TAKVİYE ÜRÜN KULLANIMINDA SON PERDE

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

ARK: Prof. Dr. Şükrü Hatun diyor ki: “Tıp kongrelerinin tarihi gelişimine bakıldığında ise, önce üniversite salonlarında başlayan ve gerçek anlamda bilimsel yenilikleri ve bilginin yayılmasını hedefleyen aktiviteler olarak başlayıp zaman içerisinde beş yıldızlı oteller ve popstarların sahne şovlarını içeren büyük bütçeli yarı turistik organizasyonlara dönüştüğünü görüyoruz.”

Ben bunu en az 30 seneden beri yazıyor ve söylüyorum. Tıp kongrelerine senelerdir bayi toplantısı adını veriyorum. 2026′ da bu sözleri duymak “biraz” geç olsa da gene de çok memnuniyet verici. 

***

Prof. Dr. Şükrü Hatun‘ un T24’ deki yazısı:

Takviye besin endüstrisi bilimin temel yolunun dışında, esas olarak insanların sağlığını, çocuklarını koruma gayretinden para kazanmayı hedefleyen bir endüstridir. Hekimler ve sağlıkla ilgili kurumlar bu endüstrinin manipülasyonlarından toplumu korumak için etkin roller üstlenmeli ve özellikle de onların mesajlarını yayan rollerden özenle kaçınmalıdır.

Geçen hafta çok sevdiğim arkadaşım Prof. Dr. Özgür Kasapçopur’un başkanı olduğu Türk Pediatri Kurumu tarafından düzenlenen ve teması “Umudun adı çocuk” olan 61. Türk Pediatri Kongresi’ne katıldım. Katılma nedenim “D Vitamini: Rutin Tarama Testi Olarak Bakalım mı? Kime, Ne Zaman, Nasıl Replasman Yapalım?” başlıklı bir konuşma yapmaktı ama hem Kocaeli Üniversitesi’nden birçok öğrencimi/arkadaşlarımı gördüm ve öğrencilerimin çocuk hekimliğini seçmesinde bir etkim olduğu için sevindim, öte yandan ise kongrenin açılıştan hemen sonra yapılan, firma destekli konuşmadan itibaren “şok oldum desem yeridir” diyebileceğim derecede “takviye ürünler” gerçeği ile yüzleştim. Aslında konunun yabancısı değildim ve birçok ailenin  büyüme için hekimlerin tavsiyesi ile çocuklarına Arginin içeren ürünleri umutla içirdiklerini biliyordum; ayrıca Prof. Dr. Osman Müftüğlu’nun Neredeyse kullanmayanların ayıplandığı muazzam bir ‘takviyemania / vitamania’ dönemine girmiş gibiyiz” diyerek yaşlara göre “takviye piramidi” önerdiği yazısını da yeni okumuştum.

Daha sonra değineceğim ve sitikolin içeren ürünle ilgili konuşmanın yarattığı duyarlılıkla kongre ortamına ve programına baktığımda ise büyük ölçüde “takviye ürünler” ve mama firmalarının baskın olduğu kongre atmosferi ile karşılaşmak beni hem üzdü hem de düşündürdü. Bu konuyu birkaç arkadaşımla konuştuğumda, son yıllarda kongrelerin takviye ürünler ve mama firmalarının desteği ile düzenlenebildiğini, herkesin bu konuyu bildiğini ama yapılacak bir şey yok yaklaşımı ile durumu kabullendiğini anlattı. Tabi kongre programında  çok sayıda iyi konuşma da vardı ama hakim olan atmosferin bilim ile bilim dışı arasındaki sınırı iyice  belirsiz hale getirdiğini, daha önce bir yazımda değindiğim sağlık endüstrisi ile hekimler/kongreler arasındaki ilişkilerin benim pek bilmediğim yeni bir döneme girdiğini görmek mümkündü.

Takviye edici gıda ve sağlık ürünleri

Kısa bir araştırma, içlerinde magnezyum, sitikolin, omega-3, D vitamini, probiyotikler, kreatin monohidrat, protein, selenyum, çinko, bakır, koenzim Q10, B12, folik asit, glisin, argininin, lizin gibi birçok maddenin, vitamininin bulunduğu takviye edici gıda ve sağlık ürünleri pazarının 1 milyar dolara ulaştığını ve bu pazarın   pandemi sonrası değişen tüketici alışkanlıklarıyla birlikte, her yıl ortalama %15 oranında istikrarlı bir şekilde büyüdüğünü gösteriyor. Tabi bu ürünleri SGK ödemediğine göre, bu kadar para giderek yoksullaşan halkın cebinden çıkıyor. Bu pazarın ABD’de 15 milyar dolar civarında olduğunu ise kongredeki konuşmadan öğrendim.

Daha önce söylediğim gibi, kongrenin ilk konuşması “Beynin yolculuğu: Dikkat, odak ve ötesi” başlığını taşıyordu ve çok yaygın kullanıldığını öğrendiğim “Sitikolin” içeren bir ürünün etkilerini anlatıyordu.  Öncelikle konuşma boyunca sunumun iki yanında ilgili ürünle ilgili bir reklam cümlesinin ve “bilimsel çalışmayla desteklenmiş ürün” sözünün durmasını yadırgadım. Bunun ötesinde konuşma sitikolinin kullanımını tavsiye eden, hatta yakında 1,4 milyon çocuğun gireceği LGS için de bir seçenek olabileceğini söyleyen bir içeriğe sahipti.  Bu ürünün 550-850 TL arasında bir fiyata sahip olduğun düşünüldüğünde işin boyutunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Ben aslında bu ürünün reklamlarını yollardaki aydınlatma direklerine asılı panolarda görüyordum ama üstünde bu kadar düşünmemiştim.

Konuşmadan ve daha sonra yaptığım incelemelerden bu ürünün Amerika Birleşik Devletleri’nde bir ilaç olarak değil, takviye edici gıda (diyet takviyesi) kategorisinde yer aldığını, FDA’nın, sitikolinin yaygın bir formu olan Cognizin‘e “Genel Olarak Güvenli” (GRAS) statüsü verdiğini, ancak bunun bir ilaç onayı (etkinlik ve spesifik hastalık tedavisi onayı) anlamına gelmediğini öğrendim. Ülkemizde de bu tür ürünler, Sağlık Bakanlığı’ndan değil, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nden “Takviye Edici Gıda” (TEG) olarak onay alıyorlar ve bu ürünlerin hastalıkları önleme veya tedavi etme iddiası taşıması yasaklanmış durumda. Buraya kadar her şey iyi gibi ama 2 bin civarında bir çocuk hekiminin katıldığı bir kongrenin açılıştan hemen sonraki oturumunda boy göstermeleri veya onayları dışında her halleri ile ilaç gibi kendilerini sunmaları konuyu başka bir boyuta taşıyor ve içinde hekimlerin, kongrelerin, toplantıların, ağırlamaların, çeşitli türden ödemelerin olduğu bir ilişkiler, tanıtımlar ağı ile bu ürünler güçlü bir şekilde tavsiye edilmiş oluyor.

Bu ürünlerin etkisi ile ilgili yeterli kanıt var mı? Niçin ilaç değiller?

Biraz önce andığım konuşmayı dinledikten sonra konuşmacıya şu basit soruyu sordum: “Dünyada çok sayıda ilaç firması var ve hepsi etkili molekül peşinde. Eğer bu ürünlerin gerçek bir etkisi olsaydı, birçok firma bunları kapışır ve FDA süreçlerine başvurarak ilaç olmasını sağlardı. Böyle olmamasında bir sorun görmüyor musunuz?” Bu soru üzerinden bir tartışma yaptık ama burada ayrıntılarına girmek istemiyorum. Bir molekül ya da maddenin ilaç olarak onay alması için uzun ve ayrıntılı araştırmalara gerek vardır ve bu araştırmalarda ilgili molekülün hem etkinliği hem de güvenliği titiz bir şekilde incelenir. Öte yandan bu titiz sürecin dışında yapılan ve “şununla şunun arasında güçlü bir ilişki var, biz şu kadar vakaya bunu verdik ve şöyle bir sonuç aldık” türünden araştırmaların yayınlansalar bile spesifik etkiler için bir değeri yoktur. Bir örnek verecek olursak D vitamini düşüklüğü ile erken cinsel boşalma arasında bir ilişki bulduğunu söyleyen bir araştırma, sadece bir “korelasyon” bulmuştur ve bu şekilde yüzlerce korelasyon araştırması olsa bile bu iki durum arasında neden sonuç ilişkisi olduğu söylenemez.

Bu örnekteki gibi D vitamini ile erken cinsel boşalma arasında bir neden sonuç ilişkisi kurabilmesi için araştırmaların şu dört kriteri karşılaması gerekir:

  1. Tutarlılık: Farklı çalışma tasarımlarında ve farklı zamanlarda aynı sonuçların farklı toplumlarda bulunması,
  2. Zamansal birliktelik: Karşılaşma hep sonuçtan önce olmalı,
  3. Biyolojik değişim: Doz bağımlı ilişki olmalı ve
  4. Biyolojik makuliyet: Birlikteliği açıklayacak olası bir biyolojik yolak olmalı.  Yoksa “bilimsel çalışmalarla desteklenmiş ürün” sözünün etkinlik bakımından hiçbir değeri yoktur.

İlaç araştırmalarındaki titizlik ve FDA süreçlerinin sıkı olması hem insan sağlığının korunması açısından hem de insanların paralarının boşa harcanmaması açısından gereklidir.

Takviye ürün firmaları ve tıp kongreleri

Herhangi bir takviye ürünün herhangi bir durumu iyileştirdiği ya da desteklediği iddiasında olan takviye ürün firmaları kongrelere harcayacakları parayı tıpta tek güvenilir kanıt olan “randomize kontrollü çalışmalar”a harcasalar ve iddialarının doğruluğunu kanıtlasalar kendileri için de ikna etmeye çalıştıkları hekimler için de çok daha inandırıcı olurdu. Ama galiba bunu ispat edemedikleri için subliminal mesajlarla (örneğin boy uzattığı iddia edilen ürünün kutusuna zürafa resmi koymak gibi) algı yaratmaya çalışıyorlar. Zaten günümüz pazarlama teknolojilerinde algının her şey olduğunu biliyoruz.

Tıp kongrelerinin tarihi gelişimine bakıldığında ise, önce üniversite salonlarında başlayan ve gerçek anlamda bilimsel yenilikleri ve bilginin yayılmasını hedefleyen aktiviteler olarak başlayıp zaman içerisinde beş yıldızlı oteller ve popstarların sahne şovlarını içeren büyük bütçeli yarı turistik organizasyonlara dönüştüğünü görüyoruz. Bu durumun oluşmasında başlangıçta ilaç endüstrisinin şimdilerde ise bu buna eklemlenen ve ne olduğunu bilmediğimiz takviye ürün endüstrisinin ürünlerinin agresif pazarlama stratejilerinin çok büyük rolü var. Ancak arada önemli bir fark var; ilaç niteliği kazanmış ve ruhsat almış bir molekülün “ARGE” sonuçları ve faz araştırmalarının uygun bilimsel yöntemlerle yapılıp yapılmadığı hekimler tarafından yayınlar vasıtasıyla denetlenebilmekte iken, bu takviye denilen ürünlerin bu kanıtlardan ve bu çalışmalardan yoksun olması hem hekimlerin hem hastaların en hafif tabirle ticaret uğruna aldatıldığı kaygısı oluşturmaktadır.

Eğitimleri gereği bilim(science) ile bilimsel olmayanı (pseudoscience) birbirinden ayırabilecek donanımda olan hekim camiasının buna alet olması kabul edilemez. Esasen bu konu “Hikmet” (kişiyi doğruyu anlamaya götüren bilgi) kökünden türemiş olan hekimliğin günümüzde ekonomik çıkarlar uğruna uğradığı erozyonun nice türlerinden birisi ama belki de en görünür olanıdır.

Sonuçlar ve dördüncül önleme

Hastalıkların ve sonuçlarının önlenmesinde birincil, ikincil, üçüncül önleme/koruma kavramları uzun yıllardır bilinmektedir. Son yıllarda ise bunu “dördüncül” önleme/koruma kavramı eklenmiştir. Dördüncül önleme, gereksiz tıbbi müdahalelerden kaçınmak anlamına gelir. Hastalıkları etkin bir şekilde önlemek elbette tıbbın önemli amaçlarından birisidir; fakat günümüzde uygulanan riske yönelik müdahalelerin büyük bir kısmı da boş yere yapılmaktadır.

Çocuk sağlığında ve tedavilerinde takviye ürünlerin (vitamin, mineral, omega-3, probiyotik vb.) gerekliliği uzun süredir tartışılmaktadır. Son yıllarda hem ebeveynlerin hem de sağlık profesyonellerinin ilgisi artmış, özellikle bağışıklık güçlendirme, büyüme destekleme ve hastalıkların önlenmesi amacıyla yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Araştırmalar, takviyelerin esas olarak besin eksikliği olan veya belirli klinik durumlara sahip çocuklarda faydalı olabileceğini; ancak sağlıklı ve dengeli beslenen çocuklarda rutin kullanımının genellikle gereksiz olduğunu göstermektedir.

Piyasa ekonomisi insanla ilgili her şeyi paraya çevirmek için akla hayale gelmedik yöntemler kullanmakta ve asgari ücretle geçinen milyonlarca ailenin ceplerine insafsız bir şekilde uzanmak için her yolu denemektedir.

Takviye besin endüstrisi bilimin temel yolunun dışında, esas olarak insanların sağlığını, çocuklarını koruma gayretinden para kazanmayı hedefleyen bir endüstridir. Hekimler ve sağlıkla ilgili kurumlar bu endüstrinin manipülasyonlarından toplumu korumak için etkin roller üstlenmeli ve özellikle de onların mesajlarını yayan rollerden özenle kaçınmalıdır.

Kaynak: https://t24.com.tr/yazarlar/sukru-hatun/takviye-urun-kullaniminda-son-perde,54847?_t=1776669544660

***

 

Siz de yorumunuzu paylaşın: