SAĞLIK SEKTÖRÜNE GÜVENİM KALMADI

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Kayseri Haber' de Ceyhun Üsten' in yazısı:

Yeni bir haftaya başlamanın stresi,

Ve Pazartesi sendromunu atlatamadan duhul olduğumuz bugünde

Ciddi şekilde gripal enfeksiyon ile mücadele verip,

Türlü türlü ilaçlardan medet umarken;

Sizlerle sağlık sektöründe yaşanan fecaat derecesindeki gerçekleri

Yine sektörün içinden bir ismin itirafları ile aktarmak istiyorum…

Evet söz konusu kişi Prof. Dr. Ahmet Rasim  Küçükusta:

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

1955’te Kayseri’de doğdu…

Yani hemşehrimiz sayılır…

İstanbul Erkek Lisesi’ni  ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni  bitirdi.

1984’te Göğüs Hastalıkları Uzmanı,

1986’da Doçent,

1996’da ise Profesör oldu.

2008’de üniversiteden emekli olan Küçükusta,

Muayenehanesinde hekimliğe devam ediyor.

Yayımlanmış kitaplarından bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Göğüs Hastalıkları,

Solunum Yollarının ve Akciğerin İnfeksiyon Hastalıkları,

Çağımızın Hastalığı: Alerji,

Modern Zaman Hastalıkları, 

99 Sayfada Alerji ve Biri Bizi Hasta Ediyor

Şimdi gelelim Prof. Dr. Usta’nın sosyal medyayı sallayan “Tüm sağlık reçeteleri yalan” dediği açıklamasına…

Gerçekten sağlık sektörüne olan bütün güvenimizi yerle bir eden bu değerlendirmesini çok fazla yorum yapmadan aynen sizlerle paylaşmak istiyorum erenler…

Zira Prof. Küçükusta’nın

“Tüm sağlık reçeteleri yalan‼” açılması ezberleri bozdu.

Dünya sağlık kartellerini eleştirdiği bu açıklamasında Prof. Küçükusta

 "Hastaneye giderseniz sizi zorla hasta ederler" ifadesini kullanıp şu uyarılarda bulunuyor.

Ve o söyledikçe bizlerin gözleri fal taşı gibi açılıp irkiliyoruz…

“- Mr'ların yüzde 90'ı gereksiz yere çekiliyor.

- Kanser taramalarının çoğu kandırmaca, insanlar kendilerini kullandırmasın.

- İlaçların çoğu boşa veriliyor, yüzde 37'si çöpe gidiyor.

- Antibiyotik yazan değil, yazmayan doktor makbuldür.

  Ama bizde tam tersi geçerli maalesef.

- Grip aşılarının etkinliği sıfır!

    Ben hayatta vurdurmam.

- Her yıl gereksiz yere binlerce biyopsi yapılıyor, röntgen çekiliyor.

- Leblebi çekirdek yer gibi anjiyo yapılıyor.

Stent takılıyor.

Bunlar vücuda zarar veriyor.

– Check-up kampanyaları gerçek bir tuzak.

_Akciğer filmi vücudunuza zarar veriyor.

– Insanlar kendiliğinden geçecek hastalıklar ıcın kesinlikle hastanelere gitmesinler.

Tahliller vücuda radyoaktif ışın veriyor.

Gereksiz ilacın faydası yok zararı var.

– “Başlangıç” diye bir şey uyduruldu.

Hastalara, alzheimer, reflü, astım başlangıcı teşhisi konuyor.

Amaç hastayı boş çevirmemek.

Başlangıç diye bir şey yok.

Ya hastasın ya değilsin.

– Kolestrol ilaçlarının tedavi yüzdesi çok düşük.

Zararı daha fazla.

Hayat tarzınızı değiştirmek ilaçtan çok daha etkili. Doğal beslen, hareket et bu beladan kurtul.

– Nodül çok abartılıyor.

Nodülün kansere dönüşme ihtimali çok düşük.

Bunun için gereksiz tahlil ve teşhisler yapılıyor.

– Vitamin haplarının sağlam insanlara hiçbir faydası yok.

“Ben yorgunum” diye vitamin hapı alınmaz.

– Köpek balığı kıkırdağı ile kanser tedavi edildiği iddiası tamamen uydurma.

Köpek balıklarının kansere yakalanmadığı düşüncesi de safsata.

Bu hayvanlarda kırk çeşit kanser tespit edildi.

– “Bitkisel ilaçların hepsi masumdur.

‘Yan etkisi yok’ düşüncesi doğru değil.

Unutmayın, haşhaş, tütün, zehirli mantar da birer bitki…

Ayçiçek yağı, Mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın.

Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.

Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin.

Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.

Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her Sabah yüzünü bedenini yıkadın.

Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.

Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin.

O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun.

Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.

Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da ‘Doğal Beslenme’ dedin.

Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.

Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.

Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun.

Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.

Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.

Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun.

Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser.

Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın…

Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?”

Şimdi bütün bu uyarıların ardından,

Hem de sektörün içinden,

Hem de Profesör titrine haiz bir şahsın bu denli açık ve net şekilde

Bütün inandıklarımızı yerle bir eden açıklaması karşısında

İlk dakikalarının şaşkınlığını üzerimden atıp tekrar tekrar okuyorum.

Aslında Sn. Prof.Dr. Büyükusta’nın altını kalın çizgilerle çizdiği bir çok konu çok detaylı olmamakla birlikte bir çok kişinin malumu idi.

Lakin en radikal şekilde ortaya konulan,

Hem de İlaç Kartelleri’ni hiçe sayıp yapılan bu değerlendirmelerden herkesin pay çıkarması gerek.

Gerek te  hastalık öyle bir şey ki “Denize düşen Yılan’a sarılır” ata sözünden yola çıkarak

Her ihtimalde umut ışığı arayıp,

Çoğu zaman kendimizi deneme tahtası gibi kullandırarak

Hayata tutunmaya çalışıyoruz erenler…

Ve son kuruşumuza kadar varımızı yoğumuzu harcayıp,

 ‘Umut Tacirleri’nin insafına kendimizi teslim ediyoruz…

Rahman kimseye dert verip derman aratamasın,

İmtihanlarımızı  kolay kılsın inşallah da !

Gerçeklerden de kaçamıyoruz ne yazıkki…

Kaynak: http://kayserihaber.com.tr/kose-yazilari/saglik_sektorune_guvenim_kalmadi-7485.html

Siz de yorumunuzu paylaşın: