TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ’ NİN CEVAPLAMADIĞI SORU
Dikkat: Yazının sonunda ek var!
***
Milliyet’ te Metin Münir’ in yazısı:
Yiğit Bulut, geçen akşam, Haber Türk kanalında yönettiği kolesterol tartışmasında, Türk Kardiyoloji Derneği yöneticilerine bir defa değil iki defa sordu.
İlaç şirketlerinden para alıyor musunuz?
Cevap almadı. Derneği temsil eden iki saygın profesör lafı başka konulara çekti. Kendilerinin veya derneğin ilaç şirketlerinden çıkarı olup olmadığı konusunda bir şey söylememeyi yeğledi.
Oysa, bu, programda sorulan en önemli soru idi. Çünkü kolesterol konusunda ilaç şirketi propagandası ile bilimsel gerçekleri birbirinden ayırabilmek için bu sorunun cevabını bilmek şart.
Eğer Türk Kardiyoloji Derneği ve yöneticileri konferans, bilimsel araştırma, bedava yurtdışı kongre gezisi veya bu ad altında ilaç şirketlerinden çıkar elde ediyorlarsa tespitlerine ve tavsiyelerine fazla itibar edilemez. Çünkü bunları ilaç şirketlerinin ürün satmak için kullandıkları verilere dayandırıyorlardır. Dolayısıyla, yaptıkları reklamdır. Bilimsel tespit değil.
Amerika Birleşik Devletleri’nde doktorlar yasal olarak ilaç şirketlerinden aldıkları paraları açıklamak zorundadırlar. Herhangi bir ilacın etkilerini ölçmek için yapılan araştırmalar eğer ilaç şirketleri tarafından finanse ediliyorsa, bunların da açıklanmaları gerekir.
Bunlardan amaçlanan doktorların ve yaptıkları araştırmaların yansız olup olmadığını kamuoyunun ve bilim camiasının bilmesidir.
Neden bu kararlar alındı? Çünkü Amerika’da doktorların büyük bir çoğunluğu, menfaat karşılığında ilaç şirketlerinin bayileri gibi davranmaya başladı. İlaçların kullanım alanlarını genişletmelerine yardımcı oldu. İlaç şirketlerinin kârlarını hastalarının sağlığından daha önemli görür oldu.
Türk Kardiyoloji derneği, eğer inanılır olmak istiyorsa, açık olmalı, ilaç endüstrisi ile varsa, parasal ilişkilerini açıklamalıdır.
Yapması gereken bir şey daha var: Bulut’un programında ve sitelerinde kullandıkları istatistikleri ve bilgileri dayandırdıkları araştırmaları yayınlamak. Bunları nerden çıkarttılar: İlaç şirketlerinin literatüründen mi, ilaç şirketleri tarafından finanse edilen araştırmalardan mı, bağımsız araştırmalardan mı?
Örneğin şu çarpıcı (ve muhtemelen doğru olmayan) iddialar hangi bilimsel araştırmalara dayanmaktadır:
* Kolesterol yüksekliği koroner kalp hastalığı için çok önemli bir risk faktörüdür ve kalp damar hastalıklarının %50’sinden sorumludur.
* Kolesterol ilaçları (ile) ölüm, kalp krizi ve inme riski %25-45 oranında azalmaktadır.
Türk Kardiyoloji Derneği’nin Bulut’un programında ileri sürdüğü bir başka iddia Türk kardiyologlarının yüzde doksan dokuzundan fazlasının kolesterol ilaçlarının yararlı olduğuna inandığıdır.
Eğer çoğunluğun her inandığı doğru olsaydı insanlık bugün hâlâ dünyanın yuvarlak değil, düz olduğuna inanır olacaktı.
Ama bundan başka bir şey daha var: Madem ki bu kadar ezici bir çoğunluk kolesterol ilaçlarının yararlı olduğuna inanıyor neden Türk Kardiyoloji Derneği bu görüşün aksini savunanlara bu kadar kızıyor? Suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor?
Kolesterol ilaçlarını savunmak onu imal edenlerin işi değil mi? Türk Kardiyoloji Derneği neden bu görevi sahiplenme ihtiyacını duyuyor? Dünyanın birçok yerinde saygın bilim adamları ve doktorlar kolesterol ilaçlarının küçük bir azınlık dışında yararlı olmadığını savunuyor. Neden onları mahkemeye veren yok?
***
EK 1 (8.1.2026): ABD Sağlık Bakanı, tüm dünyanın her tavsiyesini, uyarısını emir telakki ettiği Amerikan Kalp Derneği’ nin içinden geçmiş.
Amerikan Kalp Derneği’ni büyük gıda şirketleri tarafından satın alınmakla suçlayarak sert bir dille yerden yere vuruyor:
“Amerikan halkının, bazen kendilerine verilen tıbbi tavsiyelerin ekonomik çıkarları olan kişiler tarafından verildiğini bilmesi önemlidir. Amerikan Kalp Derneği, bu ülkedeki en büyük işlenmiş gıda üreticilerinden milyonlarca dolar almaya devam ediyor. Bu durum, iyi yiyecekleri kötüleyen ve şeytanlaştıran bir dogmayı destekledi ve güçlendirdi; dolaylı olarak da finansmanını sağlayan işlenmiş gıda üreticilerinin ekonomik ve ticari hırslarını destekledi.“
Bilen bilir, ben bunları 30 senedir anlatıyorum, yazıyorum.
Sayın Bakanın bir eksiği var ve o da şu: Sadece Amerikan Kalp Derneği değil, tüm tıp dernekleri endüstriden nemalanıyor. Bu, yasal olan ama asla etik olmayan, halk sağlığına çok ciddi zarar veren bir ilişkiler yumağıdır. Bu ilişkiler sıfırlanmalıdır.
Kaynak: https://x.com/drahmetrasim/status/2009342519411396703?s=20
***
EK 2 (8.1.2026): Margarin kadar ‘ucuz’ kalp uzmanları
soL (HABER MERKEZİ) Sağlığa zararlı bir yağ türü olduğu bilinen margarinin kitlesel tüketiminin terk edilmeye başlanması, Türkiye’de yürütülmeye başlanan büyük ölçekli bir kampanyanın konusu oldu. Margarin sanayicileri, bu yılın ilk aylarında başlattıkları ve medyatik isimleri de dahil ettikleri kampanyayla, margarin satışlarını özlenen günlerdeki gibi yükseltmeye soyundu. Türkiye’deki margarin pazarının iyiden iyiye daralması karşısında, pazarı paylaşan üretici şirketlerin destekçisi sadece “ünlüler” olmadı, margarin tüketiminin en önemli etkenlerden biri olduğu bilinen kalp hastalıkları alanında faaliyet gösteren bir takım vakıf ve dernekler de, sponsorluk anlaşmaları yoluyla kirli bir işbirliğinin tarafı haline geldi. Türk Kalp Vakfı, İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı ve Dünya Kalp Federasyonu, hem yönetim kurullarında yer verdikleri margarin şirketleri temsilcileri, hem de margarin sanayicileri ile girdikleri kirli sponsorluk ilişkileri ile bir kez daha masaya yatırılmayı hak etti.
Halk sağlığı margarin kadar ucuz değil
Margarinin, beslenmenin temel yapı taşlarından olan yağların sağlıklı olan türlerine göre ucuz bir sanayi ürünü olması nedeniyle daha fazla oranda girdiği evlerin düşük gelirli olması, tüketimi artırması hedeflenen kitlenin de aynı olduğu gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek. Oysa ki, yapılan araştırmalar, ilk olarak 1. Dünya Savaşı’nda cephedeki askerlere “ucuz tereyağı” sağlamak amacıyla geliştirilmiş bir yöntemle üretilmeye başlanan, üretimin hızla kitleselliştiği ve en fazla yoksul evlerin mutfağını işgal eden margarinin, insan sağlığına çok zararlı olduğunu ortaya koydular.
Bilim adamlarının, halkın “ucuz yağ” tüketmesini engelledikleri suçlamasıyla aynı lobilerin hedef tahtasına yerleştirilerek “halk düşmanı” ilan edildiği dönemlerden geçen Türkiye’de, artık daha fazla sayıda araştırmacı ve klinisyenin, çeşitli mekanizmalarla -en fazla da sağlık alanının ticarileştirilmesinin bir sonucu olarak- margarin lobisinin yanında yer alması mümkün hale geldi, margarinin paketlenmesi kayan banttan “uzman” ellere terfi ettirildi.
Margarin sanayicileri lobisinin “tam teşekküllü” giriştiği kampanyada, reklam amaçlı habercilikten kalp vakıflarına, uzman görüşçülerden ünlülere margarin güzellemesi yapıldı. Lobiye, belli bir kitlenin okuduğu Cumhuriyet gibi yayınlar da, karşıt görüşlere sayfalarında yer vermediği yanlı haberleriyle hizmet etti, uyarıları dikkate almayıp bu medya-reklam kampanyasının destekçisi oldu.
Kalp vakıfları hangi şirketlere çalışıyor
Ülker’in “Kalbim” adlı yağ markasının destekçisi İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı ve Türk Kalp Vakfı. Ürünün piyasa sürülmesi öncesinde Çırağan Sarayı’nda yapılan “Ülker Kalbim Benecol” tanıtım toplantısında İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı Başkanı Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, konuşmasının büyük bölümünü Kalbim Benecol’e övgüye ayırmıştı. Sarıoğlu, Ülker Grubu’nda çalışan bir yönetici gibi konuşarak, “burada duyarlı, toplumsal bir olay için buluşuyoruz. Ülker Grubu’na böyle bir yağ yaptığı için teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu. İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı Başkanı Sarıoğlu’na, vakfın Kalbim Benecol margarinine neden destek verdikleri sorusuna “biz öyle uygun gördük” açıklaması yapmıştı. Tesadüf olamayacak bir gerçek de, vakfın yönetim kurulunda, Ülker Grubu şirketlerinden Bizim Marketler Zinciri’nin müdürünün de yer alması.
Türk Kalp Vakfi da, bu yıl düzenlenen Kalp Haftası’nin 20.’sini, Ülker Kalbim Benecol işbirligi ile 12-20 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirmişti. Ülker Grubunun, Kalbim Benecol markasını piyasaya çıkardığı son üç yılda Kalp Haftası etkinliklerine destek verdiği, Ülker Kalbim’in, bu iki vakfın da desteğiyle margarin pazarındaki liderliğini yüzde 80’lik payla pekiştirdiği biliniyor.
Türk Kalp Vakfı’nın “destek verdiği” bir diğer şirket de Aymar… Koç Grubu ve Unilever bünyesinde yer alan Aymar 2003’te Antep merkezli Toros Gıda’ya satıldı. Türk Kalp Vakfı, Aymar’ın yabani bir otsu bitki olan Kanola’dan üretilen Kanola Yağı’nı destekleme kararı aldığını kamuoyuna duyurdu. Kansere yol açtığı yönünde araştırma sonuçlarının yayımlanmaya başladığı kanola yağına sunulan bu destek, margarin gibi katı yağlar grubunda olmasa da, yağ sanayi ile sektör haline getirilen sağlık alanının ilişkilendiği düzenin bir figürü…
“Margarin mecburen tüketilecek”
Margarin tüketimini artırmaya soyunan lobinin öncülüğüyle, Dünya Kalp Federasyonu tarafından kalp ve damar hastalıklarına dikkat çekmek amacıyla düzenlendiği iddia edilen “Kalbini Sev Kırmızı Giy Kampanyası” Türkiye’de de başlatılmıştı. Kampanyanın sponsoru Unilever’in Becel markası oldu. Konunun “önemi”ne dikkat çekeceği ileri sürülerek hazırlanan kırmızı bilekliklerin de satışa çıkarıldığı kampanyada, elde edilecek gelirin, Türk Kardiyoloji Derneği’nin kalp ve damar hastalıkları araştırmalarında kullanılacağı fona aktarılacağı belirtildi. Margarin pazarının baş aktörlerinden Unilever’in Türkiye Gıda Pazarlama Direktörü Özgür Kölükfakı, bu kampanyaya destek vermekten mutluluk duyduklarını söylerken, kalp hastalıklarında margarin yağının tetikleyici olduğunun hatırlatılması üzerine, artık margarinin farklılaştığını, yağın sağlıklı beslenmenin bir parçası olduğunu ve margarini alternatif bir yağ olarak önerdiklerini iddia etmişti.
Prof. Dr. Oktay Ergene de, Türk Kardiyoloji Derneği olarak “zeytinyağını bırakıp margarin tüketin” demediklerini söyleyip, “tükettiğimiz gıda maddelerinin içinde margarin var. Margarin üreticileri dünyada 1990’lı yıllardan sonra yağın katılaştırma tekniğini değiştirdiler. Margarinlerin kötü ünü 1990’lı yıllardan önceki trans yağ içeriklerinden kaynaklanıyordu, ama Türkiye için söyleyeyim, 1997-1998 yıllarından sonra birçok margarin yağ üreticisi katılaştırma tekniğini değiştirdi. Margarin diğer yağlara göre daha ekonomik bir yağ ister istemez tüketilecek” diyerek, margarinden uzak durmanın “mümkün olmadığı”nı bilim cephesinden “kanıtlayan”lardan oldu.















ÜNİVERSİTELER NEDEN SESSİZ ?
Konu çok önemli. Sıradan insanlar dedikodu filan yapmıyor. Ülkenin en saygın bilim adamları iki kutba bölünmüş ve çok vahim olaylardan bahsediyor. Bir grup hoca ‘bu ilaçları alırsanız ölürsünüz’ diyor, bir grup hoca da ‘almazsanız ölürsünüz’ diyor. Vatandaş panik içinde. Halkımız ölmemek için ne yapsın?
Zararlı olduğu iddia edilen ilaçlarla milyarlarca dolarlık kamu kaynağı çarçur ediliyor ve kimse sesini çıkarmıyorsa, hukuk ve vicdan nerede? Yok eğer hastalar bu ilaçları bıraktığı için hayatları tehlikeye giriyorsa bunun sorumlusu kim olacak? Olup bitenleri seyretmeye devam mı edeceğiz?
Yabancı ülkeler, yabancı uzmanlar mı konuyu çözecek? Koskoca ülkede bu soruya cevap verecek bir bilimsel otorite yok mu? Üniversiteler nerede? Yok mudur konuyu aydınlatacak bilim kurumları? Bunları kim harekete geçirecek? Üstümüze ölü toprağımı serpildi? Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?
Halkımız ölmemek için önce rakıdan, sigaradan ve tatlıdan vazgeçsin, fazla kilolarından kurtulsun. Gerisini sonra düşünürüz.
Nasıl yani,TDK ” dünyanın hiçbir yerinde hiçbir etik kurul tarafından izin verilemeyecek olan bu tür bir Mengele tarzı araştırmanın” SGK tarafından yspılmasını mı istiyor?
Yani diğer bir deyişle, SGK’nın etik olmayan bir araştırma yapmasını mı istiyor?
Bu nasıl bir mantıktır ben çözemedim.