KAHVE İÇMENİN DE BİR VAKTİ VAR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Kafein genellikle bir beyin uyarıcısıdır.

Bu pürin alkaloidi saf şeklinde beyaz bir toz halinde görünür ve acıdır.

Kafein, kahve çekirdeklerinin yanı sıra çay yaprakları, guarana meyveleri ve kakao çekirdekleri de dâhil olmak üzere dünya çapında 60’tan fazla bitkide bulunur.

Kafein, vücutta adenozin adı verilen ve bizi uykulu yapan bir molekülü etkisiz hale getirir.

Uyandığımızda beyindeki adenozin seviyeleri düşüktür ancak gün boyunca yavaş yavaş birikir.

Adenozin reseptörlerine giderek daha fazla bağlandıkça, beyne dinlenmeye ihtiyaç duyulduğu sinyalini vererek kendimizi uykulu hissetmemize sebep olur.

Uyku sırasında adenozin temizlenir ve bu döngü tekrarlanır.

Yetersiz uyku, adenozin birikmesine ve reseptör duyarlılığının artmasına yol açar; bu da huzursuz bir geceden sonra sıklıkla yaşanan sersemlik ve hâlsizliği açıklar.

Kafein, yapısı adenozine benzer olduğu için adenozinin reseptörlerine bağlanmasını engelleyerek onun yerini alabilir.

Bu durum, beynin uykululuk sinyallerini almasını önler ve yorgunluk hissini etkili bir şekilde bastırır.

Adenozin sadece uykululuk sinyalleri göndermekle kalmaz, aynı zamanda beyin hücrelerinin aktivitelerini de baskılar.

Kafein adenozini engellediğinde, dolaylı olarak merkezi sinir sistemini uyarır.

Bu durum, dopamin, glutamat, epinefrin, norepinefrin ve kortizol gibi çeşitli biyokimyasalların salınımını tetikleyerek artan uyanıklık, daha iyi bir ruh hâli ve gelişmiş bilişsel işlev sağlar.

Kafein, uykusuz bireylerde bilişsel, iş ve sürüş performansını bir miktar artırabilir ve kahve içmenin getirdiği enerji artışı hissi gerçektir,

Kafein, enerjiyi artırmanın yanı sıra fiziksel gücü ve spora özgü performansı da artırabilir.

Randomize kontrollü bir çalışmada, kahve tüketen sporcuların oksijeni daha verimli bir şekilde kullanabildiği ve metabolize edebildiği, böylece maksimum kalp atış hızlarını ve oksijen alımını artırabildiği bulundu.

Uluslararası Spor Beslenme Derneği tarafından yapılan bir inceleme, vücut ağırlığının kilogramı başına 3 ila 6 miligram kafein tüketmenin kas dayanıklılığını, gücünü ve aerobik kapasitesini artırdığını gösterdi.

Benzer şekilde, 2022’de yapılan sistematik bir inceleme, kafein tüketiminin koşucuların dayanıklılığını yüzde 17 artırdığını ve kafein almayanlara kıyasla koşu hızlarını iyileştirdiğini gösterdi.

Kafeinin sağladığı enerji artışı, temel olarak enerji seviyelerindeki doğrudan bir artıştan ziyade, azalan yorgunluk sinyallerinin sonucudur.

Yiyecekler enerji sağlar ama kafein sağlamaz. Bir fincan sade kahve beşten az kalori içerir ve sağladığı enerji esasen vücuttan ödünç alınır.

Kafein, adenozini bloke ederek sizi uyanık tutar, ama bu geçicidir.

Kafein, yorgunluğa neden olan adenozini ortadan kaldırmak yerine, vücuttaki varlığını kısa bir süreliğine maskeler.

Kafeinin etkileri geçince, biriken adenozin vücuda uyuşukluk sinyalleri gönderir; bu olaya genellikle “kafein çökmesi” denir.

Düzenli kafein tüketimi beyindeki adenozin reseptörlerinin sayısını artırarak vücudun kafeine karşı daha az duyarlı olmasını sağlar ve aynı etkiyi elde etmek için daha fazlasına ihtiyaç duyulur.

Kafeine aşırı bağımlılık adrenal yorgunluğa katkıda bulunabilir.

Normal stres altında vücut “savaş ya da kaç” tepkisine girer ve bu sırada adrenal bezler kortizol ve adrenalin gibi stres hormonları salgılar. Aşırı kafein alımının da benzer bir etkisi vardır.

Kafein alımının dinlenme halindeyken bile vücuttaki stres hormonu seviyelerini artırabileceği ortaya konmuştur.

Stres hormonu seviyeleri yüksek kaldığında adrenal bezler aşırı çalışır ve bu da potansiyel olarak adrenal yorgunluğa yol açar.

Çok fazla kahve içmek vücudun kaynak dağılımına da müdahale edebilir. Enerjiyi uzun vadeli onarımdan ziyade yüksek uyanıklığa yönlendirir, potansiyel olarak kas iyileşmesini bozar, bağışıklık tepkisini zayıflatır ve özellikle kafeine duyarlı bireylerde dayanıklılık aktiviteleri sırasında sürekli enerji tedarikini azaltır.

Günün ilerleyen saatlerinde kafein tüketmek uyku kalitesini düşürebilir, hücresel onarımı engelleyebilir ve uzun vadeli sağlık risklerini artırabilir.

“Kafein size enerji ‘vermez’; gelecekteki enerji rezervlerinizden ödünç alır ve bu sebeple vücudu tüketir.

Kafeinin gizli maliyeti

Kafein gibi dış uyarıcılara ek olarak vücut, kendi tabii uyarıcı benzeri hormonunu da yani kortizolü de üretir.

Kortizol biyolojik saatimizin ayrılmaz bir parçasıdır.

Uyandıktan sonra kortizol seviyeleri yaklaşık bir saat içinde yükselir ve zirveye ulaşır, ardından gün boyunca kademeli olarak düşer.

Bu sabah kortizoldeki artış kendimizi uyanık ve güne hazır hissetmemize yardımcı olur.

Kafein kortizolün tabii fonksiyonuna müdahale edebilir.

Öğleden sonra (3 veya 4 civarında) bir fincan daha kahve içmek de sirkadiyen ritmi ve enerji seviyelerini bozabilir.

Kafein aslında sistemde sanıldığından daha uzun süre kalabilir.

Geceleri yetersiz uyku, ertesi gün kendimizi sersem hissetmemize sebep olabilir ve bu da uyanık kalmak için kahve tüketiminin artmasına yol açabilir.

Çoğu insan için kahve içmenin en iyi zaman sabah 9:30 ile 11:30 arasıdır.

Bu süre zarfında vücudun tabii kortizol seviyeleri düşmeye başlar ve bu da vücudun tabii sabah enerji zirvesini bozmamak için kafeini ideal bir pencere haline getirir.

Genellikle bir veya iki fincan kahve odaklanmayı ve enerjiyi arttırmak için yeterlidir.

Vücudun tabii ritimlerine daha iyi uyum sağlamak ve kortizolün normal fonksiyonunu desteklemek için kahve uyandıktan yaklaşık bir saat sonra içilmelidir.

Uyandıktan hemen sonra kahve içmeyi tercih edenler için yarım fincanla başlayıp diğer yarısını sonraya saklamaları daha uygundur.

Ayrıca, kafeine duyarlı kişilerin son fincanı öğleden sonra 2’ye kadar bitirmeleri uygun olur.

Kaynak: https://www.theepochtimes.com/health/caffeine-may-be-borrowing-energy-from-you-heres-why-5767863

Türk Kahvesi – Ödül Büfe

***

Siz de yorumunuzu paylaşın: