İNTERN DOKTORUN KONUŞMASI

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
Mehtap Avcı Küçükusta

Zonguldak Tabip Odası’ nın internet sayfasında yayınlanan İntern Dr. Mehtap Avcı’ nın konuşması:

Sayın rektörüm, sayın dekanım, sayın hocalarım, Sayın Zonguldaklılar, sevgi ve saygıya değer dönem arkadaşlarım, geleceğin hekimleri sevgili fakülte arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 14 Martta yapılacak törende intörnlerden birinin konuşma yapması istenildiği için müteşekkiriz. 6 yılın sonunda belki de ilk defa sesimizi duyurabileceğiz. Bu konuşmayı hazırlarken bireysellikten uzaklaşmak ve dönem 6 olarak hepimize hitap etmesini istedik, bu konuşma bireysel değil, dönem 6 olarak bizim konuşmamız, bizim sesimizdir.

Bizler bu fakülteye girebilmek için ilköğretimden itibaren çalışan, liseyi dereceli okullarda okuyan, üniversite sınavında ilk % 5’lik dilime giren gençlerdik. Çoğumuzun hedefi kuşkusuz hekim olmaktı.Hayallerimizi gerçekleştirdik ve  Tıp fakültesine başladık.Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan intörn doktorlar olduk.  İntörnün kelime anlamı ön hekimdir.Peki biz ön hekimlik yapıyor muyuz? Hastanede nelerle uğraşıyoruz? Gündüzleri hemşirelerin işleri çok o zaman gündüz kanlarını intörnler alsın, radyoloji asistanları telefonlarını açmıyor, personellerde işleri önemsemiyor zaten, intörn radyoloji asistanlarının peşinden koşup filmleri okutup, filmleri bastırmalı, hastaya kan verilecek al bu onay formunu hastaya imzalat, şu hastanın sondası takılacak, bu hastaya ng takıp hastanın midesi yıkanacak, şu hastadan kan kültürü alınacak, burada yazıcı yok yazıcı olan bir yerde bu dosyayı yazdır, hastanın sonuçları çıktı sonuçlarını yaz ve sayamayacağımız onlarca iş. Bir intörn tabi ki kan almalı, tabi ki sonda takmalı, ng takıp hastanın midesini yıkamalı, ancak  hasta takip etmeyi kim yapacak, personeller mi hemşireler mi? Bütün bu işleri yaparken, kimsenin bize saygı duymadığını ifade etmek de yanlış olmaz sanırım. Bu konuda her servis hocasına hiç şüphesiz büyük görev düşmektedir. Yarın sahaya çıktığımızda hekimlik sanatını en iyi şekilde icra etmemiz için bu gün bizim ustalarımızla beraber çıraklık eğitimimizde hasta tartışıyor, hasta takip edip, reçete düzenliyor olmamız gerekmiyor mu?

Ülkemizde doktor açığının fazla olması nedeniyle her yerde hiçbir donanımı olmayan üniversitelerin binalarında yetersiz sayıdaki hocaya rağmen açılan tıp fakülteleri ile karşı karşıyayız. Amaç hekim sayısını artırmak mı yoksa kaliteli hekimler yetiştirmek mi bilinmiyor. Halkımıza sağlık sisteminin kusursuz hale getirilmeye çalışıldığı gösterilse de yapılanların perde arkası kaygı vericidir. Yeni düzenlemelerle birlikte performans sistemine geçildi. Ne kadar hasta muayene edersen o kadar maaş alırsın. Tıp fakültesi hastanelerinin birinci amacının eğitim olması gerektiği unutulmamalıdır. Hocalarımızı polikliniklerde hasta bakmaya iten sistemi yanlış bulmakla birlikte daha önce ki sistemin de doğru olduğunu söyleyemeyiz. Tababet sanatı usta çırak ilişkisiyle öğrenilecekse ustalarımızın çıraklarıyla daha çok ilgilenmesinden başka bir şey istemiyoruz. Hekim adayları olarak bizler kuşkusuz vereceğimiz sözün arkasında olacağız.

Şimdilerde bir sosyal paylaşım sitesinde sıkça karşımıza çıkan “ülkemizde bir şoför, günde sürekli 5 saat, toplamda 9 saat araç kullanabilmektedir. İzmir’den Ankara’ya tek şoförle seyahat edemeyen sizler, sağlığınızı kesintisiz 36 saat çalışan bir asistan hekime emanet etmek zorunda bırakıldığınızı biliyor musunuz” paragrafı biraz olsun ilgi çekmeyi başardı. Hangi meslek grubunda bu kadar ağır çalışma şartları var, ve bizim işimiz hata kabul etmeyecek kadar değerli olan insan sağlığıdır. Gün aşırı nöbetlere gerekçe olarak bizlerin en zor şartlarda çalışmaya alışmamız gösteriliyor. Bu söylemin ne kadar mantıklı ve yararlarının ne kadar sağlıklı olduğu tartışma konusudur.

Diğer taraftan  maalesef ki hastaların, şifa bekledikleri hekimlere saygısı, sevgisi kalmamıştır. Öyle ki, halkımız hekime diklenmeyi, gerekirse bağırıp çağırmayı kendinde hak olarak görmeye başlamıştır. “Parasıyla değil mi, tabi ki bakacaksın bana!, benim verdiğim vergiyle geçiniyorsun” düşüncesi topluma empoze edilmeye çalışılmıştır ve bunda da başarıya ulaşıldığı görülmektedir. Hiçbir devlet kurumunun kapısını çalmadan içeriye giremeyen vatandaş, muayene ve doktor odalarının kapısını çalma tenezzülünü göstermeden içeri girmeyi en doğal hakkı gibi görmektedir. Sürekli kapısının açıldığı bir muayene odasında çalışan hekim, hastasına ne kadar koopere olabilir ve muayenesi ne kadar başarılı olabilir?Biz hekimler olarak yıpratıcı ve uzun tahsil hayatımızın  sonrasında başladığımız yorucu mesailerimizin karşılığını hiçbir şekilde görememekte ve bu incitici düşüncenin karşısında yine de hasta bakmaya devam etmek zorunda bırakılmaktayız. Hekimlere şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir kitle var karşımızda ve artık hekimler olarak can güvenliğimiz bulunmamaktadır. 

6 yılın sonunda büyük uğraşlar sonunda bitirdiğimiz fakülteden mezun olurken diplomalarımız verilmemektedir. Mecburi hizmetimizi yapmadığımız zaman bizler hekim statüsünde bulunmamaktayız. Eğer hekim kimliğini almak istiyorsak mecburi görevimizi yapmak zorunda bırakılıyoruz, aynı polisler ve askerler gibi. Polisler ve askerlerle aynı statüye konulurken unutulmaması gereken bir şeyi de hatırlatmak isteriz; polislerin ve askerlerin eğitim masraflarının tamamı devlet tarafından karşılanırken, bizler eğitimimiz sırasında devletten hiçbir yardım almamaktayız. Üstüne üstlük gösterdiğimiz emeklerin karşılığında devlete harç parası adı altında para yatıran ve öğrenim hayatımız boyunca tam bir statümüz olmadan ihtiyaç durumuna göre kimi zaman personel, kimi zaman hemşire, kimi zaman da hekimiz bizler.

Umarız halkımız ve biz hekimler layık olduğumuz sağlık sistemine en erken zamanda kavuşuruz. Dileriz tüm insanlar insanca yaşama hakkına sahip olur. Dileriz gelecek yılki intörn arkadaşlarımızla görüştüğümüz zaman bir şeyler değişmiş olur. Bazılarınızın içinizden, sizin yaptığınız intörnlük mü bizler neler yaptık dediğini işitir gibiyiz. Unutmamalıyız ki bir şeylerin değişmesine izin verilmeseydi insanlık hala taş devrinde yaşıyor olurdu. Bizim sesimize kulak verdiğiniz için sonsuz teşekkürler… 2010-2011 dönem 6 intörnleri olarak hepinizi saygıyla selamlıyor 14 mart tıp bayramınızı en içten dileklerimizle kutluyoruz…

KAYNAK: http://www.zto.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=176:intornler-seslerini-duyurdu&catid=50:tipogrencihaber&Itemid=68

Siz de yorumunuzu paylaşın: