OBEZİTENİN SEBEBİ ZAYIFLAMA İLACI EKSİKLİĞİ DEĞİLDİR
Zayıflama iğneleri kullananların çoğu bir, bir buçuk senede vücut ağırlıklarının yüzde 15-20’ sini kaybediyorlar ve tabii ki de çok mutlu oluyorlar.
Lâkin verilen bu kilolar iğneleri bıraktıktan bir sene kadar sonra tekrar alınıyor.
Üstelik de bu iğnelerin pankreatit, safra kesesi iltihabı ve taşı, mide felci, böbrek hasarı, körlük, tiroit kanseri gibi çok ciddi riskleri var.
Aylık iğne maliyeti ise 10-15 bin lira.
Yani ilacı kullanırken her şey güzel, güllük gülistanlık ama bırakınca eski kilonuza dönüyorsunuz.
Yağ kaybıyla beraber kas kaybı da oluyor
Bu iğnelerin en önemli riski ise hemen her kullananda görülen kas kaybı.
Bu bir yan etki değil, ilacın beklenen bir etkisi ve çok önemli. Çünkü kas kaybı ölüm riskini artıran faktörlerin başında geliyor.
İşte, zayıflama ilaçlarının bu çok ciddi yan etkisini gidermek için yeni tedaviler geliştirilmeye çalışılıyor.
Kas kaybı, ilacın kendisine özgü bir yan etki değil; bariatrik cerrahi veya herhangi bir hızlı zayıflamada da olduğu gibi hızlı kilo kaybı sürecinin genel bir sonucu olarak görülüyor
Tirzepatid ile kilo verirken kas kaybını azaltmak için miyostatin inhibitörü monoklonal antikor apitegromab‘ ın kullanıldığı faz 2 çalışması bunlardan biri (1).
Apitegromab, tirzepatide ile kullanıldığında toplam kilo kaybını etkilemeden kas kütlesini anlamlı ölçüde koruyor.
Bu, myostatin inhibisyonunun farmakolojik kilo verme tedavisinde “kaliteli kilo kaybı” (daha fazla yağ, daha az kas kaybı) için umut verici bir yaklaşım olduğunu gösteriyor. Faz 3 çalışmalara zemin hazırlıyor.
GLP-1 ilaçlarının en büyük dezavantajlarından biri olan kas kaybına karşı ilk başarılı “kas koruyucu” ek tedavi adayı gibi duruyor.
Apitegromab, tirzepatide’ nin kendi yan etkilerine (mide-bağırsak) ek olarak anlamlı bir ekstra risk getirmiyor. Güvenlik açısından umut verici ama uzun vadede neler olabileceği bilinmiyor.
İğne yerine ağız yoluyla alınan ilaçlar
İğne yerine ağız yoluyla alınan ilaçlardan biri ağız yoluyla kullanılan bir GLP-1 reseptör agonisti olan orforglipron.
Eli Lilly tarafından üretilen Foundayo isimli bu ilaç küçük molekül (non-peptit) yapısında. Bu sayede semaglutid (Ozempic/Wegovy) veya tirzepatid (Mounjaro) gibi enjekte edilen GLP-1 ilaçlarının aksine midede parçalanmıyor ve günde bir kere hap olarak alınıyor (2)
Yemek veya su kısıtlamasına gerek olmaması büyük avantajı.
FDA, 2026 Nisan ayında obezite/ kilo yönetimi için bu ilaca onay verdi.
İlaç yetişkinlerde obezite veya fazla kilolu olup kilo ilişkili en az bir hastalığı olanlarda, diyet + egzersizle birlikte tavsiye ediliyor.
İştahı azaltıyor, mide boşalmasını yavaşlatıyor ve böylece kilo kaybı sağlıyor.
Klinik çalışmalarda %7-11 kilo kaybı sağladığı bildiriliyor.
Kan şekerini düşürme, bel çevresini azaltma, tansiyon ve lipid profiline olumlu etki gibi faydaları var. Tip 2 diyabet tedavisinde de araştırılıyor.
Diğer GLP-1 ilaçlarında olduğu gibi en sık mide-bağırsak yan etkileri (bulantı, kusma, ishal, kabızlık) görülüyor; bunlar genellikle hafif-orta şiddette olup ve doz artırımıyla birlikte azalıyor.
En büyük avantajı ağız yoluyla alınması. İğne fobisi veya enjeksiyon yeri reaksiyonu yaşayanlar için çok daha rahat.
Haftalık iğne yerine her gün aynı saatte bir tablet almak birçok kişi için daha kolay bir uygulama.
Ağız yoluyla alınan semaglutid (Rybelsus) gibi “sabah aç karnına, en az 30 dakika hiçbir şey yiyip içmeden” kuralı yok. İstendiği zaman, yemekle birlikte alınabiliyor.
Depolama ve taşıma kolaylığı sağlıyor. İğneli ilaçların çoğu buzdolabında saklanır, seyahatte sorun olur. Hap şeklinde olması çok daha pratik.
Üretim ve maliyet potansiyeli: Küçük molekül olduğu için kimyasal sentezle üretiliyor, biyolojik üretim (peptit) kadar pahalı ve karmaşık değil.
İğne yapmaktan kaçınan veya unutan kişilerde tedavi devamlılığının daha yüksek olması muhtemeldir.
Henüz yeni bir ilaç olduğu için uzun vadeli etkileri belli olmamakla beraber mevcut veriler bu avantajları güçlü şekilde destekliyor.
Orforglipron da diğer GLP-1 ilaçları gibi kas kaybına yol açabiliyor.
Oran olarak kilo kaybının yaklaşık %20-25’i kas/yağsız kütle (lean mass) kaybıdır. Bu, semaglutid ve tirzepatid gibi diğer GLP-1 ilaçlarıyla neredeyse aynıdır.
Orforglipron’ un kilo kaybı etkisi iğneli ilaçlara göre biraz daha yavaş ve ılımlı olduğu için, mutlak (kilogram bazında) kas kaybı biraz daha az olabilir, ama oran aynı kalır.
Ortalama olarak kilo kaybının %20-25’i (bazen %15-40 arası) yağsız kütle yani kas + kemik + su kaybıdır.
Kas kaybı, 65 yaşın üzerindekilerde, başlangıçta düşük kas kütlesi veya hareketsiz hayatı olanlarda, yetersiz protein alımında, çok hızlı ve fazla kilo kaybında, diyabet veya başka kronik hastalıkları olanlarda daha fazladır.
İlaçların sadece ne kadar kilo verdiklerine bakılması yanlış
Obezite tedavisinde kullanılan yeni ilaçların sadece “ne kadar kilo verdirdiklerine” bakılıyor; tedavinin yan etkileri, kas kaybı, sürdürülebilir olması, maliyeti pek dikkate alınmıyor.
Oysa asıl önemli olan kilo kaybının uzun vadede korunması ve yan etkilerinin olmaması.
Kilo kaybı rekoru kırmak yerine, hastaların gerçekten kullanabileceği ve uzun süre devam edebileceği ilaçlara odaklanmak lazım.
Asıl mesele ne?
Obezite bir salgın ve temel sebepleri şunlar:
▪ Ultra işlenmiş gıdalar (tohum yağları, şeker, katkı maddeleri)
▪ Besin kalitesinin düşmesi + kalori yoğunluğu artması
▪ Hareket azlığı (modern hayat)
▪ Uyku bozuklukları, stres, hormonal dengesizlikler
▪ Bazı gıda endüstrisi uygulamaları ve politikalar
Bunlar çözülmeden sadece “ilaçla kilo verme” yaklaşımı semptomatik tedavi oluyor.
Yoğun bakımdaki hastaya botoks yapmak, saç ekmekten farklı değil.
İlaç şirketleri için çok kârlı (yıllık milyarlarca dolar), ama toplum sağlığına kalıcı çözüm getirmiyor.
Obezitenin sebebine odaklanmadan obezite ile mücadele olmaz
Son 1-2 senede “sadece kilo kaybı yetmez, kas koruması ve metabolik sağlık önemli” tartışması arttı ama kök sebeplere (gıda sistemine, endüstriye) dokunmak hâlâ zor. Çünkü o alanlar çok güçlü lobilerle korunuyor.
İlaçlar bazı ağır vakalarda köprü görevi görebilir (hayatı kurtarabilir, cerrahiye alternatif olabilir).
Ama gerçek çözüm bireysel ve toplumsal düzeyde adam gibi gıdalar yani adam gibi beslenme + doğru hayat tarzı unsurlarıdır.
Takviye/gıda tartışmasında da aynı mantık: Hap yerine gerçek gıda.
Gelelim neticeye
Halk sağlığı bakımından asıl mesele obezite salgınının altında yatan sebepleri bulmak ve obeziteyi önlemektir. Obezitenin sebebi, zayıflama ilacı eksikliği değildir.
Zayıflama ilaçları belirli hastalarda elbette kullanılabilir ama bunlar her biraz fazla kilosu olanın rastgele kullanacağı türden ilaçlar değildir.
Fazla kiloların verilmesinin en doğru yolu, herkese kolayca ulaşabilecekleri ve düşük maliyetle alabilecekleri hakiki gıdaları sunmaktan geçer.
Ucuz, lezzetli, kolay erişilen endüstri ürünü hazır gıdalar ve fast food ortadan kaldırılmadan obeziteye karşı muvaffak olmak mümkün değildir.
Kaynaklar:
1. https://www.nature.com/articles/s41591-026-04440-4
Makale: Apitegromab for lean mass preservation during tirzepatide-induced weight loss: a randomized, double-blind, placebo-controlled phase 2 trial başlıklı makale.
2. https://www.nature.com/articles/s41591-026-04386-7
Makale: Orforglipron for maintenance of body weight reduction: the double-blind, randomized phase 3b ATTAIN-MAINTAIN trial.

***














