NE OLDU DA TRANS YAĞLAR BİRDEN ÖCÜ İLAN EDİLDİ

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
kasa fişi

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 2023'e dek gıda zincirinden tamamen kaldırılmasını hedeflediği trans yağların yüksek oranda tüketilmesi herhangi bir nedene bağlı ölümleri yüzde 34, kalp damar hastalığına bağlı ölümleri yüzde 28, kalp damar hastalığını yüzde 21 oranında artırırken, trans yağlar her yıl 540 bin kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor (1).

Endüstriyel trans yağların kalp-damar hastalıklarının bir numaralı sebebi olduğu aslında biliniyor olmasına rağmen insanlar sağlıklı yağlardan uzaklaştırılarak trans yağ ihtiva eden margarin ve bitkisel yağları yemeye yönlendirildi. 

Doymuş hayvansal yağlar esas suçlu gibi gösterildi. Tereyağı, yumurta, yağlı süt ürünleri karalandı, insanlar margarin, mısır özü, kanola, ayçiçek yağı gibi bitkisel yağlara, karbonhidratlara, light ürünlere yönlendirildi.

Bilim dünyasının bu algı operasyonu bizde de tüm dünyada da büyük kabul gördü, insanlar binlerce senedir atalarının uyguladıkları beslenme modelini terk edip bilimin yani endüstrinin tavsiyelerine sıkı sıkı uymaya başladı.

Sonuçta başta kalp damar hastalıkları olmak üzere tüm kronik hastalıklar dünya çapında salgınlara dönüştü.

Oysa trans yağların kalp krizi ve felçlerin altında yatan esas mekanizma olan ateroskleroza sebep olduğu yarım asırdan fazla zamandan beri biliniyordu (2)

Tüm dünyayı hasta eden bu yalan artık saklanamaz oldu ve önce FDA sonra da DSÖ de trans yağların yasaklanmasını dile getirmeye başladı.

Bizde ise bugüne kadar trans yağların insanları hasta ettiğinden habersiz (!) olan bilim dünyamız birden bire sıkı bir "trans yağ düşmanı" kesildi.

Bunlardan biri de Türk Kardiyoloji Derneği (TKD).

Daha 2 sene önceki kolesterol ve kalp krizleri ile açıklamasında trans yağların bile adını anmazken şimdi trans yağ karşıtı olmaları elbette olumlu ama önce toplumdan bir özür dilemeleri gerekiyor (3).

TKD' nin birkaç ay öncesine kadar ne trans yağların ne şekerin ve mısır şurubunun zararları ile ilgili bir açıklamasını aradım ama bulamadım.

Gelelim neticeye

TKD, bugüne kadar tek kem bir söz etmediği trans yağların zararlı ve toplum sağlığı açısından ciddi bir tehdit olduğunu nasıl ve ne zaman anladı, doğrusu merak etmemek mümkün değil.

Kaynaklar:

1.https://www.haberturk.com/istanbul-haberleri/16538098-her-yil-500-bin-kisinin-olum-nedeni-trans-yaglar

2.http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/06/03/yazilar/tip-yazilari/kolesterol/trans-yaglara-karsi-kahramanca-savasan-fred-kummerow-oldu/

3.https://www.tkd.org.tr/duyuru/3267/turk-kardiyoloji-dernegi-nden-kamuoyuna-ve-turk-halkina-bilgilendirme-kolestero

***

Türk Kardiyoloji Derneği' nin  21. 2.2017 tarihli "Kolesterol" açıklaması (2):

Görsel ve yazılı yayın organları ve sosyal medyada yaygın şekilde "kolesterol geçekleri-yalanları" denilerek bilimsel dayanağı olmayan yayınlar giderek artmaktadır. Güçlü bir şekilde taraftar bulan ve sempati kazanan bu yayınlar, kamuoyunu yanlış yönlendirmektedir. Türk Kardiyoloji Derneği (TKD) olarak, bu yayınların halkımızın kalp-damar sağlığını ciddi şekilde attığı risk karşısında duyduğumuz kaygıyı bilimsel kanıtlarla halkımıza ve kamuoyuna sunmak bizim görevimizdir.  Nitekim Sağlık Bakanlığı da açıklamalarında bu yayınların tehlikesine karşı TKD ile benzer bir duyarlılık göstermiştir.

Kolesterolün ateroskleroz dediğimiz damar sertliğine yol açtığı, damarı tıkayan pıhtının oluşumuna giden süreçte plak içeriğinde yer aldığı ilk kez 1913’de gösterilmiştir (1,2) ve hala tıbbın en önemli 10 keşfinden biri kabul edilmektedir (2,3). 100 yılı aşkın süredir insanoğlu, kan kolesterol yüksekliğinin kalp-damar hastalıklarının gelişimi için önemli bir risk faktörü olduğunu bilmektedir.  Kanda kötü kolesterol olarak bilinen LDL-Kolesterolün yükselmesinin kalp krizleri gelişimindeki rolü artık bir hipotez değil, kanıtlanmış bir bilimsel gerçektir (2). Bu bilimsel kanıtları kısaca özetlersek:

1.Damarı tıkayan aterom plaklarının içinde kolesterol vardır ve plağın içindeki kolesterol miktarı doğrudan kan LDL-kolesterol düzeyi ile paraleldir. Bir plağın içinde ne kadar çok kolesterol varsa, o plağın yırtılıp kalp krizine yol açması o kadar yüksek oranda gerçekleşmektedir. 

2.Doğada bazı hayvan türlerinde kalp-damar hastalıkları görülmemektedir. Ama bu hayvanları (örn deney fareleri) aşırı kolesterolden zengin gıdalarla beslendiğinde 2-3 hafta gibi kısa sürede damarlarında yağlanma ve plaklar gelişmekte, ve bu hayvanlarda zamanla damar tıkanıklıkları oluşmaktadır. Bu deneysel damar tıkanıklıkları modelleri, dünyanın her yerinde laboratuvarlarda ilaçların etkilerini görmek için kullanılmaktadır (4).

3.Epidemiyolojik ve toplum çalışmaları, yüzbinlerce insan üzerinde kan LDL-Kolesterol düzeylerindeki artışın doğrudan kalp damar hastalığı ve bunlara bağlı ölümlerle ilişkili olduğunu göstermiştir.  Üstelik kan LDL-kolesterol düzeyi ile kalp damar hastalığı gelişme riski paralel artmaktadır (5).

4.Kolesterolün kalp-damar hastalıklarına yol açtığının şüphesiz en büyük kanıtı Ailevi Hiperkolesterolemi (AH) hastalığıdır (6,7,8).  Genetik olan bu hastalıkta karaciğerde kolesterolün kandan uzaklaştırılmasını sağlayan mekanizmalardaki eksiklik nedeniyle kan LDL-K düzeyi çok yüksektir. Ülkemizde sık görülen genç kalp krizleri ve erken ölümlerde AH yani LDL-kolesterol yüksekliği çok önemli bir etkendir. Sadece kolesterol yüksekliği nedeniyle bu insanlar erken yaşta kalp krizi geçirmektedirler. Homozigot dediğimiz yani hastalığı hem anne hem de babalarından alanlarda,  kalp krizleri 10 yaş öncesi dönemde başlamakta ve kan kolesterol düzeyleri düşürülmezse bu çocuklar, 30 yaşına ulaşamadan ölmektedirler.  Heterozigot olarak adlandırdığımız yani hastalığı tek ebeveynden alanlarda (ya anne ya da babadan) ise kalp krizleri 30’lu yaşlardan itibaren görülmektedir (7). Genetik olmasına rağmen AH ülkemizde çok sıktır. Her 100 ila 300 kişiden beri AH hastasıdır (9). AH’de genetik sorunun kaynağı olan kolesterol metabolizmasının ayrıntılarını ortaya çıkaran Michael Brown ve Joseph L. Goldstein bu çalışmalarından dolayı 1985 Nobel Tıp ödülüne layık görülmüşledir.

5.İster genetik, ister çevresel nedenli olsun kolesterol yüksekliği, lipit düşürücü tedavi ile düşürüldüğünde kalp-damar hastalıklarının gelişim riski de azalmaktadır (10,11,12).  Kolesterol düşürücü tedavi ister ilaçla yapılsın (statinler, ezetimib vb) ister diğer yöntemlerle (plazmaferez-kandan kolesterol süzülmesi vb) kalp-damar hastalıklarında azalma sağlanmaktadır. Son 30 yılı aşkın sürede yüzbinlerce insanda, kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinlerin kalp-damar hastalığı gelişimini azalttıkları, sağkalımı (hayatın uzaması) artırdıkları gösterilmiştir. Üstelik, aspirin de dahil hiçbir ilaç için statinlerde olduğu kadar bilimsel çalışma sonucu yoktur. Bunun da ötesinde, yan etki sıklığı açısından da, sanıldığının aksine, tüm çalışmalarda düşük oranda yan etki bildirilmiştir. 

Bu bilimsel çalışmalardan elde edilen sonuçlar doğrultusunda tüm kılavuzlar, kan kolesterol yüksekliğini kalp-damar hastalığı gelişimi için birincil risk faktörü olarak tanımlamakta ve bu hastalıklarından korunma için kan LDL-kolesterol düzeylerinin düşürülmesi gerektiğini vurgulamaktadır (12).  Hatta kılavuzlar, kalp-damar hastalığı olanlarda LDL- kolesterol düzeylerinin sağ-kalımı artırmak (hayatı uzatmak) amacıyla mutlaka 70 mg/dl düzeyinin altına indirilmesini önermektedirler. 

Bu kılavuzlar, aynı zamanda kan LDL-kolesterol düzeylerini yükselten beslenme şeklinin de (esas olarak doymuş yağlardan – hayvansal ve katı yağlar)  kesinlikle zararlı olduğunu belirtmektedirler. İnsan sağlığı için son derece zararlı olduğu bilinen karbon hidrattan zengin beslenme şeklinin yerine yağlı beslenmenin önerilmesi de yine halkımızda yanlış algılamaya yol açmaktadır. Günümüz bilimsel verileri karbonhidratlar kadar doymuş yağların (hayvansal ve katı yağların) da zararlı olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle bunların yerine başta zeytinyağı olmak üzere sıvı yağların tüketilmesi gerekmektedir (13).

Sonuç olarak LDL- kolesterol yüksekliği, damar sertliği dediğimiz aterosklerozu hızlandıran ve tetikleyen en önemli risk faktörüdür.  Tüm tedavi kılavuzları kalp-damar hastalıklarına karşı korunmak için LDL- kolesterol düzeylerinin düşürülmesini gerektiğini belirtmektedir.  Bu bilimsel gerçeklere rağmen ülkemizde maalesef medyadaki "kolesterol yararlıdır - statinler zararlıdır"  şeklindeki gayrı bilimsel yaklaşımlar, hastalarımızda telafisi olmayan ilaç kesimlerine yol açmaktadır.  Statin grubu kolesterol düşürücü ilaçların ara ara kesilmesinin bile kalp damar hastalıklarını ve bunlara bağlı ölümleri artırdığı gösterilmiştir (14). Toplum sağlığımız açısından ciddi bir tehdit olan bu yayınlara karşı tüm halkımızı duyarlı olmaya davet ediyoruz.

Yazı için 3 yorum yapılmış:

  1. Rıdvan Genç dedi ki:

    Trans yağlarının mısır şurubunun adının bile geçmediği bir açıklama. Çok bilimsel maşallah.

  2. Ferhat Ç dedi ki:

    Bana göre halk sağlığına esas tehdit bu açıklamanın bizzat kendisidir. Bir tıp derneği, bilimsel bir kuruluş nasıl böyle algı operasyonu yapar aklım almıyor. Kalp krizlerinden ve ölümlerden bahset ama trans yağları, şeker, mısır şurubunu, insülin direncini, sigarayı, alkolü, stresi, uykusuzluğu, obeziteyi, diyabetin adını bile anma. Keşke dedikleri gibi olsa, yasaklardık hayvansal yağları, yumurtayı, yağlı peyniri…. dünyada kalp hastası kalmazdı.

  3. Dr. Mustafa dedi ki:

    Dernekte statin entoksikasyonu olduğunu tahmin ediyorum. Bunlar kolesterolleri sıfırlamışlar ve mentl konfüzyon yaşıyorlar.

Siz de yorumunuzu paylaşın:

Yönetici (Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta) olarak giriş yapılmış. Yönetici olarak yorum yazabilirsiniz.
Çıkış Yapmak için tıklayın »