ARILAR VARSA YARINLAR DA VAR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

ARK: Dünya Arı Günü münasebetiyle arı neslinin tükendiği ama her ne hikmetse bal üretiminin katlanarak arttığı bu dönemde “eşek arıları” dâhil tüm arıları da arı olmadan bal üretmeyi keşfeden “eşekleri” de tebrik ediyorum.

***

Sabah gazetesinde Hülya Güler’ in yazısı:

Bugün ‘Dünya Arı Günü’ … Birleşmiş Milletler’ in (BM), modern arıcılık tekniklerini geliştiren Slovenyalı arıcı Anton Jansa‘nın doğum gününü (2017’de) ‘arı günü’ ilan etmesinden bu yana 20 Mayıs, Türkiye dahil 115 ülkede Dünya Arı Günü olarak kutlanıyor. İklim değişikliği ya da sürdürülebilirlik konusuna biraz ilgisi olan herkes, arıların insanların yaşamının devamı için ne kadar kritik canlılar olduklarını bilir. BM’nin Dünya Arı Günü sayfasının başlığı da zaten bu konunun öneminin altını fazlasıyla çiziyor, ‘Hepimizin varlığı arılara bağlı’. Hemen altında da bu iddialı başlığın gerekçeleri sıralanıyor:
*Dünyanın en önemli tozlaştırıcıları (polen yayıcıları) arılar (ve kelebekler, sinek kuşları gibi diğer tozlaştırıcılar) insanlar yüzünden giderek artan bir tehdit altındalar.
*Tozlaştırma ekosistemimizin devamı için kilit bir süreç. Doğal hayattaki çiçeklerin yüzde 90’ının döllenmesi arı gibi hayvanlar tarafından yapılıyor.
*Ayrıca dünyanın besin üretiminin yüzde 75’i ve küresel tarımsal faaliyetin de en az yüzde 35’i hayvan tozlaştırmasına bağlı.
*Arıların korunması sadece gıda güvenliği için değil dünyadaki biyoçeşitliliğin korunması için de kritik. Dolayısıyla hepimizin hayatı, biyoçeşitliliğin devamlılığına ve bunun için de arılara bağlı. Yani arı konusunda mesele sadece bal değil. Konu baldan ve arılardan açılmışken akla ilk gelen isim, hiç kuşkusuz Türkiye’nin önde gelen bal markalarından Balparmak’ın Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak. ‘Arıcılık bir sevgi işidir, hatta bir hastalıktır’ diyen Altıparmak, ülkemizdeki biyoçeşitliliğin devamlılığı ve gıda güvenliği için arıcılığın desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. 40 yıldır bal üretimi ve arıcılık sektöründe faaliyet yürüten Altıparmak’ın söylediklerine kulak verelim:
*Arılar sadece 6 hafta olan hayatları boyunca çiçekten çiçeğe uçarak ortalama 240 kilometre yol yapıyorlar. Bunun sonucunda da ürettikleri bal sadece bir gram. Yani bir kilogram bal için 1000 arı 240 bin kilometre yol yapıyor. Bu dünyanın etrafında 6 tur atmak demek. İşte, bal bu kadar kıymetli.
*Bir arı, günde ortalama 1500 çiçeğe konuyor. Bunun tohumlaştırma açısından önemini tahmin etmek zor olmamalı.
*Dünyada yılda 1.6 milyon ton bal üretiliyor. Bunun 600 bin tonu paketli ve ambalajlı bal. Türkiye’de ise yıllık ortalama 55-60 bin ton bal üretiliyor. Bunun 25-30 bin tonu paketli, ambalajlı bal olarak satılıyor. Balparmak olarak biz, yılda ortalama 6-7 bin ton bal ambalajlıyoruz.
*Türkiye’de 25 tedarikçi vasıtasıyla 10 bin arıcı ile çalışıyoruz. Bize gelen her tenekeden numune alarak testler yapıyoruz. Rastgele tenekeden numune almıyoruz. O nedenle ürettiğimiz balın kalitesi ve standardı farklıdır. Bu konuda iddialıyız. Bu iddiamızı sürdürmek için, toplumsal bilinci artırmak amacıyla ilköğretim öğrencilerine yönelik 3 yıldır Arılar Varsa Yarınlar Var projesini yürütüyoruz.
*Türkiye’de arıcılığı sevdirmek, bilinçli yapılması ve kovan verimliliğini artırmak için de Arıcılık Akademisi gibi farklı projelerimiz de var. Tüm gıda üreticilerinin, gıda güvenliği için arıcılığı desteklemek üzere bir fon oluşturması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü arılar ve arıcılar biyoçeşitliliğini ve dolayısıyla gıda güvenliğinin garantisi demek.

Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hulya-guler/2021/05/20/arilar-varsa-yarinlar-da-var

 

Yazı için 2 yorum yapılmış:

  1. Canan Karatay dedi ki:

    Çin’den bal aroması geliyor mu gelmiyor mu, sizler neden bunu araştırmıyorsunuz?

    Pestisitler, herbisitler,DDT, fungisitlerin hepsi arıları tabii ki öldürüyor, senelerden beri.

    Arıları da insanları da öldürüyorlar!

    COVİD 19’dan 100.000 kat daha fazla insanımız bu nedenlerle ölmekte!

  2. Serdengeçdi dedi ki:

    Salgın var diye LÜZUMSUZ YERE tüketilen suyun, kullanılan kimyevî ilaçların ve bunların tabiata verdiği zararın hesabını kim verecek?

    Marmara denizinde musilaj niye oldu acaba?

Siz de yorumunuzu paylaşın: