PROFESÖRLER BİLİM ADAMI DEĞİLDİR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
BİLİM ADAMI

Bilim adamı, profesör, öğretim üyesi çoğu zaman birbiriyle karıştırılan, birbirinin yerine de kullanılan tabirlerdir. Gelin bugün bunların esasında ne manaya geldiğine bakalım; sıkça duyduğumuz  “Bu adam nasıl profesör olmuş?” veya “Bu adamı kim profesör yapmış?” gibi sorulara cevaplar arayalım.

Bilim adamı herhangi bir bilim dalında bilimle uğraşan kişilere verilen geniş kapsamlı bir isimdir. Bu bilim dalı fizik, kimya, astronomi, biyoloji, tıp ya da başka bir şey olabilir.

Yukarıdaki tarife göre de üniversitelerimizin tıp fakültelerinde bir tıp dalında öğretim üyesi olanlara vazifeleri, unvanları, kaliteleri, başarıları ne olursa olsun bilim adamı denebilir ama bu hepsi tarafından hak edilmiş bir isim değildir.

Her yardımcı doçent, doçent veya hatta profesör “gerçek manada” bilim adamı olmadığı gibi, bilim adamı olmak için illâ profesör veya doçent olmak da icap etmez. Hiçbir akademik unvanı olmayan bir kişi ise pek âlâ bilim adamı olabilir.

Bilim adamı kime denir?

Bir üniversitede çalışmak, bilim öğretmek, hatta bilimsel yöntemleri kullanarak araştırmalar yapmak da bilim adamı olmak için yeterli değildir. Gerçek bir bilim adamı olabilmek için ille de “bilim üretmek” gerekir.

Buna göre de ülkemizde belki başka bilim dallarında olabilir ama tıp alanında bilim adamı olması bence pek mümkün değildir. Çünkü bilim adamı diyince asıl anlaşılması gereken kendini bilime vakfetmiş, sabahtan akşama kadar bilimle uğraşan; bilimden başka hiçbir şey düşünmeyen; bu alanda kaynak gösterilen araştırmaları, icatları, keşifleri olan kişileri anlamak gerekir. Bunların işleri güçleri gerçekten ve sadece araştırma yapmak ve bilim üretmektir.

Evet, tıp bilim adamları hasta bakmaz, nöbet tutmaz, muayenehaneye veya özel hastaneye gitmez, öğrencilere pratik yaptırmaz veya ders anlatmaz, idari işlere de karışmazlar. Ülkenin veya dünyanın sağlık sorunları da onların ilgi alanında değildir.

Emirlerinde özel araştırma laboratuarları, elemanları ve çoğu zaman da sınırsız maddi imkânlar vardır. Araştırmaları daima belirli bir konudadır ve belirli yöntemlerle yapılır. Mesela sadece hücrelerle veya sadece genlerle veya sadece belirli bir hastalıkla ilgilidir ve bunlar laboratuar şartlarında veya hayvanlar ya da insanlar üzerinde olabilir.

Bunlar birbirini izleyen araştırmalardır; birinden alınan sonuca göre yeni araştırmalar düzenlenir ve araştırmalar böylece zincirleme olarak uzayıp gider.

Bu araştırmalar sonucunda o güne kadar bilinmeyen bir şey ortaya çıkabileceği gibi doğru bilinen bir şeyin yanlış olduğu da gösterilmiş olabilir veya hiçbir şey de çıkmayabilir ama bu araştırmalardan biri eksik olduğunda bilim dünyasında bir boşluk olur.

Ben bir bilim adamı değilim

Mesela ben emekli bir profesörüm; tıp fakültesi göğüs hastalıkları bölümünde 30 seneye yakın bir süre çeşitli unvanlarla öğretim üyeliği yaptım, hasta baktım. Benden medyada zaman zaman bilim adamı olarak söz edilse de işte açıkça söylüyorum: “Ben bir bilim adamı değilim”.

Bizim tıp fakültelerindeki profesörlerin, doçentlerin neredeyse hiçbiri de bilim adamı değildir; bunlar da tıpkı benim gibi tıbbın belli bir alanında bilgi ve tecrübeye sahip olan, bu birikimlerini başkalarına öğreten ve hastalar üzerinde uygulayan kişilerdir. Bu kişilerin bilimsel yöntemleri kullanarak araştırmalar yapıyor olmaları da bunların bilim adamı olduğunu göstermez.

Doçentlik, profesörlük akademik unvanlardır. Bunun için önce bir tıp fakültesinde bir bilim dalında asistan olmak, belirli bir süre çalışıp uzman unvanını almak ve daha sonra da belirli “prosedürleri” yani işlemleri yerine getirmek gerekir. Bunlar tamamlanınca yardımcı doçent, doçent ve profesör olunur. Bunlar atla-deve değildir; bir yolunu bulup üniversiteye girmiş olan hemen herkesin başarabileceği şeylerdir.

Profesör mutlaka konusunu en iyi bilen veya tıbbi bir girişimi, bir ameliyatı en iyi yapan değil, belirli prosedürleri yerine getirmiş olan bir kişidir. Profesörlük kısaca bir prosedür yerine getirme işidir; çok da başka bir şey değildir.

Türk Dil Kurumu da profesör kelimesini “yükseköğretim kuruluşlarında en üst aşamada olan öğretim üyesi” şeklinde tarif etmektedir.

Bu prosedürlerin ne olduğu ayrı bir konudur ama bunların içinde “iyi hekim” olmak ve “iyi öğretim üyesi” olmak gibi unsurların bulunması da şart değildir.

İyi hekim ve iyi öğretim üyesi olmak

Elbette, doçent veya profesör gibi bir akademik unvana sahip olan biri aynı zamanda iyi bir öğretim üyesi ve iyi bir hekim de olabilir ama iyi öğretim üyesi ve iyi hekim olmak profesör, doçent gibi unvanlara sahip olmakla doğrudan alâkalı değildir.

İyi öğretim üyesi olmak için öğrenme ve öğretme konusunda bilgi, kabiliyet ve heves sahibi olmak ve bu işten zevk almak gerekir.

İyi hekimlik için de tıbbın sadece bir bilim değil aynı zamanda sanat olduğunu da kavramış olmak ve tıp ahlâkına sahip bulunmak icap eder.

Tıp profesörleri, doçentleri ve uzmanlarının bilim adamları olmaması bunlara ihtiyacı olan kişiler yani hastalar için hiç de kötü bir şey değildir; hatta daha iyi bile olabilir. Çünkü gerçek manada bir bilim adamı için “hasta” değil “araştırma” daha önemlidir.

İyi bir doktor olmak için –başka bir deyişle bir hastaya en iyi sağlık hizmetini verebilmek için- akademik bir unvan kesinlikle şart değildir. Herhangi bir uzman doktor hatta herhangi bir pratisyen doktor yeri geldiğinde bir hastaya bir profesörden daha faydalı da olabilir.

Dünya çapında bir bilim adamı olmak, buluşlar yapmak başka bir şeydir bir hastayla baş başa kalınca yapılacak olanlar yani “icra-i tababet” bambaşka bir şeydir.

Gelelim neticeye

“Bu adam nasıl profesör olmuş?” veya “Bu adamı kim profesör yapmış?” gibi soruların cevabını bulduysanız beni ve yazıyı anlamışınız demektir.

Yazı için 20 yorum yapılmış:

  1. Mevlüt Durmuş dedi ki:

    Yüreğinize ve kaleminize sağlık Ahmet Hocam….

  2. f.s. (dr.)17/08/2011 12:35:27

    Son zamanlarda periferde bir sürü üniversite açıldı ve hepsindede tornadan çıkmış gibi birbirinin aynı,liselerde bile ders verme yeteneği olmayan,prof.lar türedi ve düşünün bunlar öğrenci yetiştirecek ! Yazık oluyor ülkeme

  3. dr erkil (dr)17/08/2011 13:03:44

    profesorlar hem bilim adamlardır hemde bilimadamı yetiştirirler. Amerikada üniversitelerde senede belli sayıda makale yazamayan profesorlerin ilişiği kesilir. Bilimadamı olmak istemeyenler üniversitelerin bu kontenjanlarını doldurmamalı. İşte o yüzde dünya derecelendirmelerinde üniversitelerimizin durumu içler acısı. Hocamızın bahsettiği bütün çalışma labaratuvarları amerikada zaten ünversteler bünyesindedir

  4. Hasan Ekim (dr)17/08/2011 13:08:35

    Tıp bilimi insan sağlığı ile ilgili bir bilim olduğundan tarih boyunca önemini korumuştur. Laboratuvarda bir araştırma yapmak tabiatıyla bilimdir. Ama hastayı muayene ederken bulguları değerlendirerek sonuca varmak isteyen hekimin faaliyeti de bilim sınırları dışına taşınamaz.Ameliyatı yaparken değişik teknikleri kullanmak, kalp akciğer makinasının veya benzerlerinin icadına götürecek gelişmelere yol açmak zannedersem bilimsel faaliyettir. Bence insanın bilim için yapılan her çabası bilimsel faaliyettir. Tesadüfler önemlidir. Ama akademik hiyerarşi de bilimsel faaliyetler için şarttır. ABD ikinci dünya savaşını bilimsel faaliyetleri sonucu kazanmıştır.Bilime ve onun temsilcilerine önem verilmeyen bir ülke ne yazık ki gelişmiş ülke olamıyor. Ancak,gizlice sömürülen ve başına gelişmekte olan tabiri eklenen bir ülke oluyor. Bu ülkelerde de kim nasıl olmuş ve kim yapmış gibi tabirler malesef prim yapıyor

  5. .) gölgelice (dr)17/08/2011 13:28:10

    Sayın Hocam bu ülkede kongre yapabilecek var mı?

  6. mükemmel bir yazı Recai Yahyaoğlu

    hocam mükemmel yazınız için teşekkürler…Bir çok bilinmeyeni ve daha doğrusu yanlış bilineni düzelttiğiniz bu konuda şimdiye kadar okuduğum en esaslı yazıydı…Elinize yüreğinize sağlık…

  7. DR.A.BEKİR ÖZTÜRK dedi ki:

    HOCAM ELİNİZE VE YÜREĞİNİZE SAĞLIK ÇOK GÜZEL YAZMIŞSINIZ KENDİSİNİ ALLAMEİ CİHAN ZANNEDEN HOCALARIMIZA İTHAF EDİYORUM

  8. Bilge Altındağ dedi ki:

    Hala bilim felsefesine dair donanım yok yazık. Akademisyen demek işi bilim olan insandır. Bu kadar net bir mevzu. Durumu idealize etmeyin. Bu ülkedeki tıp camiasının akademisyenleri bi yaptıkları yayınlara bakmalı, yayınladıkları dergilerin reputasyonlarına bakmalı, atıf sayılarına bakmalıdır. Oysa ki bu son konuda tıp içler acısı durumda.

  9. Bülentcan Gönenç – 18.08.2011 09:37

    Bu konu ancak bu kadar net özetlenir.Sn.hocama teşekkürler.
    Bülent Gönenç ODTÜ Fizik 1979

  10. nihat – 18.08.2011 12:23

    sn hocam, aynen katılıyorum, bizdekilere bilim adamı degil bürokrat ve/veya işadamı demek daha dogru… tabii siz evrensel tanımını yapmıssınız zaten… tesekkurler…

  11. RKTR (Uzm.)18/08/2011 14:06:37

    Elbette bu ülkede hem hekimliğiyle, hem de araştırmacı kişiliğiyle çok başarılı olmuş, hatta uluslararası tanınırlık elde etmiş son derece dürüst ve çalışkan Doçent ve Profesörler var. Bunları görüyorum ve gurur duyuyorum.

    Ama öte yandan, şunlar gibiler de var:

    – Muayenehanede aldığı paraya ek olarak, hastayı yatırmak için ayrı, ve sonra hastanede vizitlerde ziyaret etmek için yine her güne ayrı ayrı para alan hocalar.

    – İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nde, ne EKG okumayı, ne de ekokardiyografi yapmayı bilmeyen, hatta bir hastayı doğru dürüst değerlendirmek ve tedavi etmekten bile aciz, ve de ne yazık ki Kardiyoloji profesörü sıfatı taşıyan bir şahıs. (Allah’tan emekli oldu, ama Adli Tıp’ta iken neler yapar, bilemem).

    – Laseri hiç bilmediği halde bunu pervasızca yaparak, yüzlerce kişiyi kör etmiş olan tanınmış bir Göz hocası.

    – vb. vb…

    Örneklere devam etmiyorum. Zaten hepimiz bunlar gibi binlerce adamla karşılaştık. Dolayısıyla Ahmet Rasim hoca % 100 haklı, sapla samanı birbirine karıştırmamak lazım.

  12. ercan durmaz (dr)18/08/2011 13:50:44

    sayın hocamız biraz mütevazilik yapayım demiş ancak olay maksadını fazlasıyla aşmış.bir doktor profesör doçent olana kadar kaç tane yurtiçi yurt dışı yayın yapıyor,kaç kitap yazıyor biliyor musunuz?tüm yeni gelişmeleri takip ediyor ve bu noktaya gelene kadar bilimsel kaç kitap okuyor?öyle hiçbirşey kolay gelişmiyor bu adamı kim profesör yapmış diye birşey olabilir mi?bu torpille değil CV ile oluyor.açıp bakın isminin başında doçent,prof yazan hekimlerin cv lerine…en azından google a adını yazın bakalım neler göreceksiniz.yıllarını bilime adamış bu insanlara öyle kolay çamur atamazsınız

  13. ömer altın (doktor)18/08/2011 12:35:57

    ulkemizde; çok değerli, akademik unvana sahip ve bilimadamı hocalarımız elbette vardır. ancak temelde ulkemizde doçent yada profesör olmanın yegane amacı özel bir hastaneye transfer olmak ve çok para kazanmaktır. yoksa birçogu hekimlik adına yeterli bir donanıma ve kabiliyete maalesef sahip değillerdir

  14. dr.muhbir (uzman doktor)18/08/2011 11:49:08

    Ben bir Prof.un hastadan para almak için.. hiçbir tedavi protokolünde olmayan şekilde sık sık kemoterapi verdiğini bilirim.. her seferinde hastadan 350 TL para alınıyordu!.. sonra hasta başka bir onko doçentinden gerçekleri öğrendi şimdi tablet tedavisiyle kendine geldi ve gayet iyi durumda

  15. g.d. (dr.)18/08/2011 10:37:34

    Periferdeki tıp fakültelerine hele bir gelin görün ne öğretim üyeleriyle karşılaşacaksınız,küçük dilinizi yutacaksınız.Emin olunki öğretim üyesi demeye bin şahit ister ve çok üzüleceksiniz, bu adamlar buralara nasıl gelmiş ! İnanmayan gelsin görsün !

  16. Hematolog (öğretim üyesi)18/08/2011 00:10:05

    Bu yazıda yapılan nedir biliyor musunuz? Günümüzde her alandaki yılların birikiminin harcanması ve törpülenmesinin moda olduğu üzere, yüzyıllık akademik tıp birikimlerimizi bir anda silip süpürmekten başka birşey değil. Bu hiyearşik düzen kolay oluşmadı Ahmet Bey. Daha iyisi gelene kadar en iyi sistem şimdilik bu. Şu cümleye bakar mısınız? “Evet, tıp bilim adamları hasta bakmaz, nöbet tutmaz, muayenehaneye veya özel hastaneye gitmez, öğrencilere pratik yaptırmaz veya ders anlatmaz, idari işlere de karışmazlar. Ülkenin veya dünyanın sağlık sorunları da onların ilgi alanında değildir”. Hasta bakmadan veri toplanmaz ve veri analizi yapılmaz. İstatistik çalışma hiç yapılmaz. Yani hasta bakmadan bilim yapılmaz Ahmet Beyciğim. Örneğin Hatay’daki orak hücreli anemi olgularında batın içi organ patolojileri (kolesistolityazis, splenomegali vd.) prevalansı ancak yoğun hasta muayene, izlem ve ardından bilimsel veri analizi ile bilimsel bir şekilde saptanır ve çoğunlukla yayınlanır. Hatay’daki Orak hücreli anemi çalışmasını Amerikalı Jeffrey mi yoksa Alman Schultz mu yapmalı? Müsaade ederseniz biz yapalım bu çalışmayı. Ülkesinin sağlık sorunlarıyla ilgilenmeyen kişi bilim adamı olabilir mi Allah aşkına? Bunun adı da bal gibi “bilimsel çalışmadır”. Bilimsel çalışmalarımızı zat-ı alinize beğendirmek için daha ne yapacaktık? Ama yook. Bu değerli birikimlerimizi ve kazanımlarımızı basın aracılığı ile törpülemenize izin vermeyiz sayın Ahmet bey. O kadar kolay değil Profesör, Doçent ve Yardımcı Doçentlerin kamuoyundaki bilinen değerini azaltmak. Artık yayın yapmadığınız ve bilimsel çalışmalara aktif olarak katılmadığızın için kendinizi böyle görmenizi belki anlarız ama genelleme yapma hakkını ve herkes adına konuşma hakkını nereden buluyorsunuz?. Bunca hoca aleyhine nasıl böyle bir yazı yazarsınız? Yazınız yüksek eğitim düzeyine imrenen ama yeterince çalışmadığı için başaramamış kişiler için ilaç ve terapi niteliğinde. Ama sadece PLASEBO olarak. Hasta hakları büroları, kendi hekimini seçme hakkı gibi yükselen değerleri okşayan tam POPÜLİST YAZI. “Yok Bilim adamı değillermiş vs. vs.” YAZIK…SADECE KENDİ ADINIZA KONUŞUN VE YAZIN

  17. dr. Jane Doe (doktor)17/08/2011 21:42:08

    Profesör ”Amerika’da” bilimadamıdır. Orada adam hem ders verir, hem hasta bakar, hem de milyon dolarlık laboratuvarlarda bilim üretir. Bütün bu işlerin arasında zengin bağışçı bulur, onlara dert anlatır, lab için para toplar, deney yapar, buluş yapar.

    Bizimkiler üfürükten profesör, üfürükten bilimadamı. Her doktor meslek hayatının bir ayını mutlaka bir Amerikan bilim yuvasında geçirmeli ki farkı görsün. Beleşten dağıtılan , hele bu devirde her ile kurulan sahtekar, düzmece , yetersiz ”sözde” tıp fakültelerindeki; mühendislik , hukuk, fen edebiyat fak’deki ünvan sahipleri sadece ”MESLEKİ EĞİTİM” veriyor olabilirler. Bizimkiler,batıda geliştirilen bilimin ”TEKNİK UYGULAYICILARINI YETİŞTİREN ÖĞRETMENLERDİR”. o kadar

  18. baran ince (hekim)17/08/2011 17:47:53

    sözün özü bizim iacdımız bulusumuz yok herseyımız kopya

  19. üniversiteler bilim üretmiyorki bi kaç sayfa fotokopiyle mezun olan bölümler var

  20. European Academy of Allergy
    & Clinical Immunology Başkanı Prof. Dr. Cezmi A. Akdiş’ ten aldığım e-posta:

    Duz mantıkla okuyunca yazıyı yadırgadım.
    Kısaca görüşümü bildireyim.

    Gelişmiş toplumlarda:

    Bütün profesörler önce ve mümkünse sadece bilim adamı yetiştiren kişi ve bilim adamı olmak zorundadır.
    Harvard’da veya Zürich üniversitesinde bilim adamı olmayan, değil profesör yardımcı doçent bile olamaz.
    Bütün profesörlerin birinci görevi bilim yaparak, aynı zamanda bilim adamı yetiştirmektir. Meslek adamı yetiştirmek ve meslek hizmeti vermek için profesör olmaya gerek yoktur.
    Hasta bakım hizmeti vermek profesörlerin görevi bile değildir. Kendi eğitim ve araştırma alanlarında sadece isterlerse hasta görebilirler.
    Hasta görerek hasta materiyelinde yapilan klinik bilimler tibbi bilimlerin %80 i kadarını oluştutur. Klinik bilim yapan veya translasyonal bilim yapan kişi de temel bilim yapan kişi ile eşdeğerde bilim adamıdır.
    Dunyanin hiç bir yerinde bilim adamları materyel ve para bolluğu içinde yüzmezler, aksine hepsi materyel ve para bulmak için sadece ortalama %20 si kabul edilen projeler yazmak ve mesleklerini sürdümek için projelerini eninde sonunda kabul ettirmek zorundadırlar.

    Turkiye’de:
    Yazi ironik olarak kabul edilmeli. Dusundurdugu, dikkat cektigi icin Ahmet Rasim hoca’ya tesekkur ediyorum

    Saygilarimla

    Cezmi Akdis

Siz de yorumunuzu paylaşın: