D VİTAMİNİMİZ GERÇEKTEN EKSİK Mİ? YOKSA YANLIŞ MI ÖLÇÜLÜYOR?

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Medimagazin‘ in haberi:

Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı’ndan Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Özcan konuşmacı olarak katıldığı ‘’2.Antalya Aile Hekimliği Kongresi’’nde, Medimagazin’e açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de D vitamini testi doğru yapılmıyor iddiaları hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Klinik biyokimya uzmanı olarak şunu söyleyebilirim; bazı testlerde bu tip analitik hatalardan söz etmek mümkün. Ancak laboratuvarlarda yapılan testlerin tamamı klinik biyokimya uzmanlarınca geçerli yöntemlerle çalışılır ve sürekli izlenerek kontrol edilir. Yani testlerin yanlış ölçülmesi iyi izlenen bir laboratuarda, bireysel hatalar hariç söz konusu değildir.

Yani ilk şüphelenilmesi gereken yer hemen laboratuvar olmamalıdır. Sadece D vitamini değil,  denetimsiz haber programlarının da etkisiyle bilimsel dayanağı olmayan konular bir anda güncel olabiliyor. B12 Vitamini eksikliği ve OGTT testlerini buna örnek verebiliriz.

Vitamin D her ne kadar vitamin olarak adlandırılsa da diğer vitaminlerden farklı olarak aslında bir hormondur. Diğer hormonlarda olduğu gibi bu testin de hem analitik performansı hem de biyolojik değişkenliği diğer biyokimya testlerinden biraz daha fazladır. Bu nedenle öncelikle referans aralığının ülkemizde yapılan çalışmalara göre belirlenmiş olması gerekir. Yani gözlenen düşüklüklerin bir nedeni referans aralıklarının ülkemizdeki hasta popülasyonunda belirlenmemiş olması diyebiliriz. Çoğu testte yurtdışında başka merkezlerde, hem genetik yapıları hem de beslenmeleri bizden farklı popülasyonlara özgü referans aralıklarını kullanıyoruz. 

Referans aralığı dışında hataya neden olan etkenler var mı?

Bence diğer önemli bir nedenin Vitamin D’nin emilimini bozan durumların; barsak emilimini bozan hastalıklar, altta yatan karaciğer ve böbrek hastalıklarının varlığı, güneş ışığına yetersiz maruz kalma ve ilaç kullanımının iyi sorgulanmaması olduğunu düşünüyorum. Bu durumlar sinsi seyirli hastalıkların göstergesi olabilir.

Bir diğer nedeni olarak Vitamin D’nin ölçümünde halen RIA, ELİSA gibi immünoassay denilen yöntemlerle ölçülüyor olması sayılabilir. Elbette avantajları ve dezavantajları mevcut, ancak bu testlerin de analitik varyasyon dediğimiz değişkenlikleri hala yüksek. Yine de Vitamin D ölçümünde sanıldığı gibi yanlış ölçüm söz konusu değil. Sadece mevcut yöntemlerle ölçülen vitamin D tiplerinin ayrımı zorluk yaratıyor. Tam ayırım LC-MS/MS gibi daha spesifik yöntemlerle mümkün ancak her yerde bulunamayacak kadar teknik donanım gerektiriyor.

Düşük değerlerde test sonuçlarının bence en önemli nedeni gerçekten de ülkemizde Vitamin D eksikliğinin yaygın olarak klinik bir vaka olarak bulunuyor olması. Tüm dünya da Vitamin D eksikliği bir pandemi gibi kabul ediliyor ve ülkeler buna yönelik gıda takviyesi ve güneşten yararlanma farkındalığının artırılması gibi önlemelere başvuruyorlar.

Hatta ülkemizde D vitamini eksikliği özellikle pediatrik popülasyonda çok sık görülüyor. Bu durumda klinisyenler D vitamini takviyesine zaten başlıyorlar.

Bunun nedeni çocukların sokakta oynama kültürünün bitmesi olabilir mi?

D vitamini eksikliği güneşten yeteri kadara yararlanılmamasından kaynaklanabiliyor. Ancak bugünkü kongrede Antalya’daki aile hekimlerinin yaptığı bir araştırma dikkat çekiciydi.  Antalya’da insanların güneşe maruz kalma süresi daha uzun olduğu halde D vitamini eksikliği yüksek görülüyor. Sadece güneşli yerde yaşamak yeterli değil elbette, geleneksel giyim tarzımız, koyu renkli cilde sahip olma, ileri yaş ve koruyucu krem kullanımı gibi nedenlerin vitamin D emilimini engellediğini biliyoruz. Etkin güneşlenmenin daha faydalı olacağı kanaatindeyim.

Diyelim ki test sonuçlarına baktınız ve hastada D vitamini eksik, ancak normalde test sonucu yanlış ve siz hastaya D vitamini takviyesi yapmış oldunuz. Bunun hastaya zararı yok mu?

Vitamin D’nin biyokimyasal olarak eksikliği klinik olarak eksik olduğu anlamına gelmiyor. Bir hastaya Vitamin D’ye başlamak için sadece Vitamin D düzeyine değil, serum kalsiyum, fosfor, magnezyum ve parathormon gibi diğer laboratuvar değerlerine de bakılması gerekir ve klinik bulgulara birlikte yorumlanması gerekir çünkü Vitamin D eksilince bunlar da bozulur. Bunlar bozulmamışsa hastada Vitamin D eksikliğini düşündürecek bir klinik yoksa o zaman testten şüphelenilebilir.

Pediatrik gruba ise profilaktif olarak zaten ilgili hekimler hemen başlıyor ve öneriyorlar çünkü büyüme çağında mutlaka takviyesi gerektiği iyi biliniyor.  Ama yetişkin hasta grubunda, hastada destekleyici diğer laboratuvar test sonuçları veya anamnez ve fizik muayene bulguları yokken, sadece test sonucundaki eksikliğe göre verirseniz belli dozun üzerinde vitamin D toksikasyonu görülebilir. Bu defa yeni bir sorunla yüzleşmek zorunda kalabilirsiniz. Meşhur bir tabir vardır. Bizler hekim olarak rakamları değil hastaları tedavi etmeye odaklanmalıyız.

Çünkü D vitaminin eksikliği problem olduğu gibi fazlalığı da problemdir. D vitamini yağda eriyen bir vitamin/hormondur, vücutta depolanıyor ve yüksek doz verildiğinde toksik etkiler gösterebiliyor.

Mesela B12 Vitamini suda eriyen bir vitamin olduğu için fazla alınması Vitamin D kadar tehlikeli sonuçlar yaratmayabilir. Ama Vitamin D’nin toksik etkisi var o yüzden sadece laboratuvarda eksikliği tespit etmek yeterli değil ilave laboratuvar testleri ile desteklenmeli mutlaka klinik bulguları aranmalı.

D vitamini eksikliğinin sonuçları nelerdir?

Klinik muayene bulgularını elbette ilgili klinisyen hekimlerin değerlendirmesi gerekir. Ancak biyokimyasal açıdan serum kalsiyum düşüklüğü (hipokalsemi) ön planda olduğu için hipokalsemi ilişkili semptomlar; kemiklerde incelme ve kırılmalar, büyüme gelişme geriliği ile giden Raşitizm ve osteomalazi gibi hastalıklar ön plandadır.  Yine immün sistemle ilişkisi iyi bilindiğinden dolayı Vitamin D eksikliğinde hastalığa ve enfeksiyona yakalanma riski artar. Yine hipertansiyon, kalp hastalıkları ve kanser hastalıkları da Vitamin D eksikliği ile biyokimyasal açıdan ilişkili olduğunu bildiğimiz hastalıkların başında geliyor.

Biz de ‘’Akılcı Laboratuvar Kullanımı’’ kursunda bunları anlatıyoruz. Tanı sadece biyokimya sonucu ile değil anamnez ve fizik muayene ile birlikte değerlendirilerek konulmalı. Laboratuvar testleri doğru şekilde seçilmeli test sonuçları bunu desteklemek veya ekarte etmek için kullanılmalıdır. Anamnez ve fizik muayene bulgularını bilmediğiniz bir hastanın laboratuvar sonuçlarına bakarak değerlendirme yapmak iyi hekimlik uygulamaları açısından doğru değildir.

Kaynak: http://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-d-vitaminimiz-gercekten-eksik-mi-yoksa-yanlis-mi-olculuyor-11-681-73147.html

Siz de yorumunuzu paylaşın: