İYİ HEKİM YAZDIĞI İLAÇLARDAN DEĞİL, YAZMADIKLARINDAN BELLİ OLUR
Dikkat: Yazının sonunda ek var!
***
Medimagazin’ in “Evlerde atık ilaç arttı” başlıklı haberi çok önemli bir meseleyi gündeme getiriyor: Çöpe giden ilaçlar!
Ülkemizde inanılmaz boyutlarda gereksiz ilaç yazılması, tonlarca ilacın çöpe atılması olayı var ve ne yazık ki akademi dünyası da tıp dernekleri de tabip odaları da Sağlık Bakanlığı da buna gereken hassasiyeti göstermiyor.
Bunu dile getiren çok az sayıdaki insan ise bırakın takdir edilmeyi, haklarında soruşturma açılıp ceza veriliyor; tıpkı bana yapıldığı gibi.
“Hasta olunca doktora gidiniz ve muayene olunuz. Çünkü doktorların yaşaması gerekli. Doktorun verdiği reçeteyi almak için eczaneye gidiniz. Çünkü eczacıların da yaşaması gerekli. Ancak sakın aldığınız ilaçları kullanmayınız. Çünkü sizin de yaşamanız gerekli!”
Sosyal medyada anlattığım, ilaç israfını veciz bir şekilde ortaya koyan yukarıdaki bu fıkra dolayısıyla halk sağlığına zarar verdiğim gerekçesiyle İstanbul Tabip Odası tarafından hakkımda soruşturma açıldı, ceza verildi ama bu haksızlık tabii ki idare mahkemesi ve istinaftan geri döndü.
Bu ilaçlara verilen paranın hepimizin cebinden çıktığının vatandaş da doktorlar da ya farkında değiller ya da umursamıyorlar ki ikisi de birbirinden vahim durumlar.
Haberde eczacı arkadaş ilaçların çöpe atılmasını “kronik hastalıklar artması ve hastaların da ilaçsız kalma gibi bir endişeleri olmasına bağlamış ama mesele bu kadar basit değil.
Ülkemizde ilaç israfının sebepleri şunlardır:
BİR: Tıp eğitimi yetersizdir. Birçok pratisyen doktor gerekli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan diploma almaktadır ve bu açığını ilaç yazarak giderdiğini sanmaktadır. Doktor mutlaka ilaç yazar beklentisi ortadan kaldırılmalıdır.
İKİ: Tıp fakültelerindeki eğitim koruyucu hekimliğe değil tedavi edici hekimliğe önem verir. İmtihanlarda koruyucu hekimlikle ilgili sorular yok denecek kadar azdır; düzen “ilaç yazmak” üzerine kuruludur.
ÜÇ: Tıp eğitimi ve öğretim üyeleri ilaç endüstrisinin hegemonyası altındadır; onlara karşı çıkmak her babayiğidin harcı değildir.
DÖRT: Defansif tıptan kaynaklanan ilaç israfı da çok büyük boyutlardadır. Bazen bilgi ve tecrübe eksikliğinden bazen zaman azlığından hastasına yeteri kadar zamana ayırması mümkün olmayan hekim “Başıma bir iş gelmesin” diyerek çareyi bol ilaç yazmakta bulmaktadır.
BEŞ: Hastalardan gelen ilaç yazdırma baskısı da gözden kaçırılmamalıdır. Birçok hasta elinde ilaç listesi ile hekime giderek “Bana bunları yaz” diyebilmekte ve isteği yerine gelmediğinde de “Sen kim oluyorsun da bunları yazmıyorsun” diyerek olay çıkarmaktadır.
ALTI: İlaç endüstrisinin pazarlama faaliyetleri de ilaç israfının mühim sebeplerindendir. Hedef, her hasta hatta her sağlıklı insan için ömür boyu kullanması gereken ilaçlar olduğunu hekimlerin beynine kazımaktır.
YEDİ: Hastaların değil laboratuar bulgularının tedavi edilmeye çalışılması da ilaç israfına yol açar. Bu sayede kesinlikle gerekli olmadığı hâlde milyonlarca insan kolesterol, reflü, astım, osteoporoz ilaçları içmektedir.
SEKİZ: Son senelerde iki veya daha fazla kimyasal maddenin bir arada bulunduğu ilaçlar (polypil) da ilaç israfının gözden kaçan sebeplerindendir.
DOKUZ: İlaç ambalajlarında çok fazla ilaç bulunması da ilaç israfında önemlidir. Yutulan ilk hap ciddi bir yan etki yarattığında kutunun tamamı ziyan olmaktadır.
ON: Çeşitli hastalıklar için verilen sağlık kurulu raporlarının da ilaç israfında çok önemli bir yeri vardır. Aslında bir iki reçete ile düzelmesi mümkün olan pek çok hastalık için “ömür boyu ilaç kullanma dayatması” yapılmakta ve bu hastalar asla doğru dürüst de takip edilmemektedir.
Gelelim neticeye
İlaç israfı tüm dünya ülkelerini ilgilendiren ‘küresel ekonomik’ bir problemdir. Çözümü de ülke bazında alınacak tıbbi veya polisiye tedbirlerle mümkün değil ama gene de yapılabilecek pek çok şey vardır.
BİR: Tıp eğitimi mutlaka yeniden düzenlenmeli, önleyici ve koruyucu hekimliğe önem verilmelidir.
İKİ: Sağlık Kurulu raporlarıyla ilaç kullanımında, teşhislerin doğruluğu, tedavilerin gerekliliği, hastalar tarafından uygulanıp uygulanmadığı çok sıkı denetlenmelidir.
ÜÇ: Sosyal Güvenlik Kurumu, eşdeğeri olan faz 4 ilaçları ve orijinal ilaçları ödeme kapsamına almamalıdır. Yeni ilaçların her zaman en etkili ve en zararsız ilaç olmadıkları unutulmamalıdır.
DÖRT: Tüm ilaçların parasız olması doğru değildir; bu ancak sınırlı sayıda ilaç için geçerli olabilir. Az da olsa hastanın gelir durumuna göre katkı payı alınmalıdır.
BEŞ: Bitkisel ilaçlar, besin destek ürünleri Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmalı ve sadece eczanelerde satılmalıdır.
ALTI: Hastalarını az ve ucuz ilaçla tedavi eden doktorlar ödüllendirilmelidir.
YEDİ: İlaçlar kutu ile değil, tane ile verilerek ilaç ve ambalaj tasarrufu yapılmalıdır.
SEKİZ: Kullanılmayan ilaçlar mutlaka değerlendirilmeli; yan etki sebebiyle tüketilemeyen ilaçlar iade edilebilmelidir.
DOKUZ: İlaçlar mutlaka reçete ile satın alınabilmeli ve eczane dışında ilaç satışına izin verilmemelidir.
ON: Açık veya gizli ilaç reklâmı önlenmelidir.
ON BİR: Reçetelere piyasa ismi değil etken madde adı yazılmalıdır.
ON İKİ: Vatandaşa, şikâyetlerinin ve hastalıklarının her zaman ilaçla tedavi edilmesinin gerekmediği, birçok hastalığın ilaç kullanmadan hayat tarzı değişiklikleriyle düzelebileceği, çok ilaç yazan doktorun iyi doktor olmadığı, başkasının tavsiyesi ile ilaç almaması gerektiği öğretilmelidir.
ON ÜÇ: Doktorlar ve ilaç şirketleri arasındaki menfaat münasebetleri SIFIRLANMALIDIR.
Medimagazin’ in haberi:
Adana Eczacı Odası Başkanı Ezgi Elekarışmaz, atık ilaçlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Elekarışmaz, evlerde kullanılmayan ve miadı dolan ilaçların çevreye zarar vermemesi için doğru şekilde imha edilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Eczanelerde bulunan atık ilaç kutularının bu amaçla kullanıldığını belirten Elekarışmaz, toplanan ilaçların belediyeler aracılığıyla imha edildiğini söyledi.
“Türkiye’de tonlarca atık ilaç olduğunu tahmin ediyoruz”
Evsel atık ilaç miktarına ilişkin Avrupa’da kişi başına 200 tonu aşan verilere rastlandığını belirten Elekarışmaz, Türkiye’de ise bu sistemin yeterince yaygın kullanılmaması nedeniyle net verilere ulaşılamadığını kaydetti.
Elekarışmaz, “Bizim de eczacı odaları olarak amacımız, evsel atık ilaçlarımızın sularımıza, çevremize, doğamıza karışmaması için bu sistemi yaygınlaştırmaktır. Evsel atık ilaç projesini doğru bir sisteme oturtur, halkımıza bu bilgiyi yaygınlaştırırsak bu verilere doğru şekilde ulaşabiliriz. Ama tabi bu atığın Türkiye’de de tonlarca olduğunu tahmin ediyoruz.” dedi.
“İhtiyacımız kadar ilaç kullanmalıyız”
Atık ilaç miktarını azaltmak için akılcı ilaç kullanımı konusunda okullarda çeşitli çalışmalar yürüttüklerini anlatan Elekarışmaz, vatandaşın yapması gerekenlerden de bahsederek, “Atık ilaç yükünün artmasının sebeplerine bakacak olursak, kronik hastalıklar artıyor ve hastalarımız da ilaçsız kalma gibi bir endişeye düşüyor olabilir. İhtiyaç halinde ilaca ulaşmakla ilgili bir sorun yok. Evde kullanmadığımız ilaçları yazdırmamak, doğru ilaç takibi yapmak, evdeki ecza dolabımızı düzenli hazırlayarak ihtiyacımız kadar ilaç kullanmak gerekiyor. ‘Komşunun dediği ilacı’ kullanmamak veya kendi ilaçlarımızı doğru belirlemek ile evdeki birikmiş ilacı da doğru seviyede tutabiliriz.” diye konuştu.
“Kullanamadığı ilaçları eczaneye getiriyor”
Evindeki atık ilaçları eczanede bulunan toplama kutusuna atan Mehmet Utar (73) da kronik rahatsızlıkları nedeniyle kullanamadığı ilaçların evde biriktiğini söyledi.
Doktorların tedavi sürecinde ilaçlarını değiştirdiğini belirten Utar, miadı dolan veya fazla ilaçlarını çöpe atmadığını vurgulayarak, “Benim kronik rahatsızlıklarım olduğundan evde sadece benim atık ilaçlarım oluyor. Sürekli rahatsızlıklarım değiştiği için kullanamadığım ilaçlar evde kalıyor, birikiyor. Bazen de doktorlarımız ilaçlarımızı değiştiriyor. Fazla ve tarihi geçen ilaçlarımı çöpe atmıyorum, eczaneye getiriyorum. Burada atık kutularına atıyorum.” ifadelerini kullandı.
Kaynak: https://medimagazin.com.tr/eczaci/evlerde-atik-ilac-artti-121458

***
EK 1 (26.9.2026):
Anayasa Mahkemesi (AYM), bir dergide yayımlanan yazısı nedeniyle iki ay süreyle meslekten men edilen hekim ve akademisyen Alişan Yıldıran’ın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi. AYM, cezanın dayanağı olan düzenlemenin hangi fiile hangi disiplin cezasının uygulanacağını yeterince açık biçimde ortaya koymadığına dikkat çekti.
DERGİDEKİ YAZISI NEDENİYLE CEZA ALDI
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hekim ve öğretim üyesi olarak görev yapan Alişan Yıldıran’ın, 2019 yılında “Gerçek Hayat” dergisinde yayımlanan “Doktorunuza rağmen sıhhatli bir çocuk nasıl yetiştirilir” başlıklı yazısı nedeniyle disiplin cezası verildi. Samsun Tabip Odası Onur Kurulu, Yıldıran’a iki ay süreyle geçici olarak meslekten alıkoyma cezası verdi. Yıldıran’ın itirazı da Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu tarafından reddedildi.
AYM: HANGİ FİİLE HANGİ CEZANIN VERİLECEĞİ BELLİ DEĞİL
Dosyayı inceleyen Anayasa Mahkemesi, hekim hakkında uygulanan meslekten men cezasının ifade özgürlüğüne müdahale oluşturduğunu belirtti. AYM, cezanın dayanağı olan 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 39. maddesinde hangi somut fiile hangi disiplin cezasının uygulanacağının açıkça düzenlenmediğine dikkat çekti. Mahkeme, disiplin mercilerine tanınan geniş takdir yetkisinin keyfî uygulamalara karşı yeterli hukuki güvence sağlamadığı sonucuna vardı.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLAL EDİLDİ
Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verdi. AYM ayrıca, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine gönderilmesine hükmetti.
Yıldıran’a 40 bin 664 lira 10 kuruş yargılama giderinin ödenmesine de karar verildi.
***














