HARVARD’ LI BİLİM ADAMINA CEVABIMDIR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Kardiyoloji, Dahiliye, Klinik Bilişim ve Teknoloji Uzmanı, Harvard’lı Dr. Ozan Ünlü “Modern tıp çok yakında insanlara genetik yapılarına göre ne yiyeceğini söyleyecek” başlıklı yazıma (1) aşağıdaki cevabını iletmiş (2):

Hocam yazımı herkesle paylaştığınız için teşekkür ederim. Yazımı okuyanlar anlayacaktır zaten ama siz biraz yanlış yorumlamışsınız, hemen açıklık getireyim:

1. Hangi besini yemenin faydalı olup olmadığı ile ilgili beslenme çalışmaları yapılmalıdır, yapılmıştır, yapılmaya da devam edecektir ki ün kazanıp da kendi ürünlerini veya kitaplarını insanlara satmaya çalışan ve bir dayanağı olmayan tavsiye veren kişilere fırsat vermeyelim.

Bu çalışmalardan günümüzde gıda endüstrisi tarafından fonlanmayan birçoğu mevcuttur ve böyle bağımsız çalışmalar desteklenmelidir. Eğer bir çalışma gıda endüstrisi tarafından fonlanıyorsa da, bu çalışmalar sıkı bir denetim içinde olmalıdır. Bu çalışmaların yapılmaya devam etmemesi, veya bunun teklif bile edilmesi bilimsizlikten faydalanan kendi çıkarı peşinde olan insanların işine yarayacaktır.

2. Ben yazımda sadece diyetle ilgili değil ilaçlarla ilgili de bir yorum yaptım. Şu an kullandığımız ilaçların hemen hepsi yüzlerce veya binlerce insan üzerinde yapılan randomize kontrollü çalışmalar sonucunda piyasaya çıkmıştır. Bu çalışma sonunda ilacı kullanan grubun, kullanmayanlara göre daha iyi sonuçları olduğu görülürse, o ilacın işe yaradığı sonucuna varılır ve bu şekilde ilaç onaylanır. Fakat, o çalışmalarda bu ilaçlar, ilaç alan grup hastalardan hepsine mi iyi gelmiştir? Çok nadir durumlar hariç, hayır. Peki biz bu ilaçları vermeden önce, tam olarak hangi hastaya iyi gelip gelmeyeceğini net olarak biliyor muyuz? Yine hayır. Sadece şunu biliyoruz ki, ilacı almak genel olarak almamaya göre daha iyi. İşte bir sonraki adım, verdiğimiz tedavilerin tam olarak hangi hastalarda işe yarayacağını ve hangi hastalara fayda sağlamayabileceğini anlamak. Genetik çalışmaları ve özellikle poligenik risk skorları, bu konuda bir çığır açtı ve dediğim gibi çok yakında rutin olarak kullanılmaya başlayacak. Bunu kullanamayan sağlık sistemleri de halka artık en iyi hizmeti verdiklerini savunamayacak.

Bu aynı şekilde diyet için de geçerli. Bu insanları yiyecekleri konusunda daha fazla kısıtlayacağımız anlamına gelmiyor, aksine bazı insanlara yiyecekleri konusunda daha özgür olabilecekleri önerisinde bulunmamıza yol açabilir (hayvansal yağlar gibi) . Bugünkü bir paylaşımınızda şöyle demişsiniz: “Çok adım atarsam daha az hasta olurum, daha çok yaşarım gibi bir iddiam yok. Herkesin adım sayısı da tıpkı kilosu gibi kendine göre ideal olmalıdır. Kimse kimseyi örnek almasın, kafasına göre takılsın.” İşte biz herkesin kendine göre olan idealini bulmaya çalışıyoruz. Genetik, bunun sadece bir parçası. Görünüşe göre aslında siz de bunu fazlasıyla destekliyorsunuz.

3. Atalarımızın yediği şeyleri takip edelim demişsiniz ama çok değil, bundan 200 sene önce Avrupa’da ortalama yaşam beklentisi 35-40 yıldı. Atalarımızın doğru yapmadığı bir şeyler olduğu aşikar. Biz iyisi mi yaşam süremizi yıllarca uzatan modern tıbbı takibe devam edelim. Çok saygılar.

Kaynaklar:

1. https://ahmetrasimkucukusta.com/2024/03/09/yazilar/tip-yazilari/beslenme/modern-tip-cok-yakinda-insanlara-genetik-yapilarina-gore-ne-yiyecegini-soyleyecek/

2. https://x.com/DrOzanUnlu/status/1766570489684590610?s=20

***

HARVARD’ LI BİLİM ADAMINA CEVABIMDIR

Sevgili Ozan, cevabın için teşekkür ederim ama “açıklık getireyim” derken muazzam “açıklar” vermişsin mutat veçhile.

Diyorsun ki: “Hangi besini yemenin faydalı olup olmadığı ile ilgili beslenme çalışmaları yapılmalıdır, yapılmıştır, yapılmaya da devam edecektir ki ün kazanıp da kendi ürünlerini veya kitaplarını insanlara satmaya çalışan ve bir dayanağı olmayan tavsiye veren kişilere fırsat vermeyelim”.

KÜÇÜKUSTA: Beslenme çalışmalarının maksadını o kadar güzel dile getirmişsin ki “aferin” diyor ve seni yürekten alkışlıyorum.

Bu çalışmaların kendi ürün ve kitaplarını satmaya çalışanlara karşı yapılıyor olması benim bugüne kadar aklımın köşesinden bile geçmemişti. Şeytanın aklına geldiğini de sanmıyorum. Bunu sen mi buldun, Harvard’ lı hocalarından mı duydun? Her kimse, tebrik ediyorum. 

Bizim TJOD’ un “HPV aşısı için “Parası olan kadınların 43 yaşa kadar aşılanmaları” tavsiyesi mi daha bilimsel (!) Harvard’ in beslenme araştırmaları yapmasının sebebi mi, doğrusu karar veremedim.

*

Diyorsun ki: “Bu çalışmaların yapılmaya devam etmemesi, veya bunun teklif bile edilmesi bilimsizlikten faydalanan kendi çıkarı peşinde olan insanların işine yarayacaktır”.

KÜÇÜKUSTA: Trilyon dolarlık ilaç endüstrisini birkaç kitap-ilaç satan “garibanla” kıyaslaman ya hesap-kitap-istatistik bilmediğinin veya başka hesaplar peşinde olduğunun ya da onlara çok değer verdiğinin bir işaretidir ki her üçü de birbirinden vahim ihtimâllerdir.

Üstelik de sizin araştırmaların bizimkilerin zerre kadar umurunda olduğunu sanmıyorum. Sordum, satışları her geçen gün katlanarak artıyormuş. 

Onları savunuyorum diye benim hakkımda da araştırmalar yapmaya kalkışıp yorulup üzülmeyin diye ekliyorum:  Kahrolsun et, süt, yumurta, sebze, meyve, bal, bakliyat, kuru yemiş gibi insanoğlunun binlerce senedir hem afiyetle yediği hem karnını doyurduğu ve hem de sağlığını koruduğu yiyeceklere methiye düzenler. Kahrolsun atalarımızın endüstrinin elinin değmediği mis gibi besinlerini öven beslenme kitabı yazanlar.

***

Diyorsun ki: “Şu an kullandığımız ilaçların hemen hepsi yüzlerce veya binlerce insan üzerinde yapılan randomize kontrollü çalışmalar sonucunda piyasaya çıkmıştır.”

KÜÇÜKUSTA: Yüzlerce-binlerce insan üzerinde yapılan randomize kontrollü çalışmalar sonucunda etkili ve emniyetli diye onaylanıp piyasaya verilen ilaç çalışmalarının ne kadarı üretici şirket ne kadarı bağımsız kurumlarca yapılmıştır? Bu çalışmaların ne kadarında yeni ilaç ile plasebo değil daha önce aynı maksatla kullanılan ilaçla kıyaslanmıştır?

Bu çalışmalarda ortaya konan etkinliklerinin bildirildiği kadar olmadığı veya emniyetsiz oldukları, bildirilmeyen çok ciddi yan etkilerinin olduğu ispatlanıp piyasadan geri çekilen FDA onaylı kaç ilaç vardır?

Ayrıca, üretici şirketin ilacın etkinliğini bilerek abarttığı, yan etkilerini bilinçli olarak gizlediği anlaşıldığı için piyasadan çekilen ilaç ve bu sebeple ceza alan şirketler var mıdır?

Gıdaları ilaçlarla eş tutman da tam bir akıl tutulması.

Et, süt, yumurta, balık, tavuk, sebze, meyve, bakliyat, kuruyemiş gibi tabii gıdaların tümü insanlar için yaratılmıştır. Bunların bazı kişilerde ters etki yaratması veya dokunmasının sebebi gıdayla ilgili değildir, şahsi bir meseledir.

Herhangi bir gıda, mesela yumurta yararlı mı zararlı mı, kim yumurta yesin kim yemesin, ne kadar yesin diye randomize kontrollü çalışmalar da planlıyor musunuz, merak ettim.

İlaçlar ise sadece hastalığı olanlar içindir. Bu ikisini aynı torbaya koymak akılsızlık değilse “akıl çelmeye çalışmak ya da insan aklıyla alay etmektir”. Ye-mez-ler!

Elma ile armut bile kıyaslanamazken, gıda ile ilacı kıyaslamak, ha? Vay benim köse sakalım!

Allah, seni tabii ki bilemem ama bana göre hemen herkese hangi besini, ne kadar, ne zaman, nasıl yiyip içeceğini bilecek ve belirleyecek kadar akıl vermiştir. İlaç şirketleri gölge etmesinler yeter.

Besleme araştırmacılar sadece fonlandıkları şirketin ürünlerini yiyebilir, içebilirler, kimseyi ilgilendirmez. 

*

Diyorsun ki: “Atalarımızın yediği şeyleri takip edelim demişsiniz ama çok değil, bundan 200 sene önce Avrupa’da ortalama yaşam beklentisi 35-40 yıldı. Atalarımızın doğru yapmadığı bir şeyler olduğu aşikâr.”

KÜÇÜKUSTA: Avrupa’ daki ortalama hayat beklentisini sadece beslenmeye bağlaman da bilinçliyse çok vahim bir tespit. Bu, senin sadece tıp değil başta biyoloji olmak üzere temel tıp bilimleri, tarih, sosyoloji bilgilerinin de muhakeme kabiliyetinin de yetersiz olduğunun bir işaretidir.

Ne yani, bugün insanlar işlenmiş un ve şeker, trans yağ, mısır şurubu, suni tatlandırıcı, Çin tuzu ve binlerce katkı maddesi bulunan fast food, paketli gıdaları yedikleri için mi uzun yaşıyorlar?

Sen, insanı güldürürsün Ozan. Selam ve sevgilerimle.

Yazı için 5 yorum yapılmış:

  1. Şener Kaya dedi ki:

    Maşallah hocam adamın ağzının payını bi güzel vermişsin

  2. Aydın B dedi ki:

    Bunlarla vakit geçirmeyin Ahmet Rasim Hocam. Bunlar ne anlatsanız anlamazlar. Sizin üzerinizden isim yapmaya çalışıyorlar. Bırakın ne halleri varsa görsünler.

  3. Müderris Tabib dedi ki:

    Kiminle aşık atdığını bilmiyor fakir!

    Anlamadıkları fikrine ise hem katılıyorum hem de katılmıyorum, bu arkadaşlara cevap verilmesi lazım, belki istifade eder ve etraflarına zarar vermezler..

    Anlamazlar çünkü kulaklarında ağırlık vardır.

  4. Hüseyin Nihal Atsız dedi ki:

    Neyse ki daha kötüsü var;
    Haşmet Babaoğlu’nun kaleminden….

    Tonla malumat…
    Bilgin isimleri, filozof isimleri, kitap isimleri…
    Latince deyimler, İngilizce aforizmalar…
    Anglosakson dünyasının üniversite koridorlarından akademik anılar…
    500 yıl önce yaşamış adamlardan karşı dairedeki komşu gibi söz etmenin cakası…
    Dünyanın en iyi fen bilimcilerinden olduğu iddiaları, vs.
    Medyatik dostları tarafından bitmez tükenmez pohpohlanmalar…
    Ekranlar, Youtube videoları…
    Bilim milim, sürüsüne bereket…
    Lakin “ruh” psikolojik ve siyasal bir travmadan öyle bir çıkmış ki…
    Kısa pantolonlu halinden hiç uzaklaşamamış…
    Sömürgeci abilerin (!) yanında esas duruşunu hiç bozmuyor; onlar ne derse, o!

    ***

    Geçen gün gördüm bir videoda…
    Bu zat…
    “İngilizler, Hindistan’ı bilgisiyle, kültürüyle ihya etmiştir” diyor…
    Hiç utanıp sıkılmadan da şunu ekliyor: “Osmanlı bunu mesela Mısır’da yapamamıştır.” İngiliz, kendi diline muhtaç etmiş Hindistan halkını; bizimki ise bu sömürgeciliği göklere çıkartıyor.
    Hint yarımadasında yaşayanların binlerce yıl boyunca hayvanları, bitkileri, yiyecekleri tasnif etme biçimlerini bile bozdu İngilizler, bilen bilir.
    Hatta Brahmanizm’den Hinduizm diye yeni bir din icat edip empoze ettiler.
    Ama malumatfüruş profesörümüz için bütün bunlar medeniyetin ta kendisi…
    Osmanlı niye yapmadı diye ona kızıyor…
    Cahil cesareti ve pervasızlığı böyle bir şey…
    Fakat bu zata “çok bilen” yaftası taktılar ya bir kere, taş çatlasa düzeltilmez artık!
    ***

    Açık açık ve gerdan kırarak söylüyor: “Bir yere girdiğiniz zaman dilinizle, kültürünüzle gireceksiniz; dünyanın öteki ucundaki Yeni Zelanda’da Royal Society var, niye?”
    “Yahu orası koloni olarak kurulmuş zaten” diyen yok karşısında…
    “Şu yaptığın resmen kolonyalizm şakşakçılığıdır, ne diyorsun sen!” diye çıkışacak insanlara söz verilmiyor ki…
    Ve bu tiplerin ekranlardaki gevşek muhabbetleri gençlere “kültürlü insanların sohbeti” diye aktarılıyor…
    Muazzam izleniyorlar.
    Otur ağla ama faydası yok!
    Çok önce kaybetmişiz ve kaybettiğimizi hala bulamıyoruz.

  5. Kudret Narı dedi ki:

    Şirketlerin fonlarıyla kafası yıkananlara laf anlatmak zor vesselam.

Siz de yorumunuzu paylaşın: