VERMİŞ KÖYÜNDEN BEKÇİ HASAN EFENDİ’ NİN AYRANI

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
vermiş köyü bekçi hasan
Hasan Efendi’ yi Amasya merkeze 7-8 km uzakta 1500 metre yükseklikteki Lokman Dağı’ nın yaylasındaki “Vermiş” köyünde tanıdık.  Lokman Hekim türbesinin nerede olduğunu sorduk, “1.5 km uzakta” dedi. “İşin yoksa …bize eşlik eder misin?” dedik, arabaya aldık. 54 yaşındaymış, köyün bekçisiymiş. Askerliğini Kayseri’ de Zincidere’ de komando olarak yapmış. Benim de Kayserili olduğumu öğrenince gözleri parladı. Dulmuş şimdi, çocukları da olmamış. ”Karıyla anlaşamadık, ayrıldık” dedi. Sanki halinden çok “memnunmuş” gibiydi. Köyün adı aslında “Ermiş” imiş de sonradan nasıl olduysa “Vermiş”e dönmüş. Hasan Efendi’ ye bir şey söylemedim ama içimden “Keşke tersi olsa daha iyi olurmuş” diye düşündüm. Lokman Hekim Türbesi, Vermiş köyüne 10 dakika mesafede, yaylanın tepesinde tarlaların arasında küçük bir ev ve türbeden oluşuyor. Yol bozuk olduğundan yavaş gitmek hatta zaman zaman durmak zorunda kaldık. Türbenin bahçesinde kayısısı olmayan kayısı ağaçları, kirazı olmayan kiraz ağaçları vardı. Sadece bir ağaçta üç-beş erik gördüm dallarda. Bahçede kurban kesmeye ve et pişirmek için ateş yakmaya müsait yerler vardı. Anlaşılan burada epeyi insan mangal keyfi yapmış. Zaten kurban kesilince etinin pişmememişi aşağıya, köye indirilemezmiş. Türbede hem pirimiz üstadımız Lokman Hekimin hem geçmişlerimizin ruhuna okuduk ve köye indik. Hasan Efendi “Ayran içmeden sizi bırakmam” dedi. Gitti, biraz sonra elinde bir sürahi dolusu buz gibi ayranla geldi. Bu, şimdiye kadar içtiklerimiz asla benzemeyen, özgür ineklerin pastörizasyon veya UHT ile “iğfal edilmemiş” sütünden, köy mayası ile yapılmış yoğurdun bir ürünü idi. Hafif kekremsi bir tadı vardı ve boğazdan yağ gibi kayıp gidiyordu. Karım ve ben sürahideki ayranı anında içtik bitirdik. Sanki bir sürahi daha olsa onu da içecek gibi bir hâlimiz vardı. Bu kadar lezzetli bir ayranı içmeyeli herhalde seneler olmuştur. “Sağ olasın Hasan Efendi” diyip ayrıldık. Size tavsiyem şu ki, yolunuz Amasya’ ya düşerse Vermiş köyüne  de mutlaka uğrayın. Hasan Efendi’ ye rastlamayabilirsiniz, ayranını içmeyebilirsiniz ama “mis gibi yayla havası almak” ve “Lokman hekimin Türbesinde dua etmek” ciğerlere ve ruha müthiş bir rahatlık, huzur veriyor. Köylünün sütüne, yoğurduna, ayranına "Bunlar mikroplu. Sakın içmeyin, mikrop kapar ölürsünüz" tehditleri savuran "besleme uzmanlara" da selâm olsun.  Ben bu mikroplara kurban olurum kurban!

Yazı için 1 yorum yapılmış:

  1. tuna erinçler dedi ki:

    Tavuk fabrikalarından çıkan hormon ve antibiyotik yüklü tavuklar ve yumurtalar satılsın diye bir “tavuk gribi” uydurup köylünün zavallı hayvancıklarını yakarak öldürdükten sonra, bir de mukavvada ambalajlanmış çifte kaynamış sütleri satmak için “köylünün sütü, ayranı mikroplu” diye reklam yapmağa başladılar. Oysa süpermarketlerde plastik şişelerde satılan ayranların hepsi tuzlu. Tuzsuz rejime makkûm tansiyon hastalarını bile düşünecek kafa yok ayran fabrikatörlerinde.

Siz de yorumunuzu paylaşın: