KADININ BİREYSEL YAŞAMI VE TOPLUMDA YERİ

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
hatemi

 Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi’ nin yazısı:

Bölüm I

Kadın-erkek konusunda yapılan üstünlük tartışmaları, anlamsız olduğu hâlde, eski çağlardan beri sürdürülmektedir. İnsanı meydana getiren bir baba, bir de anne olduğu halde, erkeğin kadını veyâ kadının erkeği aşağı görmesi anlamsız sözler yığınıdır. Hidrojen ve oksijenden su oluşur. “Hidrojene kalsaydı suyu tek başına daha iyi oluştururdu. Bu oksijen atomu ona nereden musallat olmuş?” demeğe benzer kadını veyâ erkeği küçümsemek.

Kadın düşmanlığı veyâ erkek düşmanlığı normalden sapmış bir duygu durumudur. Ruhsal durumu doğal sınırlar içinde olan bir erkek veyâ kadın, kendi cinsiyetine de karşı cinse de eleştiri bakışı ile yaklaşabilir. Bu normaldir. Fakat karşıtlık, normal dışı sınırlar içine girerse, bu ancak patolojik sayılır. Aşırı kadın düşmanlığına misogynie (mizojini) adı verilir. Herhangi bir toplumda kadını küçük görenlerin oranı içinde bulunulan döneme (çağa) ait genel ortalamanın üzerinde ise o toplum patolojik bir durumdadır denebilir.

Bedensel patolojiler gibi, ruhsal değerlendirme bozuklukları da, bir ülkenin çeşitli bölgelerinde endemik bir durumda yoğunlaşmış olabilirler. Bu bakımdan, kadına bakıştaki sapmaların Türkiye’nin bazı bölgelerinde yoğunlaşmış olması karşısında, doğru davranış biçimini benimsememiz önemlidir.

a)     “Kol kırılır yen içinde kalır” deyimine uyarak olguları örtmek, çok yanlıştır. Töre cinayetleri, kadını aşağılayıcı davranışlar, küçük yaştaki kızların evlendirilmesi muhakkak ki topluma açıklanmalı ve duyurulmalıdır. Fakat aşırı giderek tek bir olayı haftalarca yeniden haber konusu yapmak da, toplumu duyarsız hâle getirebilir. “Bu olaylar kırsal bölgelerde geçiyor. Mahalle baskısı olayları bunlar. Biz, korunmuş yüzme havuzlu sitede yaşıyoruz” şeklinde bir umursamazlık, yüz göz olma psikolojisi de yaygınlaşabilir.

1960’lı yıllar sonuna kadar gazeteler genellikle etik bir üslubu benimserlerdi. 1970’li yıllara doğru, töre cinâyetlerinde gazeteler “aile meclisi kararıyla öldürüldü” şeklinde başlıklar atmağa başladılar. Eğitim yetersizliği ve yoksulluk içinde olan, töre cinayeti anlayışına yatkın olan ailelerde, bu başlıklar çok kötü bir etki yaptı. Yoksul bir baba, yoksul ağabey, yoksul anne, ailenin kızı, meselâ sevdiği bir gence kaçtığı zaman şefkat hissinin, onu kurtarmayı düşünmenin yerini artık “Meclis başkanı Baba, Meclis başkan vekili Anne ve İnfaz görevlileri olan erkek kardeşlerin kutsal görevi” alıyordu.

Yoksulluk ve cehaletten kaynaklanan küçüklük kompleksleri, kendisini “Meclis üyeleri” hisseden ailenin zavallı kız çocuğu dışındaki üyelerinde bir teselli bulmuş oluyor, kızın içinde bulunduğu trajedi onun kardeş oluşu ve bebeklik anıları unutularak, öldürülmesi gereken bir muzır yaratık görülüyordu. Benim kırk yıldır rahatımı kaçıran bu “aile meclisi” deyiminden basınımızın vazgeçmesi gerekir. Bizim toplum hayatımızda aile meclisi diye bir kavram yoktur. Eskiden sâde “aile” deyince, kız çocuk aile bireyi olarak görülmeye devam ediyor ve acıma duyguları, dayanışma duyguları devreye giriyordu.

Aile meclisi” denince, infaz görevi verilen kovboy müsveddesi ağabeyler insanlıklarını unutarak mikrop gibi gördükleri kızcağızı infaz etmeye koyuldular. Cahil kalmış (veyâ cahil bırakılmış) bir yurt köşesinde “konu komşu ne der?” korkusunun daimâ önemli bir yeri vardır. Fakat yine de evlatlar affedilebilir. Hâlbuki işlenen bir töre cinayeti “aile meclisi kararı” diye neredeyse yasal bir mahkeme kararı gibi sunulursa bu heyecanlı oyuna katılan gönüllüler de çoğalır. 

b)    Ben liseye giderken (1953-1956) henüz ABD’de zencileri linç etme haberleri, gazetelerde görülüyordu. Şimdi böyle bir şey Amerika’da yok. Hangi sosyolojik ve pedagojik yöntemleri kullandılar, ben bilmiyorum. Bizim toplumbilimcilerimiz de, töre cinayetleri konusunda edebiyat eserlerine benzer yakınma makaleleri yazacağına, yol gösterici ve tedâvi edici çalışmalar yapmalıdır.

c)     İyi hareketlerin de ödüllendirilmesi ve duyurulması gereklidir. Meselâ aranırsa ve bu yönde röportajlar yapılırsa, kızlarını affetmiş ve onu tekrar yanlarına almış olan aileler de bulunabilir. Yahut kızlarını affetmemiş, fakat öldürmeyi düşünmeden, sadece görüşmeyen aileler de vardır. Medya ve kadın kuruluşları zehirli örnekleri bu kadar ısrarla değil kısaca anlatmaları yanında, bu iki olumlu örneğe uyan aileleri de överek, Anne-Babaya teşekkür ederek duyurmalıdır. Unutmayalım ki yoksulluk, ailelerin içindeki her gün yanan korun üzerine benzin döker. Bu olayların görüldüğü bölgelerde, halka daha çok iş sahası açılmalı, kadın sığınma evleri daha çok ve yeterli hâle getirilerek bu evlere sığınan kadınlara halı dokumak ve benzeri el sanatları öğretilerek sâdece tüketici ve sığıntı olarak görülmeleri önlenmelidir.

d)    Kız çocuklar ve kadınlar lehinde olan pozitif ayrımcılık desteklenecek bir davranıştır. Fakat “haydi kızlar okula” derken, geri kalmış bölgelerdeki erkek çocukların da karanlıkta kalmamasına gayret etmeliyiz. Aksi halde, ilerde kurbanlar daha eğitimli olurken, onları kurban eden “aile meclis başkanları” ve onların erkek evlat tetikçileri daha cahil olur. Bu da yararlı bir değişim olmaktan çok uzaktır. 

e)     Kısacası sosyal felaketleri ucuz mizah ve ucuz ağıt konusu yapmamalı, etnik ayrımcılık veyâ etnik pozitif ayrımcılık bahanesi saymamalı, Türkiye Cumhuriyetinin ortak sorunu saymalıyız. Böyle konular da AKP cilik, CHP lilik, MHP lilik, BDP lilik düşünülmez.

f)      Bu bir geri kalma, bilgisiz kalma, yoksulluk sorunudur. Din sorunu değildir. Fırsatçılık yaparak “Böyle âdetler İslâm dininden geliyor” veyâ “ateizm çıktı, bunlar çoğaldı” gibi kahvehâne edebiyatını da bir yana bırakmak şarttır.

KAYNAK:

Yazı için 4 yorum yapılmış:

  1. Aslı dedi ki:

    DEĞERLİ BÜYÜĞÜM;TÜRKİYE’DE MALESEF BÖYLE BİR KISIR DÖNGÜ VARİYETİNİ KORUMAKLA SANKİ KENDİNİ MÜKELLEF KILMIŞ. KADIN HAKLARI. VE TÖRE CİNAYETLERİ… SİZİN DE BELİRTMİŞ OLDUĞUNUZ GİBİ HEP KAĞIT ÜSTÜNDE KALAN BİR TÜRLÜ VÜCUDA GELEMEYEN HAREKETLİLİKTEN YOKSUN BİR TÖRE CİNAYETLERİNİ ELEŞTİREN VE YARGILAYAN EDEBİYAT DÜNYAMIZ DA MEVCUDİYETİNİ KORUYOR.AKIBET HÂLÂ MEÇHUL! HAYDİ KIZLAR OKULA DERKEN, SİZİN DE BELİRTTİĞİNİZ GİBİ ERKEKLER İÇİN HERHANGİ BİR HAREKETTEN BAHSEDİLMİYOR MALESEF.TEK YÖNLÜ GİDİŞATIN ÇÖZÜM OLUNAMADIĞI ORTADA. KADIN HAKLARI DENİYOR. BİR BAYAN OLARAK SADECE GÜLÜYORUM.GÜYA MEDENİ BİR TABLO ÇİZİLECEK! ERKEKLERE DÜŞMAN OLUNARAK! ÇOK MERAK EDİYORUM BU HAKKIN PEŞİNDEN KOŞANLARIN BABALARIYLA İLETİŞİMLERİ NE BOYUTTA! ONLARI DA MI DÜŞMAN EDİNDİLER!…

  2. Aslı dedi ki:

    Haydi kızlar okula!… kızları bilinçlendirmek için , cehaletten uzaklaştırmak için, iş-güç sahibi olmaları için, erkeğe muhtaç olmamaları için, topluma kazandırmak için… güzel!… peki bu yıllardır erkekler hep okuyor da niye onlarda bu tür şeyler pek olması gerektiği gibi tezahür edemiyor. çok merak ediyorum. bence anne ve babaların zihin dünyalarını genişletmelerine zemin hazırlayacak bir şey olmalı. töre cinayetleri almış başını gidiyor. kız çocukları okula gidince töre cinayetleri ortadan mı kalkacak yani. ağabeyler için neden bir çözüm aranmıyor! bu gün onca edebiyatçı yazarlar batıya kök salarak oturdukları koltuklarında romanlarını ve köşe yazılarını çoğaltmaktan öteye gitmiyorlar.bunların bir çoğu da kim bilir belki de töre tabiatında büyümüş ya da bunları gözlemleyerek maneviyatlarını genişletip edebiyat alanında yer almayı başarmışlardır. ve daha sonrada batıya göç edip kağıt üzerinde haykırmayı tercih etmişlerdir. neye yarıyor peki… bizler de bu aydınları okuyup ” ne kitap yazmış ya! demekten başka bir şey yapmıyoruz…töre kadınının toplumdaki yeri…

  3. Hüsrev Hatemi dedi ki:

    Sn.Aslı Hanım
    Ek bir şey söyleyemiyorum.Çünkü aynı şryleri düşünüyoruz.

  4. Hüsrev Hatemi dedi ki:

    Sn.Aslı Hanım
    Ek bir şey söyleyemiyorum.Çünkü aynı şeyleri düşünüyoruz.

Siz de yorumunuzu paylaşın: