YOKSULLAŞARAK SAĞLIĞIMIZI DA KAYBEDİYORUZ

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Yeniçağ’ da Murat Ağırel‘ in yazısı:

Bir önceki yazımda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıdalar üzerinde halk sağlığını tehlikeye atan firmaların ürettiği gıdalardaki skandal katkı maddelerini yazmıştım.

Hatırlatayım…

Mesela meşhur bir firmanın sattığı çayda boya kullanmışlar. Bitkisel çay diye satılanın içinde ilaç etken maddesi bulunmuş. Karadeniz çayı diye satılan bazı markalarda boya ve gıda boyası kullandığı tespit edilmiş.

Sonuçta 371 firmanın 559 ürününün sahte olduğu belirlenmiş.

Ben bunu yazınca dikkat çeken tartışmaya da denk geldim.

Önceki yazımda Gıda Dedektifi’nin yaptığı paylaşımlar üzerinden uyarıları gündeme getirmeye çalışmıştım.

Bizlerin, çocuklarımızın yediği içtiği ürünler ile ilgili bilgiler veriyorlar. Bu haberleri görünce sayfalarını tekrar inceledim. Akıl alır gibi değil.

Hem marka bazlı hem de ürün bazlı inceleme yapıyorlar…

İçeriğinde glikoz şurubundan Potasyum Sorbat’a kadar çeşitli katkı maddeleri bulunmasına rağmen nar ekşili sos, narlı sos veya nar aromalı sos gibi isimlerle raflarda yer alan ürünlere dikkat çektiler ve gündeme taşıdılar.

Fakat onların bu değerlendirmelerine de bir eleştiri var.

Bunlardan biri de değerli bir bilim insanı olan Gıda Mühendisi Bülent Şık’tan geldi.

Bülent Şık, Gıda Dedektifi’nin parayla gıda firmalarından reklam almasını eleştirerek bunun etik olmadığını değerlendiriyor.

Bülent Şık bu konuda, “Para alınarak yapılan bir gıda ürünü incelemesi tarafsız ve bağımsız olmaz. Çıkar çatışması olarak nitelenen çok önemli bir ilkenin ihlalidir. Dolayısıyla yapılan şeyin adı bir inceleme değil ürün reklamıdır” ifadelerini kullanıyor.

Bu eleştiriyi de aktardıktan sonra bu kez de Bülent Şık’ın gıda analizini iletmek istiyorum.

Mesela ilgimi çekti.

Polen ve polen içeren ürünleri incelemiş.

Bu ürünlerin pirolizidin alkaloidleri adı verilen çok sayıda toksik madde içerebildiğini söylüyor.

Verdiği bilgiye göre tabiatta yer alan çiçekli bitkilerin yüzde 3’ü bu toksik maddeleri oluşturuyor. Türkiye coğrafyasında bu toksik maddeleri içeren bitkiler de var.

Pirolizidin alkaloitlerinin karaciğer kanserine yol açtığı uyarısını yaparak doğrudan şu uyarılarda bulunuyor:

Pirolizidin alkaloitleri sadece arı ürünlerinde değil kekik başta olmak üzere çeşitli baharatlarda ve bitki çaylarında kullanılan bitkisel ürünlerde, bitkisel ürünler kullanılarak hazırlanan gıda takviyelerinde de bulunabiliyor. Bulunabiliyor diyorum çünkü pirolizidin alkaloitlerinin gıdalardaki varlığı tamamen bu toksik maddeyi üreten bitkilerin bulunduğu bölgelerden ürün elde edilmesiyle ilgili. Arıcılık faaliyetinin yapıldığı bölgede pirolizidin alkaloidlerini içeren bitkilerin olup olmamasına ve ne yoğunlukta olduklarına göre gıda ürünlerinin içerdiği pirolizidin alkaloidi miktarları da değişiklik gösteriyor. Bu toksik maddeleri hiç içermeyen ürün olabileceği gibi içeren üründe olabilir.

Gayet kolay anlaşılabileceği gibi yapılacak kapsamlı saha çalışmaları ile bu toksik maddeleri üreten bitkilerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerin bir haritasını çıkarmak ve bu bölgelerden gıda temini yaparken dikkatli olmak gerekiyor. Bu konuda sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığı’nda ama bu konuda da ne yaptığını, hangi çalışmaları yürüttüğünü bilmiyoruz…

Pirolizidin alkaloitleri karaciğer kanserine yol açıyor. Aynı zamanda genotoksik (genlerde hasara yol açan) etkili. Ancak sizi korkutmak istemem. Gıda çeşitliliği içeren bir beslenme rejiminde bu toksik maddelere çok az maruz kaldığımızı düşünüyorum. Ne var ki, her gün kekik çayı ya da bitki çayları içiyorsanız, her gün kaşık kaşık polen yiyorsanız ya da bitkisel ürünlerin karışımından oluşan gıda takviyeleri tüketiyorsanız durum değişir. Maruziyet fazla olabilir ve zamanla büyük bir sorun oluşturabilir.

Tam da bu noktada Tarım ve Orman Bakanlığı’nın analizlerine dönelim.

Polen ve polen içeren ürünleri anlatmışken Bakanlığın listesinde bal üretimine ilişkin inceleme sonuçları da var.

Bu sonuçlara göre ballarda, fruktoz, glukoz, maltoz gibi doğrudan şekere dayalı üretimler yapılmış. Benim ilgimi başka bir nokta çekti.

Bakanlığın listesine göre bu hileli üretimler Türkiye’nin her yerinde yapılıyor. Bakın listede İzmir, Konya, Kayseri, Van, Sivas, Ankara, Kırklareli gibi şehirler var. Üstelik bu şehirlerde birden fazla işletme tespit edilmiş durumda.

Bu işletmelere gerekli cezalar kesiliyor. Fakat anladığım kadarıyla bunun önüne geçebilecek bir sistem henüz kurulmamış.

Ekonomik krizin derinleştiği ülkelerde sağlıksız beslenmenin de arttığı bilinen bir gerçek. İnsanlar yoksullaştıkça daha ucuz ürün almaya yöneliyor. Firmalar ise daha ucuz ürün üretip kazançlarına kazanç katmak için insan sağlığını tehlikeye atarak daha fazla hileli ürün üretiyor.

Hâlbuki sözün özü bu topraklar, sağlıklı, ucuz doğal ürünleri yetiştirebilecek ve milyonlarca insanı doyurabilecek kapasiteye sahipken kapitalist sistemin kazanç hırsı içerisinde sağlığımızı da kaybediyoruz.

Yazıyı Bülent Şık’ın uyarısıyla bitireyim:

“Her derde deva, her besin öğesini içeren mucize gıda yoktur. Kesin olan ya da doğruluğu şüphe götürmeyen şey şudur: Beslenmemiz ne kadar çeşitlilik içeriyorsa o ölçüde iyi ve sağlıklı beslendiğimiz söylenebilir.”

Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/yoksullasarak-sagligimizi-da-kaybediyoruz-553961h.htm

Siz de yorumunuzu paylaşın: