SALAM VE SOSİSTEKİ KATKI MADDELERİ KANSERE YOL AÇIYOR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
Vatan g salam sosis

Dikkat: Yazının sonunda ek var!

***

Vatan gazetesinde Mine Şenocaklı ile sohbeti:

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Ahmet Rasim Küçükusta: Bazı insafsızlar, zeytini daha kara ya da ekmeği daha beyaz göstersin diye içine tekstil boyası katıyor. Ama bunlar zaten yasadışı katkı maddeleri. Bir de Tarım Bakanı Mehdi Eker’in bahsettiği yasal katkı maddeleri var!

Bakan dozun aşılmasından ve bunu önleyeceklerinden söz ediyor ama bu maddelerin çoğu dozunda da zarar. Tekstil boyasından bir farkları yok!

Mesela salam, sosis ve sucukta, ete o canlı ve kırmızı rengi versin diye kullanılan nitrat ve nitritler! Bu maddelerin özellikle kalın bağırsak ve pankreas kanserine yol açtığı biliniyor!

Neredeyse yediğimiz her şey sandığımızdan başka bir şey! Bunu bilmiyor değildik ama bu kadar da dozun aşıldığından haberimiz yoktu! Ta ki
geçen hafta Tarım Bakanı Mehdi Eker, “AB’nin de onaylamış olduğu 300 gıda katkı maddesinin bazı ürünlerde gereksiz yere kullanıldığı ve belirlenen dozun aşıldığı saptandı” açıklamasını yapana kadar… Nedir bu katkı maddeleri?

Tatlandırıcı, renklendirici, koruyucu, kıvam artırıcı ve daha pek çok şey… Neyse ki Mehdi Eker, açıklamasının ardından hemen önlem alınacağını da müjdeledi. Mesela 1 Temmuz’dan itibaren artık ekmeğin içinde un, su, maya ve tuzdan başka bir şey olmayacak! “Başka ne olabilir ki?” demeyin, yine Bakan’ın dediğine göre tam 17 katkı maddesi varmış!

Çin tuzuna dikkat!
Üstelik Mehdi Eker’in sözünü ettikleri sadece yasal olan katkı maddeleri. Ama daha neler varmış neler!.. Ben de Bakan’ın açıklaması üzerine bu katkı maddelerinin zararlarını konuşmak üzere gittiğim Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’dan öğrendim.

“Biliyoruz ki bazı insafsızlar, zeytini daha kara ya da ekmeği daha beyaz göstersin diye içine tekstil boyası katıyorlar. Ama bunlar yasadışı katkı maddeleri. Bu vakalar da, denetimlerle ortaya çıkarılması ve cezalandırılması gereken polisiye vakalar… Asıl önemlisi Bakan’ın da bahsettiği yasal katkı maddeleri! Bakan dozun aşılmasından söz ediyor ama doz aşılmasa bile bunların çoğunluğu kanserojen maddeler! Yani tekstil boyasından bir farkları yok!”

Mesela hangileri? Market raflarında en çok gördüğümüz ve hazırlaması kolay olduğu için sıkça tükettiğimiz salam, sosis ve sucukta kullanılan nitrat ve nitritler! Ne için kullanılıyor bu maddeler? Ete o canlı ve kırmızı rengi versinler diye… “İşte bu maddelerin kalın bağırsak ve pankreas kanserine yol açtığı biliniyor” diyor Küçükusta… Üstelik bu ürünlerin içinde nitrit ve nitratların dışında onlarca kimyasal madde daha var ve bunların da çoğu beyin hasarından astıma, tiroidden kansere kadar pek çok hastalığa sebep oluyor.”

Bir önerisi var Prof. Küçükusta’nın: “40 yıldır tıbbın içindeyim. Görüyorum ki son yıllarda kanserde müthiş bir artış var ve artık çok daha erken yaşlarda görülmeye başlandı bu hastalık. Eskiden 40 yaşında bir kadında meme kanseri görülmesi ender bir vakaydı, şimdi 20 yaşındaki bir genç kızda bile görülüyor. Neden? Çünkü çevresel faktörler burada çok etkili. Bunların da en başında beslenme alışkanlıklarının değişmesi, daha çok hazır gıda yenmesi, taze sebze meyveden uzaklaşılması geliyor. Bu yüzden ben annelerimizin, anneannelerimizin dönemindeki gibi beslenmeyi öneriyorum. Tabiatta olmayan katkı maddelerini ihtiva eden gıdalarla beslenmeyin…”

SALAM SOSİS ile ilgili görsel sonucu

– Hocam biz bu katkı dozu yüksek gıdaları tükettiğimizde ne oluyor?

Katkı maddesi deyince, tuz da bir katkı maddesidir, şeker de, sirke de… Ama biz evlerimizde yüz yıllardır kullandığımız, tabiatta bulunan ve makul miktarlarda kullanıldığında insan sağlığına hiçbir zararı olmadığı gibi, tam tersi faydası olan katkı maddelerinden bahsetmiyoruz. Tabiatta, normal şartlarda bulunmayan, dışarıda üretilen, bir firmanın patentini almış olduğu ve vücudumuzda olmayan kimyasal maddelerden bahsediyoruz.

– Mesela?
Nitrit, nitrat, Çin tuzu…

‘Umami’ tadı veriyor…

– Çin tuzu nedir hocam?
Monosodyum glutamat. Aslında Çin tuzu diye biliniyor ama buna Japon tuzu demek daha doğru. Çünkü 100 yıl kadar önce bu ürünü üreten bir Japon. Glutamik asit diye bir aminoasit var doğada. Onun çeşitli kimyasal maddelerle tuzunu elde etmiş ve patentini almış. Hazır çorbalara, bisküvilere, cipslere, sosislere, salamlara, sayamayacağımız kadar çok ürüne katılıyor bu madde. Çünkü lezzet veriyor. Hatta dilin dört tane lezzet algısı var. Acı, tatlı, ekşi, tuzlu diye… Bunun verdiği tada da ‘umami’ adı veriliyor.

– Bu dört tada da hitap ettiği için mi?
Hayır, bu farklı bir tat, beşinci bir tat. Yani tatlı da değil, ekşi de değil, tuzlu da değil, acı da değil; umami! Bu tat bağımlılık yapıyor. Çünkü yedikçe yiyesi geliyor insanın. Öyle bir özelliği var. İşte bu monosodyum glutamat hazır gıdaların hemen hepsine konabiliyor. Hatta dünyada gıda kodeksine bile girdi, E621 diye.

– Peki monosodyum glutamatın içine katıldığı gıdayı yediğimizde vücutta ne oluyor?
Esasında bu insan vücudunda da üretilen bir aminoasit. Yani biz bu maddeyi dışardan almasak da vücut bunu kendisi üretebiliyor. Bu glutamik asidin en önemli özelliği şu; beyindeki hücreler arası sinyallerin iletişimini sağlıyor. Yani bizim konuşmamızın, öğrenmemizin, bütün beyin fonksiyonlarımızın yerine getirilmesinde hücreler arası iletişimin aracı maddesi.

Alzheimer ve kalp krizi nedeni

– Bu maddeyi vücut kendi kendine yapabiliyor dediniz… Yani D vitamini gibi mi? Güneşe çıkınca vücudumuz D vitamini yapıyor. Ama D vitamini dışarıdan alındığında vücutta birikebiliyor ve fazlası atılamıyor. Bu da karaciğer yağlanması ve siroza sebep olabiliyor deniyor… Burada da aynı durum mu söz konusu?
Evet… Bu maddenin fazla alınması insanlarda birtakım hastalıklara yol açabilir endişesiyle yapılmış çok sayıda araştırma var. Monosodyum glutamatın fazla alınmasının beyinde toksik etkiler yarattığı ve epilepsi, Parkinson, Alzheimer gibi hastalıkların oluşumunda etkisi olabileceği iddia ediliyor. Bu kanıtlanmış bir şey değil ama hayvan deneylerinden çıkan sonuçlar var. Tabii şu da var; giderek tükettiğimiz monosodyum glutamat miktarı artıyor. Çünkü daha fazla hazır gıda tüketiyoruz… Sadece içine monosodyum glutamat katılmış işlenmiş et ürünü yemiyoruz; bisküvi yiyoruz, hazır çorba içiyoruz, hepsinin içinde bu madde var… Onun için insanların bu maddenin miktarını sınırlaması ve belli bir seviyede tutması da, hazır gıda tüketiminin bu kadar artmış olduğu bir dönemde pek mümkün değil… Bu maddenin karaciğer üzerine de olumsuz etkileri olduğu biliniyor. Çünkü vücuttaki oksijen radikallerini artırıyor. Oksijen radikalleri ise karaciğer yağlanmasına sebep oluyor. Obeziteye yol açabiliyor. Diyabet oluşumunu kolaylaştırıyor. Pankreasta hasar yapıyor. Kalpte ani ritm bozukluklarına, hatta kalp krizine yol açabileceği konusunda araştırmalar da var. Yine astım ve alerjilerde de adı çok sık geçiyor bu maddenin.

Ekmekte 17 katkı maddesi var!

Katkı maddelerinin en tehlikeli olanları hangileri peki?
Salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş etlere kırmızı rengi vermek için nitritler, nitratlar kullanılıyor. Bunların kanserojen olduğu biliniyor…

– Sadece renk versin diye mi kullanılıyor nitrit ve nitrat?
Bozulmaya da bir miktar etkisi var ama esas olarak eti canlı yapıyor. Nitrat koymadığınız zaman et soluk renkte, insanların ‘Bu ne biçim et’ diyecekleri bir şey gibi görünüyor. O yüzden içine nitrat katıyorlar. Bunlar da vücutta nitrozaminlere dönüşüyor. Nitrozaminler ise özellikle kalın bağırsak ve pankreas kanseri bakımından suçlanan maddeler.

– O zaman salamdan, sosisten uzak tutacağız çocukları…
Evet. Ama sucuğu evde yapabilirsiniz, biz Kayserili’yiz yapıyoruz… Ya da güvendiğiniz bir kasaba yaptırabilirsiniz.

Peki içine nitrit ve nitrat katmadan sosis, salam üreten firma yok mudur?
Tek tek raftakileri incelemedim ama küçük üreticiler arasında içine katkı maddesi katmadan salam, sosis üretenler var… Onlar da yenebilir.

– Ekmeğin içine de daha esmer ya da daha beyaz gözüksün diye boya katılıyormuş…

Onlar yasal olmayan katkı maddeleri. Ben onları tamamen konuşma dışında bırakıyorum. Bizim söylediğimiz şey, yasal olarak izin verilen kimyasallar. İşte aspartam yasak değil, kullanılıyor. Monosodyum glutamat kullanılıyor. Bisfenol A kullanılıyor… Mesela aspartam suni tatlandırıcı olarak çok kullanılan bir madde. Şekerden 200-300 misli ucuz. Bu yüzden de her şeyde kullanılıyor. Ama aldığımız bu kimyasal katkı maddelerinin bir kısmı vücutta metabolizmaya uğruyor. Bu şu demek; bu ürünlerden başka türlü kimyasal maddeler meydana geliyor ve onlar da vücuda zarar veriyor. O yüzden de ekmeğin tam tahıllı undan, sağlıklı su, ekşi maya ve kafi miktarda tuzla üretilmesi lazım. Bunun dışında da içinde hiçbir şeyin olmaması lazım. Ama var. Asıl tehlike de burada, çünkü bu katkı maddeleri yasal oldukları için yaygın olarak kullanılıyorlar… İşte Bakan açıkladı, ekmeğin içinde tam 17 katkı maddesi kullanılıyormuş.

Mehdi Eker, gayet iyi yolda…
Bakan Mehdi Eker’in bahsettiği ekmeğin içindeki 17 katkı maddesi maalesef kanunen izin verilmiş, kullanılması serbest maddeler… Ama Mehdi Eker’in yaptıklarını çok takdir ediyorum. Çünkü bu tür katkı maddelerini bir gecede yasaklamak diye bir şey mümkün değil. Mesela hepimiz tarım ilaçlarına da, GDO’ya da karşıyız, biliyorsunuz Bakan da GDO’lu ürünlere karşı olduğunu, GDO’lu ürün yemek istemediğini açıkladı. Ama bütün bunlar tek başına Bakan’ın halledebileceği şeyler değil. İşin içine politikalar, uluslararası anlaşmalar giriyor… Ama bence Mehdi Eker çok bilinçli bir şekilde, kademe kademe gidiyor. Gayet iyi yolda.

KAYNAK: http://haber.gazetevatan.com/salam-ve-sosisteki-katki-maddeleri-kansere-yol-aciyor/541367/4/yazarlar

***

EK 1 (22.1.2022): Hazır gıdalarda emülgatör olarak kullanılan karboksi-metil-selülozun bağırsak mikrobiyomunun kalite ve kompozisypnunu değiştirebileceği ve bağırsaklarda kronik enflamasyona yol açabileceği bildirildi. Kaynak: https://newatlas.com/health-wellbeing/food-additive-emulsifier-cmc-gut-bacteria-inflammation/

***

Yazı için 1 yorum yapılmış:

  1. ömer gezer dedi ki:

    Hocam, BPA’nın gıdalara katkı maddesi olarak katıldığına dair herhangi bir kanıt paylaşırsanız sevinirim. Benim bildiğim kadarıyla gıda işlerken ve depolarken kullanılan plastiklerden bulaşıyor ve katıldığı takdirde gıdaya herhangi bir olumlu etkisi yok. Bu yüzden katkı maddesi olarak değerlendirmek yanlış olur diye düşünüyorum.

Siz de yorumunuzu paylaşın: