ANTİDEPRESANLARI BIRAKMAK KOLAY MI ZOR MU?
Antidepresanlar gereksiz olarak ve şuursuzca kullanılıyor https://www.youtube.com/watch?v=5vI9ZhbwDck
***
Dikkat: Yazının sonunda ek var!
***
JAMA dergisinde yayınlanan ve antidepresan ilaçlarını bırakanlarda ciddi yoksunluk belirtilerinin nadir olduğu sonucuna varan araştırma bilim dünyasında büyük tartışmalara sebep olurken bizde beklenildiği üzere kimsenin sesi soluğu çıkmadı (1).
Imperial College London ve King’s College London liderliğindeki ekip tarafından sistematik inceleme ve yaklaşık 17.828 katılımcıyı ihtiva eden 50 randomize kontrollü çalışmanın verilerinin meta-analizinde, ilaç bırakma sonrası ortaya çıkan belirtilerin “anlamlı sayıda” olmadığı tespit edildi.
💦En sık bildirilen semptomlar baş dönmesi, mide bulantısı, vertigo ve huzursuzluk gibi rahatsızlıklar olup bu belirtiler genellikle hafif düzeyde idi.
💦Depresyonun yeniden başlaması antidepresan bırakma sonuçlarından ziyade hastalığın nüksü olarak değerlendirildi.
💦 Bir kişi ortalama 1 ek semptom yaşıyordu ve semptom sayısı “4 veya daha fazla” aşılmadığından, DSM-kriterlerine göre klinik olarak anlamlı yoksunluk sendromuna uymuyordu.
💦 Yani, çoğu durumda ciddi yoksunluk belirtisi görülmedi. Bu durum, hem hastalar hem de klinik uygulayıcılar açısından rahatlatıcı bir bulgudur
✅ Klinik Önem ve Tavsiyeler
Bu bulgular, antidepresanı bırakmak isteyenlerde çoğu zaman ciddi semptom yaşanmadığına dair güven verir.
Buna karşın, tıbbi gözetim ve bireyselleştirilmiş destek hâlâ çok önemlidir. Özellikle uzun süreli veya klinik olarak güçlü etkili maddeler kullanılmışsa dikkat gereklidir.
Depresyonun tekrar başlaması durumlarında, bunun yoksunluk sendromu yerine hastalığın nüksüne yönelik profesyonel değerlendirme gerekir.
Hastalar, doktorları eşliğinde planlı bırakma (tapering) ve yakın takip ile süreci daha güvenli yönetebilir.
Şimdi gelelim itirazlara…
⚠️Joanna Moncrieff (UCL Psychiatry), The Conversation’ da yayımlanan eleştirisinde, analizin muhtemel zararları abartısız şekilde küçümsediğini savunuyor (2).
Moncrieff’ e göre, bu inceleme:
*️⃣Uzun süreli antidepresan kullanıcılarına odaklanmıyor; daha çok kısa süreli, endüstri kaynaklı çalışmalara dayanıyor.
*️⃣İngiliz NICE gibi sağlık kılavuzlarının uzun süre “hafif ve kısa süreli” diye tanımladığı çekilme etkilerini pekiştiriyor ancak gerçekte uzun vadeli ve ciddi semptomları göz ardı ediyor.
*️⃣Özellikle uzun dönem ilaç kullanan kişilerde şiddetli ve uzun süren yoksunluk semptomlarının yaygın olduğu yeterince dikkate alınmıyor.
*️⃣Bu bulguları uzun süreli kullanıcıların yaşadığı potansiyel ciddi etkileri yeterince temsil etmiyor.
*️⃣Özellikle kullanıcı geçmişi, ilaç tipi ve kullanım süresi gibi faktörleri göz önüne alan bireyselleştirilmiş tıp ve planlı bırakım (tapering) yaklaşımı hâlâ kritik olarak görünüyor.
*️⃣Yalnızca yaygın karşılaştırmalı analiz (RCT) bulgularına dayalı standart kılavuzlara güvenmenin riskli olabileceğini hatırlatıyor.
⚠️ Demasi’ nin tenkitlerinin özeti (3)
*️⃣Kısa süreli, endüstri destekli çalışmalar: Araştırma büyük çoğunlukla 8 haftalık, kısa süreli randomize kontrollü çalışmalarla sınırlı. Bu çalışmaların çoğu ilaç şirketlerinin desteklediği ve uzun süreli kullanıcı deneyimlerini kapsamadığı için bulgular gerçekçi olmayan sonuçlar verebilir.
*️⃣Çekilme semptomlarının yanlış yorumlanması: Uzmanlar, çekilme etkilerinin (anksiyete, baş dönmesi, insomnia vb.) yeniden depresyon gibi yanlış teşhis edilmesine dikkat çekiyor.
Bu durumda gerçek tahmini yoksunluk oranı düşük görünüyor (çünkü yanlışça “tedaviden başarıyla vazgeçildi” kabul ediliyor), antidepresanların depresyon tekrarını engelleme başarısı olduğundan fazla bahsediliyor.
*️⃣Gerçek kullanıcı deneyimlerinin yok sayılması: Gerçek dünyada, özellikle uzun süreli antidepresan kullananlarda görülen ağır ve uzun süre devam eden yoksunluk sendromları çoğu çalışmada yer almıyor. Bu da analizin gerçeklikten kopuk kalmasına yol açıyor
*️⃣Tapering süresinin yetersizliği: Katılımcılara uygulanan bırakma süreci genellikle çok hızlı yapılandırılmış; mesela sadece 8 haftalık tapering. Uzun süreli kullanıcıların bu hızda bırakılması, semptomları şiddetlendiriyor ve değerlendirilmeyi bozuyor.
*️⃣“Bilimin inkâr›” yaklaşımı: Bu araştırma “uzun vadeli ve şiddetli çekilme deneyimlerini var olmayan” gibi göstermekle hatalı bir güven hissi uyandırıyor. Bilimin bu konuda sorunu küçümsemesi, kamu sağlığını riske atabilir.
🧠 Ana hatlarıyla Demasi’ nin argümanları
*️⃣Araştırmalar gerçek hasta deneyimlerini kapsamıyor, bu da bulguların eksik veya yanıltıcı olmasına neden oluyor.
*️⃣Semptomlar yanlış etiketleniyor, bu da gerçek çekilme etkilerinin anlaşılmasını engelliyor.
*️⃣Çalışmalar, bireysel deneyimin aksine sadece istatistiksel ortalamalarla sınırlı kalıyor.
*️⃣Kademeli bırakım (tapering) yeterince dikkate alınmamış ve bu da sonuçları etkileyebilir.
Elia Abi-Jaoude ve Ivana Massabki, antidepresanların bırakılmasıyla ortaya çıkan semptomlar için kullanılan “discontinuation syndrome (bırakma sendromu)” teriminin bilerek yanıltıcı olduğunu savunuyor (4)
💦“Discontinuation syndrome” ifadesi, aslında yaşanan şeyin daha doğru adı olan “withdrawal (yoksunluk)” teriminin yerine kullanılıyor.
Bu terim, ilaç firmalarının desteğiyle ortaya atılmış ve yaygınlaştırılmış; amacı ise SSRI (selektif serotonin geri alım inhibitörü) antidepresanları bırakan hastaların yaşadığı olumsuz etkileri küçümsemek ve hastaların şikâyetlerini önemsiz gibi göstermektir.
“SSRI ilaçlarının bırakılmasıyla ilgili hasta endişelerini en aza indirmek amacıyla ilaç sanayi desteğiyle oluşturulan ve yayılan ‘discontinuation syndrome’ terimi yanıltıcıdır ve artık terk edilmelidir. Yerine daha uygun olan ‘SSRI yoksunluğu’ terimi kullanılmalıdır.”
📌 Özetle:
💦”Discontinuation syndrome”: Hastaları yatıştırmak ve sorunun ciddiyetini örtmek için kullanılan yumuşatılmış, tıbbi bir “örtmece” (euphemism).
💦”Withdrawal (yoksunluk)”: Gerçek durumu daha doğru yansıtan, klinik anlamda daha net ve dürüst bir tanım.
💦Araştırmacılar, bu yanıltıcı dilin terk edilmesi ve hastaların deneyimlerinin ciddiyetle ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Antidepresanlar hakkında genel düşüncelerim
✴ Hastalarım arasında her yaşta antidepresan kullanımı çok yaygın; hayret ediyorum.
✴Yerinde kullanıldığı zaman hayat kurtarıcı olabilen bu ilaçların çok bilinçsizce kullanıldığını düşünüyorum.
✴ Antidepresan kullananların bir kısmı bu ilaçları gereksiz olarak kullanırken hakikaten antidepresanlara ihtiyacı olanların bir kısmı da ilaca ulaşamıyor.
✴ Bizde pratisyeninden aile hekimine, ortopedistinden jinekoloğa her daldan doktorun antidepresan yazabilmesi bana çok yanlış geliyor.
Gelelim neticeye
BİR: Endüstriyle bağlantısı olmayan bilim adamlarının görüşlerini daha doğru bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Benim müşahedem de bu yönde.
İKİ: Her hastalıkta kılavuzlara riayet etmek yerine kişisel karar almanın daha doğru olduğuna inanıyorum. Kılavuzlar uyulması şart olan kutsal metinler değildir.
ÜÇ: Farklı sebeplerle antidepresanları bırakmak hiç kolay değildir.
Kaynaklar:
1. https://jamanetwork.com/journals/jamapsychiatry/fullarticle/2836262
Makale: Incidence and Nature of Antidepressant Discontinuation SymptomsA Systematic Review and Meta-Analysis
3. https://blog.maryannedemasi.com/p/antidepressant-withdrawalwhy-do-researchers

***
EK 1 (27.8.2025): Antidepresan etkinliği, yayın yanlılığı, sonuç raporlama yanlılığı, çarpıtma ve atıf yanlılığının kanıt tabanındaki kümülatif etkisiyle şişiriliyor.
Kaynak: https://x.com/NTFabiano/status/1952377858338259455
***
EK 2 (27.10.2025): Antidepresanların -özellikle de SSRI grubundakilerin- kemik metabolizması üzerine olumsuz etkileri vardır. Bunun sebebi de serotonin sisteminin kemik hücrelerinde de bulunmasıdır. SSRI’ lar kemik yapımını azaltıp yıkımı artırabilir.
Makale: Selective serotonin reuptake inhibitors and the risk of osseointegrated implant failure: a cohort study
Kaynak: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/25186831/
***
EK 3 (3.3.2026):
▶En yaygın kullanılan antidepresan sınıfı olan SSRI’ların, insanların önemli bir yüzdesinde mani/bipolar bozukluğa sebep olduğu on yıllardır biliniyor.
▶Bu durum, hastalara hiçbir zaman risk olarak belirtilmez ve SSRI reçetesinden sonra ilk kez mani geliştirdikten sonra da açıklanmaz.
Bunlar doğru mu?
1980’lerden beri (Prozac piyasaya çıktığı tarih) “antidepresan kaynaklı mani” diye tıbbi literatürde yer alıyor.
✅Özellikle bipolar yatkınlığı olanlarda (teşhis konmamış bile olsa) SSRI’ler mani/hypomaniyi tetikleyebiliyor. Oranlar çalışmaya göre %6-40 arasında değişiyor (bipolar teşhisi konmuş hastalarda daha yüksek).
2004 Yale çalışması (87.290 hasta, çoğunlukla genç/depresyon-anksiyetesi olanlarda):
Bipolar teşhisi oranı antidepresan alanlarda yıllık %7.7, almayanlarda %2.5. Bu, gençlerde daha da belirgin.
✅Genel depresyon hastalarında yeni bipolar çıkma oranı düşük (%1-2 civarı yıllık), ama SSRI alanlarda 1.3-1.5 kat artıyor (2015 büyük İngiltere çalışması, Patel et al.).
✅ Prospektüslerde yazıyor: “Mani/hypomani aktivasyonu” uyarısı var (FDA ve EMA etiketlerinde).
Ama pratikte doktorların çoğu sadece “ender yan etki” diye geçiştiriyor veya hiç vurgulamıyor.
Mani çıkınca da genellikle “ilaç tetikledi” yerine “saklı bipolar ortaya çıktı” deniyor. Bu çok klasik bir durum, psikiyatri çevrelerinde bile eleştiriliyor.
Kaynak: https://x.com/drahmetrasim/status/2028880729636032853
***














