NEYİ NE KADAR YEDİĞİNİZ DEĞİL, YİYECEKLERİN BOZULMAMIŞ OLMASI ÖNEMLİDİR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Günümüzde çığ gibi artan obezite, diyabet, kanser, kalp krizi ve tüm diğer kronik hastalıkların temel sebebinin yiyecek ve içeceklerimizin işlenmesi (daha doğru bir tabirle BOZULMASI) olduğunu savunan görüşümü desteklemek için çalışan bilim adamlarına müteşekkirim.

Benim nazariyelerimden biri de yenilen gıdaların cinsleri ve miktarlarının önemli olmadığı, esas meselenin “gıdalara endüstrinin elinin değmemesi” gerektiğidir.

Hazır gıdaların yaygınlaşmasından önce Eskimolar bambaşka yiyecek ve içecekleri tüketiyordu, Afrikalılar bambaşka… Asyalılar bambaşka… Avustralya’ lı yerliler bambaşka… ama bugünkü kronik hastalıklar dünyanın her yerinde çok enderdi.

Çünkü insanlar yaşadıkları yerlerde bulunan, endüstrinin elinin değmediği hangi “tabii besinler” varsa onları tüketiyordu ve hiçbir hastalıkları yoktu.

Journal Obesity Reviews’ de yayınlanan yeni bir araştırma bu nazariyemi ispatlıyor:

Hayat tarzları antik nüfusunkine benzeyen modern avcı-toplayıcı, küçük ölçekli toplumların beslenme, alışkanlık ve aktivite düzeylerinin incelendiği araştırmada, bunların çok farklı beslenmelerine rağmen metabolik sağlıklarının genel olarak mükemmel olduğu tespit edildi.

Bunlardan bazıları kalorilerinin yüzde 80’ ini karbonhidratlardan alırken, bazılarının temel gıdası et idi ama tümünün de ortak hususiyeti et, balık ve bitkisel gıdaların karışımlarını yiyip içiyorlardı.

Yedikleri gıdaların lif miktarı çok fazlaydı ve karbonhidratları kan şekerini hızla çıkarmayan, glisemik endeksleri düşük sebzelerden ve nişastalı bitkilerden geliyordu.

Bunlar şeker de tüketiyorlardı ama yedikleri şekerin kaynağı bal idi.

Bu da bize “herkes için geçerli tek bir doğru diyetin bulunmadığını, önemli olanın yenilen içilen besinlerin tabiiliğinin bozulmaması olduğunu” gösteriyor.

Fiziki aktivitenin önemi

Avcı-toplayıcıların önemli özelliklerinden biri de fiziki aktivite seviyelerinin yüksekliğidir.

Bunların çoğu günde 5-10 mil arasında yürüyordu ama enerji harcama seviyeleri ortalama bir Amerikalıdan çok fazla değildi.

Bu da bize obeziteye karşı kalori yakan antidot olarak metabolik sağlığı iyileştirmek için birincil olarak egzersiz tavsiye etmenin doğru olmadığını gösteriyor.

Modern avcı-toplayıcılarda kalp hastalıkları, hipertansiyon, obezite, diyabet ve kanserler çok seyrektir.

Avcı-toplayıcı topluluklarda hayat kolay da değildir, enfeksiyon hastalıklarına bağlı bebek ölüm oranları yüksektir, kazalara, mide-bağırsak hastalıkları ve akut enfeksiyonlar sonucu ölümler sıktır.

Gel gelelim bunlar erişkin yaşa geldiklerinde genellikle uzun yaşarlar ve endüstrileşmiş ülkelerdeki kronik dejeneratif hastalıklar çok seyrek görülür, ölüne kadar da zinde kalırlar.

Büyük şehirlere göçünce hastalıklar da artıyor

Genetik ve hayat tarzıyla alakası olmayan bazı faktörlerin bunları kronik hastalıklardan koruması mümkündür ama bu avcı-toplayıcılar büyük şehirlere göç edip Batı tarzı hayata geçince obezite ve metabolik hastalıkların bunlarda da arttığını gösteren araştırmalar vardır.

Bolivya’ da yaşayan Tsimane’ ler buna iyi bir örnek teşkil eder.

Bunlar kalorilerinin çoğunu planteri, muz, mısır, pirinç gibi kompleks karbonhidratlardan, balık ve yaban hayvanlarından alırlar ve kardiyo-metabolik sağlıkları mükemmeldir, diyabetin adını bile bilmezler.

Gel gelelim bunlardan köylerini terk edip San Borja’ da yaşamaya başlayan, geleneksel diyetlerini bırakan ve ofis işlerinde çalışmaya başlayan Tsimani’ lerde tip 2 diyabetin ve buna bağlı ölümlerin arttığı gösterildi.

Tanzanya’ da Hadza kabilesi nasıl besleniyor

Bu araştırmada Güney Amerika’ dan Afrika ve Avustralya dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan avcı-toplayıcılara ait veriler analize edildi.

Fosil ve arkeolojik kayıtlardan bunların atalarının beslenme özellikleri araştırıldı.

Tanzanya’ da hayatlarını tıpkı binlerce sene önce yaşayan ataları gibi avcılık ve toplayıcılıkla geçiren Hadza kabilesine ait de veriler toplandı.

Hadza erkekleri sabah erken kalkıp gruplar halinde ava çıkarken kadınlar da dağlık arazilerde böğürtlen, tatlı patatese benzeyen yumruları ve bal topluyorlar.

Bunların tükettikleri kalori miktarı da ortalama bir Amerikalıdan farklı değil ama yedikleri besinlerin çeşidi bellidir.

Esas önemlisi de patates cipsi, şekerlemeler, dondurma ve hazır ambalajlı gıda nedir bilmezler.

Diyetlerinde çeşitlilik ve orijinallik olmaması da dikkate değer bir husus, çok fazla yememeleri ve obez olmamalarında önemlidir.

Çünkü önümüzdeki gıdaların çeşitliliği arttıkça, duysal spesifik doygunluk (sensory spesific satiety) adı verilen fenomene uygun olarak doyma süresinin uzadığı biliniyor.

Açık büfe bir yemekte de doymuş olmamıza rağmen yiyecek aramaya devam etmemizin sebebi budur.

Gelelim neticeye

Çeşitli gıdaları insanların önüne koyun ve bunlardan istediklerini, istedikleri kadar yemelerini söyleyin.

Daha sonra masalarına baktığınızda herkesin farklı yiyecekleri daha çok yiyip içtiklerini, herkesin masasında farklı yiyeceklerin kaldığını görürsünüz ama sunduğunuz gıdalar “adam gibi” ise yani işlenmemiş, yani şiddete uğramamış, yani bozulmamış iseler kimin neyi ne kadar yediğinin hiçbir önemi yoktur.

Tüm dünyayı saran bu kronik hastalık salgının en önemli sebebi hazır gıdaların kutuplardan steplere, çöllerden ovalara, metropollerden köylere dünyanın her yerine yayılmasıdır.

Endüstrinin yönlendirdiği modern tıbbın beslenme kılavuzları, beslenme piramitleri, diyetleri de bunun üzerine tüy dikmiştir.

Kaynak: https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/obr.12785

Yazı için 4 yorum yapılmış:

  1. Hayri Aktaş dedi ki:

    Doğru, sanki sizin tezlerinizi ispatlamak için yapılmış bir araştırma

  2. Ahmet Mithat CAN dedi ki:

    Hazır gıdaların yaygınlaşmasından önce Eskimolar bambaşka, Afrikalılar, Asyalılar, Avustralya’lı yerliler bambaşka, yiyecek ve içecekleri tüketiyordu.

    Ama gelin bir de bizim ülkemizin yakın geçmişine bir yolculuk yapalım.

    Ülkemizde, 70 li yıllarda yaşayan gençlerin fotoğraflarını incelediğinizde hiç şişman, göbekli kişi göremeyeceksiniz.

    Onlar bu fit görüntülerini harekete, spora borçlu değillerdi. Çünkü sporla ilgileri okullarda haftada sadece bir saatlik beden eğitimi dersiydi.

    Spor salonlarına, fitness merkezlerine giden yoktu. Yürüyüş parkurları, aletli jimnastik parkları da yoktu o zamanlar.

    Peki nasıl böyle fit görünümdeydiler, neden kronik hastalıklardan uzaktaydılar?

    O zamanlar “mısır şurubu, işlenmiş un, trans yağlar ve katkı maddelerinden zengin, besleyici değeri olmayan paketlenmiş hazır gıdalar” yok denecek kadar azdı.

    Herkes annesinin evinde pişen, pazarlardan paketsiz alınmış, GDO’suz, ilaç kullanılmamış yerli mahsullerden yapılan besleyici değeri yüksek tencere yemekleri ile besleniyordu. Herkes kısaca adam gibi besleniyordu.

    Dışarıda da genellikle ev yemekleri yapılan lokantalar vardı.
    Bir de meşhur lahmacunumuz.

    Rahmetli Barış Manço’nun Lahburger isimli şarkısını dinlemenizi öneririm. Lahmacunun nasıl lahburgere dönüştüğünü harika şekilde anlatıyor.

    Zamanla beslenmemiz global etkilerle değişmeye başlayınca göbekli obez gençlik çoğalmaya başladı.

    Bir de yine 70’li yılların fotoğrafları, gazete, dergi nüshaları incelendiğinde ilkokul seviyesindeki çocukların çok nadir olarak gözlük kullandıkları görülecektir.

    Bugün ise gözlük kullanan çocuklarımızın sayısı bayağı artmıştır.

    Yanlış beslenme tarzı sürdükçe bugünden yarına daha çok sayıda çocuğumuzu gözlüklü göreceğiz.

    İstatistikler, önümüzdeki yıllarda başta diyabet olmak üzere kronik hastalıkların artarak devam edeceğini gösteriyor.

    Ama asla umutsuz olmaya gerek yok.

    Çünkü ömürlerini karşılıksız çıkarsız halk sağlığına adamış Canan Efendigil Karatay, Ahmet Rasim Küçükusta, Yavuz Dizdar gibi hekimlerimiz her türlü engelleme çabalarına rağmen insanlarımızı aydınlatmaya devam ediyorlar. İyi ki varlar…

  3. Seda dedi ki:

    Çok iyi bir çalışma ve değerlendirme. Sağlıklı beslenme için bu kadar çok araştırma gereksiz aslında. Atalarımıza bakalım ne yemişlerse ne yapmışlarsa taklit edelim. Diyetisyenmiş, püf, hadi oradan.

  4. Hatice dedi ki:

    Vücudun neye ihtiyacı varsa onu ister derler zaten.

Siz de yorumunuzu paylaşın: