KOLESTEROL VE SAĞLIK SİSTEMİ

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
güçlü ıldız

Dr. Güçlü Ildız’ ın yazısı:

Kanda kolesterol oranları yükselmiştir, düşürülmesi gerekir, düşürülmez ise damar sertliği ve damar tıkanıklığı gelişir. Haliyle kalp krizi geçirirsiniz. Bu nedenle kolesterol düşürücü ilaç kullanmalısınız.

Hekimlerinin çoğu bu düşünceye inanırlar ve hastalarına bu şekilde anlatırlar. Benzer şekilde yüksek tansiyon, kan şekeri yüksekliği, kan tiroit hormonu yüksekliği için de söylenebilir. Kısaca yüksek ise düşür, düşük ise yükselt. Günümüz sağlık sisteminde tedavilerin temel mantığının sonuca göre şekillendiği görülmektedir.

Hekimlere ‘neden’ kolesterolün yükseldiğini sorduğunuzda sağlıklı bir yanıt almanız olanaksızdır. Çünkü eğitimleri sırasında onlara ‘neden’ sorusu hiç sordurulmamış, hazır bilgiler beyinlerine şartlandırılmıştır.

Tüm dünyadaki tıp fakültelerinde bu  böyledir. Neden sorusunun yanıtı idiopatiktir. Nedeni bilinmez anlamındadır. Hatta kimi batılı kitaplarda GOK deyimi geçer: ‘sadece tanrı bilir.’ Nedenini sadece tanrı biliyor ise sen hekim olarak sorgulama… Sonuca göre uygun ilacı ver, gönder.

Tıp fakültesi 1. dönem eğitim, deontoloji dersinde ünlü özdeyiş ile başlar: Hastalık yoktur, hasta vardır. Her insanın hastalık yerine hasta özelliklerinin ön plana çıkartılarak, kendi başına, genellemelerden uzak değerlendirilmesi gerektiği anlatılır. 3.dönem kliniğe giriş dersleriyle birlikte hasta özellikleri bir kenara bırakılarak hasta olanın göz, kalp, kol, karaciğer olduğu anlatılmaya başlanır.

Tıp  fakültesi bitiminde hastanın hekimi olan genel tababet tukaka edilerek hastalığın hekimliği olan uzmanlık branşlarından birine katılabilmek için üstün çaba sarf edilir. Uzman olanlar hastalığın hekimi, uzman olamayanlar ise günümüzde ailenin hekimi unvanıyla, öncelikli hizmeti olması gereken halk sağlığını koruma görevinden öte ‘önuzman’ olarak mesleklerini icra ederler. Medya iletişim araçlarıyla insanlara sürekli olarak hastalıktan söze edilir. Böylelikle insanlar neden hasta olduklarıyla değil, hastalıklarının ne olduğu ile ilgilenirler.

Hasta yerine hastalığın ön planda olduğu sağlık sistemi, hastayı değil hastalığı araştırma ve onama üzerine kuruludur. Bu nedenle hizmet, yoğun tetkik isteme ve ilaçlar yazma biçiminde sürdürülür. Sistemi bu şekliyle öğrenen hastalar ise hekimden bolca tetkik istemesinin beklentisi içindedirler. 

Sosyal güvenlik kurumu tetkik isteme ve reçete yazma kurallarını tamamen hastalık tanısı üzerine şekillendirmiş, hangi hastalığa hangi tetkiklerin isteneceği ve ilaçların yazılacağı önceden belirtilmiştir. Hekim insiyatifi yoktur. Tıp fakültesinde hekimliğin sanatı yerine hastalığın ne olduğunu öğrenen kişilere sağlık memuru demek daha doğru olacaktır. Sağlık memurunun insiyatifi yoktur. Bu nedenle hem nedenleri sorgulayamazlar hem de haklarını arayamazlar.

Söze kolesterolden başladık, buralara kadar geldik. Özetle bir ‘hekimin’ penceresinden sağlık sistemine nasılbaktığını paylaşmaya çalıştım. Araştıran ve sorgulayan hekimlerin daha aktif olması dileğiyle…

Yazı için 1 yorum yapılmış:

  1. KÜRESEL SAĞLIK ANLAYIŞININ ŞİFRELERİ

    • Küresel sağlık anlayışı, hastalık üreten yaşam tarzının daima sonuçlarıyla ilgilenir. Sonuçları düzeltmek için araştırmalar ve keşifler yapar, çözümler üretir. Çünkü sonuçlarla uğraşmak karlı bir iştir; altın yumurtlayan trilyon dolarlık dev bir sektördür. Hastalık üreten yaşam tarzının sebeplerini ortadan kaldırmak ise, altın yumurtlayan tavuğu kesmektir.

    • Hastalık üreten yaşam tarzının doğal sonucu olan hasta sayısındaki patlama, trilyon dolarlık sağlık sektörünün can damarıdır. Sektörün sadece 2007 yılı ABD cirosu bile 2.3 trilyon dolar. Dünya cirosu ise akıl almaz boyutta. Bu verimli kaynağın değerlendirilmesi için ne gerekiyorsa yapılır, hiçbir fedakarlıktan kaçınılmaz.

    • Onbinlerce doktor ithal etmekten, milyar dolarlık bilimsel araştırmalara, onbinlerce bilim adamı ve doktorun dünyanın bir ucundan öbür ucundaki kongrelere taşınmasına kadar her çeşit harcama finanse edilir. Ancak, hastalık üreten bataklığın kurutulmasına gelince, gerçek anlamda hiçbir mücadeleye izin verilemez. Sonucu etkilemeyen göstermelik çabalar, ‘dostlar alış verişte görsün’ türünden reklama yönelik çalışmalar vaziyeti kurtarmak için zorunludur.

    • Bunların hepsi gerçektir. Hastalıklar ve sağlık harcamalarının birlikte artması yüzünden, bu sektör giderek dev bir pazara dönüşüyor. Bu trilyon dolarlık sektörün başarısı için, herkes senaryoda verilen rolleri çok iyi oynuyor, kimse bindiği dalı kesmek istemiyor.

    • Sağlığa ticari meta olarak bakıldığında, bundan doğal bir şey olamaz. Neden acaba? Müşterilerini azaltan bir şirket yaşayabilir mi? Sağlığın korunması ve hastalıkların önlenmesi için gerekli harcamaları kim finanse edecektir? Ölmesini veya hastalanmasını engellediğiniz ve sağlıklı yaşamasını sağladığınız insanlardan hangi gerekçeyle para alacaksınız?

    • Sağlığın korunması ve hastalıkların önlenmesinin finansmanı ayrı bir sorun, azalttığınız müşteriler nedeniyle dev bir sektörün çöküşü başka bir sorun. Trilyon dolarlık masrafları ve kayıpları kim karşılayacak? Örneğin, hipertansiyona yol açan risk faktörlerini doğuran yaşam tarzını değiştirdiğiniz zaman, ilaçları kime satacaksınız? Bu anlayış, bilimsel araştırmaların yönünü de belirlemiş oluyor: Altın yumurtlayan tavuğu kesmeyen ve bu tavukların sayısını artıran araştırmalar.

    • Araştırmaların finansmanı, getirisi olan sonuçlara dayandığı için geri dönüşü olmayan bilimsel araştırmalar bilimin çıkmaz sokağı. Risk faktörleri ve hastalıkların önlenmesi geri dönüşü yok ediyor. Bu yüzden hastalık üreten bataklığı kurutma görevini şimdilik üstlenen yok. Bu görevi üstlenmesi gereken sosyal güvenlik ve kamu kurumlarının ise ayırabileceği kaynağı yok.

    • Sektörün büyümesi ise bilimi teşvik ederken, gelişeceği yönü de belirliyor: Getirisi olan sonuçlar! Götürüsü olan sebepler ne olacak? Bu sorular bilim dünyasını aşıyor olmalı.

    • İşte bu hastalık üreten bataklığı göz ardı ederek para getiren sonuçlarla uğraşan ‘bırakınız hasta olsunlar’ anlayışı, küresel sağlık sisteminin temel şifresidir. ‘Erken teşhis hayat kurtarır’ kampanyalarına destek veren küresel şirketler, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunması savaşına her nedense destek vermezler. Çünkü erken teşhis kampanyaları sonrası, tedavisi gereken dev bir hasta potansiyeli keşfedilir. Bu zengin maden yatağı ilaç, teknoloji ve hizmet sektörü için piyangodan çıkan büyük ikramiyedir. Satışlarda patlama yaşanır. Böylece sektör yeni bir kampanya için gerekli enerjiyi fazlasıyla toplamış olur.
    Bir taraftan hastalık üreten yaşam tarzının pompalanması, diğer taraftan hasta edilen bu verimli madenlerin işletilmesi küresel sistemin yaşam kaynağıdır.

    • Hastalıkların önlenmesine yönelik kampanyalar bu sektör için çok zararlıdır. Çünkü hastalıkların önlenmesine harcanan her kuruş hasta sayısını azalttığı için, hastalık madenlerinin işlenmesiyle büyüyen bu dev sektör çökecektir. Bu yüzden perde arkasından küresel şirketlerin desteklediği sağlık kampanyalarında şu gerçeği görürsünüz: Bu kampanyalar hastalardan oluşan pastayı küçültmeye değil, büyütmeye yöneliktir. Bu nedenle hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunması savaşını yönetmek, bu çeşit küresel desteğin ne anlama geldiğini idrak eden sivil toplum kuruluşlarına ve bağımsız ulus devletlere düşer. Öğrenmek isteyen Atatürk’ün başardığı sağlık savaşını incelesin yeter.

    • Aslında bu satranç oyununda yadırganacak bir durum yoktur. Yaşam tarzı dediğimiz bu hayat oyununun bir tarafında insan, toplum ve toplumun organize gücü olan ulus devletler vardır. Oyunun diğer tarafında ise insanın özgür iradesini yok ederek toplumun yaşam tarzını kendi istediği şekilde kurgulamaya çalışan küresel sistem vardır.

    • Bu mücadelede gelişmiş ülkeler dahil tüm dünya ülkeleri, kendilerini mat edecek kadar zekice hazırlanmış bir oyunla karşı karşıyadır. Bu oyunun ilk hamlesinde, toplumun beyni olan aydınlar, küresel sistemin ödül ve cukkalarıyla memnun edilir. Her çeşit yayından bilimsel çalışma ve kongrelere kadar, toplum ve devletten destek alamayan aydınlar ve bilim adamları mecburen bu desteği, ilgi ve şefkati gördüğü küresel safa geçmek zorunda kalır.

    • Bu satrancın kalan hamlelerinde beyin gücünden yoksun kalan ve körebeye dönen toplum ve devletler için, küresel oyunlar karşısında mat olmaktan başka bir seçenek yoktur. Çünkü bu oyunu, beyin gücünü kendi safına çeken kazanacaktır. Ve ilk saf değiştirmeye zorlanan da toplumun organize güçleri, aydınlar ve bilim adamları olacaktır. Bu saftan sökülen her çivi, toplum ve devlet binasının çöküşü demektir.

    • Özellikle en büyük değerin para olduğu, ahlak ve hukuk gibi değerlerin ise para etmediği toplumlarda, bu oyunun galibi daima küresel sistem olacaktır. Beyin gücünü kaptıran devlet ve toplumlar ise, savaş meydanında başsız kalan cengaver gibi kelle koltukta haybeye kılıç sallayacak ve oyununun son sahnesi de acıklı olacaktır. Bundan daha doğal bir sonuç olamaz.

Siz de yorumunuzu paylaşın: