TABİPLER BİRLİĞİ MESELESİ

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Dikkat: Yazının sonunda ek var!

***

Sabah’ ta Hilal Kaplan‘ ın yazısı:

Sene 2015. Bir haber başlığı: PKK’lıların öldürdüğü doktor, sessizce toprağa verildi.”
Hendek terörünün devam ettiği günlerde, PKK’lı teröristler Diyarbakır’ da Kulp-Lice arasındaki yolu kesmişler ve aracındaki Doktor Abdullah Biroğul’u insafsızca katletmişlerdi. Kulp Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan 26 yaşındaki bu gencecik doktorun arabası taranarak hunharca öldürülmesi toplumun tüm kesimlerinden tepki toplamıştı. Tepkisini PKK’nın adını anmaktan imtina ederek, terör değil “şiddet ortamı” gibi dolambaçlı yollardan ifade eden tek kurum vardı: O da “Türk Tabipleri Birliği” idi. 

Kuruluş amacı itibariyle birinci görevi, doktorların hakkını savunmak olan birlik, bir doktorun yaşam hakkını savunmak yerine katilin ismini gizlemeye çalışmakla, ölümüne “şiddet ortamı” gibi bahaneler bulmakla meşgul olmuştu. Ailesi de Diyarbakır’da yaşayan merhum doktor, PKK’nın baskısı devam ettiği için işte sessiz sedasız toprağa verilmişti. TTB, teröre karşı aynı korumacı tavrı Şemdinli Devlet Hastanesi PKK tarafından bombalandığında ya da hizmet vermeye giden ambulanslar içindeki sağlık ekipleri ile birlikte hedef alındığında da göstermişti.

Türkiye’nin pek çok ilinden, TTB’nin bu ahlâksız ve ikircikli tavrına tepkiler geldi. Örneğin Tıp Kurumu Genel Sekreteri Ali Rıza Üçer açıklamasında şöyle dedi: “PKK bir meslektaşımızı öldürüyor ve hekimlerin çatı örgütü, PKK’yı kınayamıyor! TTB Cumhuriyetimizin temel değerlerine ve ulusal bütünlüğümüze aykırı bir tutum içindedir. Hekimlerin büyük çoğunluğu Cumhuriyetin temel değerlerini savunur. Ama ne yazık ki TTB bu kitleye yabancılaşmıştır ve PKK’yı kınayamamaktadır.” Ayrıca İzmir’den, Denizli’den, Kayseri’den doktor birlikleri de farklı dönemlerde TTB’nin terör sevici tavrına tepkisini gösterdi. Şimdi sorarım size: Özelde çalışan tüm doktorların yasal olarak aidat ödemek mecburiyetinde kaldığı bu kurumun sorgulanmasından daha doğal ne olabilir?

Seçtikleri yeni başkanın profili sebebiyle TTB yeniden gündemde. Yeni Başkan Şebnem Korur Fincancı’ya dair “Hekimiz Biz” grubunun yeni başkana tepki göstermek için yayınladığı bildiriye göre Korur, hendek terörü sırasında PKK’ya destek veren “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atmış, ‘Öcalan’a Özgürlük Platformu’na üye, PKK’nın Özgür Gündem gazetesine destek için ‘nöbetçi genel yayın yönetmeni’ olmuş, üstelik FETÖ’nün de darbe girişimindeki rolüne ilişkin belge olmadığını savunmuş birisi…

Ne hikmetse TTB yönetiminin başkan seçme şartları arasında teröre sempati ilk sıralarda yer alıyor âdeta. Daha önce Suriye’nin kuzeyindeki askerî operasyonlarımıza verdikleri tepkiyle ve YPG’li Asya Abdullah’a “dostluk” ödülü vermesiyle de hatırladığımız maalesef her fırsatta PKK’yı koruyucu söylemler benimseyen TTB’nin ya kendini gözden geçirmesi ya da devletin en azından bu zorunlu aidat meselesini gözden geçirmesi şarttır. Böylesi terör yanlısı bir oluşumun, doktorlarımızın ezici çoğunluğunu temsil edemeyeceği açıktır.

Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hilalkaplan/2020/10/06/tabipler-birligi-meselesi

***

EK 1 (17.9.2021): KÜRESELCİLERİN OYUNU BU OLMASIN?

Bir yanda korona için “uydurulmuş hastalık” deyip, öte yanda sosyal medyasında “koronaya karşı şifa” diyerek ilaç reklamı yapanlar…
İlk başlarda “Sağlıklı kişinin maske takmasına gerek yok” derken, “Tam kapanmaya karşı çıkan vatan hainidir” deme noktasına savrulan ekran heveslisi bir kısım “uzmanlar”…
Bir yanda aşıyı savunan herkesi “küreselci, Bill Gates’in adamı, Sorosçu” olmakla itham edenler, diğer yanda aşıya karşı çıkan herkesi FETÖ’cü olmakla suçlayıp fitneci ilan edenler…
Bir yanda aşı olanları “sürü psikolojisi”ne teslim koyunlar gibi ananlar, diğer yanda aşı karşıtlarını zekâ yoksunu ilan edenler…
Bir yanda “Aşı olmayanlardan uzak durun” çağrısı yapanlar, diğer yanda “En çok aşılılar bulaştırıyor, görüşmeyin” diyenler…
Tartışmanın geldiği noktaya baktığımda toplumun geniş kesimlerince aşının benimsendiğini görsem de bu husumet dilinin toplumsal gerginliği artırdığını görmemek de imkânsız. Acaba bu “aşırı” uçlar tam da aşı karşıtlarının bahsettiği “Küresel oyunun bir parçası olabilir mi?” diye sormamak elde değil.
Toplumun aşı olmaya müsait yaş gruplarına baktığımızda yolun yarısını aştığımızı görüyoruz. Ancak yolda ilerledikçe bu şekilde bölünmemek, birbirimizi incitmemeye dikkat etmek de toplumsal sağlığımız açısından elzem.
O yüzden siz siz olun, aşı karşıtı veya değil; toplumu karpuz gibi ikiye bölen bu aşırı uçlardan uzak durun…

Kaynak: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hilalkaplan/2021/09/17/kureselcilerin-oyunu-bu-olmasin

Siz de yorumunuzu paylaşın: