranla anılacaktır.
Benim babannemde 102 yaşına kadar yaşadı .
Tatlıdan nefret ederdi ..b vitamini ve aspirini hergün alırdı..zekası yerinde eli ayağı tutuyordu