MAMOGRAFİ HAYAT KURTARICI BİR YÖNTEMDİR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
ibrahim sözen

Kadın-doğum uzmanı Dr. İbrahim Sözen ‘in yazısı:

Sevgili Ahmet Rasim Küçükusta hocam, benim milyonlarca Avrupa’ lı kadının meme taramasından geçirildikten sonra ortaya çıkan sonuçları özetleyen çok yeni bir makaleyi, kendisine ve bu hekim gruplarına göndermem üzerine bir yazı yazmış.  

Orda özetle, taramaya karşı olmadığını, taramanın sıklığı konusunda bir kargaşanın hâkim olduğunu ve önüne gelenin tarama yapmaması gerektiğini, bu işin ülkemizde bir sistematiğe bağlanması gerektiğini söylüyor.  

Tüm kalbimle katılıyorum, umarım kendisinin bu bilinçlendirme çabaları buna vesile olur.

Ayrıca, mamografi tekniği ve dozu gibi konularda soru ve şüpheleri var, bunları başta radyolog meslekdaşlarımız olmak üzere konun uzmanı doktorlar cevaplamalılar.

Yazısının en altında şu paragraflara yer vermiş:

“Bir makale okuyup da mal bulmuş mağribi gibi hemen bana ‘yüklenmeye’ çalışanlar oluyor.

Aslında onların çoğunun o araştırmanın sadece ‘haberini’ veya ‘özetini’ okuduklarını, orijinal makaleyi de benim yazılarımı da doğru dürüst okumadıklarını biliyorum.

Okusalar böyle mektuplar yazmazlar.

Yazılarımın modern tıp melânkoliği meslekdaşlarıma dokunduğunun, ‘kışkırtıcı başlıklar’ ve ‘sivri bir dil’ kullandığımın da farkındayım.

Sadece bu yazımın başlığını okuyup ne demek istediğimi şıp diye anlayanlar gene “Bakın, adam kanser taramasına karşı olduğunu resmen itiraf ediyor” diyecekler.

Desinler, yazımı buraya kadar okuyanlar için tekrarlıyorum:

Meme taramalarına değil, bu işin şuursuzca; plânsız-programsız; kayıtsız-kuyutsuz; neticeleri takip edilmeden-değerlendirilmeden; mâli getirisi-götürüsü hesaplanmadan; ‘dünya yapıyor biz de yapalım’ mantığıyla yapılmasına karşıyım.”

Sevgili Ahmet Rasim Hocam,

1- Bir makale değil, konu hakkında onlarca makaleyi yıllar içinde okudum, okuduk. Makale okuma konusunun kendi tekelinizde falan olduğunu sanmıyorsunuzdur umarım. Yazınızın bu kısmını açıkçası yadırgadım.

2-Kadın-doğum hekimi olarak, konu bizi doğrudan ilgilendiren bir konudur. Hastalarımız, yıllardır bu konuda bize danışırlar, biz de hastalarımızı doğru yönlendirmek için, en son yayınların ve bilgilerin ışığında tavsiyelerde bulunuruz. Benim önerilerimi şekillendiren temel kurum fellow’ u olduğum ACOG’ tur. Fellow olabilmek için Amerikan Board sertifikalı olmanın gerektiği bu kurum 55,00 üyesiyle mesleğin uluslar arası standartlarını belirleyen en yetkin uzmanlık kuruluşlarından bir tanesidir. 2011 yazında değişen son önerilerini bir önceki e-postada ilettim.

3-Benim son çalışmayı sizin dikkatinize sunmamın nedeni, son dönemde bu konuyu medyada gündeme taşımanızdır. Ben sizin ne demek istediğinizi anlıyorum, tarama kargaşası son bulmalıdır, ancak halkın mamografi gereksizmiş gibi bir mesajı almaması açısından, bu son sonuçlarla birlikte medyada aslında mamografinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğu gerçeğini vurgulamanızı isterim.

4- Bu arada, over kanseri taramasının gereksizliği konusunda, zaten nerdeyse tüm kadın doğum uzmanları ve otoriteleri görüş birliği içindedir.

 Sevgiler.

Yazı için 2 yorum yapılmış:

  1. 7 ile 9 kadının yaşamı kurtarılmakta, buna karşın 4 kadında aşırı teşhis (over diagnose) ifadesindeki aşırı teşhis “gereksiz biyopsi” sayısı değil, eğer tarama olmasaydı meme kanseri almayacak olan fazladan 4 kadının meme kanseri tanısı almış olması demektir.

    Meme kanseri taramalarında (sistematik taramalarda) yanlış pozitiflik oranı %8-16’dır. Yani pozitif olarak değerlendirip ileri tetkike yönlendirilen kadınların %8-16’sında malignite saptanmamaktadır.

    Saygıyla
    Sultan Eser

  2. KAYNAKLAR SONSUZ DEĞİL SINIRLIDIR

    Sınırlı kaynakların akıllı kullanımı gerekir. Akıllı kullanım; hastalıkların önlenmesi, sağlığın korunması demektir.

    Koroner kalp hastalığı ve kalpten ölümler hızla artıyor. Kalp yetmezliği oranı dünya ortalamasının 3 katı olmuş. 4 milyonu geçiyor. Kalpten ölümler önümüzdeki 10 yılda % 100 artacak. Sekiz milyon kişi böbrek hastası. Yani her 6 kişiden birisinde kronik böbrek hastalığı var. Astım ve KOAH 6 milyon insanı etkiliyor. Yani 40 yaş üstü her 5 kişiden biri akciğer hastası. Hepatit B – C taşıyıcı sayısı 5 milyona ulaşmış. Her yıl 200 bine yakın kişiye kanser teşhisi konuluyor. Böyle devam ederse 2030’da yarım milyona ulaşacak. Milleti hasta edip taramak yerine hastalıkları önlesek daha mantıklı olmaz mı?

    Bataklığı önlemek, kurutmaktan daha mantıklı ve bilimseldir. Şimdiye kadar dilimize pelesenk olan laf, bataklığı kurutmaktı. Bataklık oluşumunu önlemek ise idrak sınırlarımızın ötesinde idi. Çünkü dereyi ve bataklığı görmeden paçayı sıvama bize göre değil. İzmir ve İzmit körfezinden, Ergene nehrine kadar önce kirletmek sonra temizlemek, dere yataklarına önce bina yapıp sonra yıkmak ve böylece kıt kaynakları heba etmek kötü kaderimiz. Çünkü böyle yaşıyoruz. İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınıza inanır ve öyle de yaşamaya devam edersiniz.

    Derelere akıtılan zehirler, kimyasal atıklar, içme suyuna karışan kanalizasyon suları, oksijenimizi tüketen kirli sanayi, ekzos ve partiküller, filtresiz bacalardan üstümüze çöken dumanlar, devasa gemilerle ülkemize sokulan radyasyonlu hurdalar, GDO’lu, hormonlu, katkı maddeli, tarım ilaçlı gıdalar her çeşit kanser, hastalık ve ölümlere yol açıyor. Kirlenmiş akvaryumda önce hastalanan, sonra da tedavi için çırpınan zavallı bir toplumun içler acısı hali.

    Bunca hastane, doktor, ilaç ve parayla yaptığımız, hasta balıkları son sistem makinalarla temizleyip yine aynı bataklığa atmak. Bataklık oluşumunu önlemeyi idrak edemiyoruz. Peki tartışılan ne? Tartışılan şu; hasta balıklara 1000 euro’luk stent mi takalım, yoksa 100.000 euro’luk yapay kalp cihazı mı takalım? Halbuki bu iki yöntem de ne hastalığı önlüyor ve ne de ölümü. Elimizde ayda 5-10 euroya hastalığı önleyen, ölüm oranını azaltan koruma yöntemleri var, ancak en ucuz yolla hastalık ve ölümü azaltmak sosyetemizi bozuyor. Neden pahalı yöntemler peşinde koşuyoruz?

    Sağlık harcaması son 9 yılda % 800 arttı, ancak bu artış bize sağlık olarak geri dönmüyor. Hastalıkları önleme yoluna gitmediğimiz için boşuna para harcıyoruz. Ne dev hastaneler, ne sağlığa harcanan milyarlar ve ne de giydiğimiz kırmızılar sağlığı korumuyor, hastalık ve ölümler artıyor. ”Vasküler Risk” araştırması kötü kaderimizin belgesi; Balon, stent, baypas oranı son 5 yılda % 90 artarken, azalması gereken kalp krizi veya inmeye bağlı ölüm oranı ; % 270 arttı. TV’lerde aydın ve bilim dünyası neyi tartışıyor? En zengin ülkeler bile hastalıkları önlemek için en kolay, en ucuz ve en etkili yöntemleri uygularken biz neden yapamıyoruz?

    SGK 2011 açıklaması dudak uçuklatıyor: Hasta sayısı artmış, ilaç satışı rekor kırmış herkes övünüyor. Sanki hasta olmak imtiyaz, tedavi olmak bir lütuf. Herkesin elinde tahliller, filmler dev hastaneleri tavaf ediyor. Ne biçim bir moda, nasıl bir anlayış? Hasta ve hastalık artışıyla övünen başka toplum var mı? Milyarlarca dolara aldığımız ilaçların % 40′ını da çöpe atıyoruz. Yazık değil mi?

    Dünya Sağlık Örgütü ise kişi başına yıllık 1,2 $ (2 TL) harcanarak hastalıkların önemli oranda önleneceğini bildiriyor. Sağlık Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi ortak araştırması ; ülkemizde ölenlen yüzde 86’sının hastalıklı yaşam tarzından öldüğünü gösterdi. Yani önlem alınsa, ölümlerin yüzde 86’sı önlenecek ve geçtiğimiz yıllarda ölen milyonlarca insan hayatta olacaktı.

    Sebepleri ortadan kaldırmadan kötü sonuçları önleyemeyiz, bilim böyle söylüyor.

    Hastalık lobisini ayağa kaldıran işte bu anlayış: Yaşadığımız akvaryumun kirlenmesini ve bataklık oluşumunu önleyen stratejiler, hastaya susayan ve hastalıktan beslenen sistemi ve dev bir sektörü çökertiyor. Hastalıkları önlerseniz milyarlarca dolarlık harcamalar, ilaçlar, zincir hastaneler ne olacak? Hasta olacak, tedavi olacaksınız mesele bu kadar basit. Hasta olmanızı ve tedavi olmanızı sağlayan kirli akvaryum ve her çeşit sağlık taramaları hizmetinizde(!).

    Yaşadığımız akvaryumu bataklığa çeviren kanalizasyonları sökmeden, bu dere yatağında felaket üreten yaşam tarzını yıkmadan yapılan hiçbir işten hayır gelmez, sonuç alınmaz. Ne dev hastaneler, ne hastalıklara harcanan milyarlar ve ne de giydiğimiz kırmızılar bizi korumaz. Hastalık üreten kirli akvaryumdan sağlıklı toplum çıkmaz. Yaşam tarzını değiştir demekle yaşam tarzı değişmez. Deli gömleği gibi sıkı sıkıya sağlığımızı boğan yaşam tarzını değiştirmek öyle kolay bir iş değil. Önce bunları idrak edelim.

    Ya hasta toplum olup doktor ithal edeceğiz, ya da sağlıklı toplum olup doktor ihraç edeceğiz, hangisini seçelim? Hasta ve hastalık odaklı sistemden sağlık odaklı sisteme geçmeliyiz. Dünyanın ileri ülkeleri bile bu sistemi yeni yeni idrak ediyor.

Siz de yorumunuzu paylaşın: