ÜLKEMİZDE MEME KANSERLİ KADIN SAYISI BİLİNENİN BEŞTE BİRİDİR

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla
aysegul ozdemir 1

Prof. Dr. Ayşegül Özdemir’ in yazısı:

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD’nin her yıl hazırladığı ‘Bir Bakışta Sağlık’ (Health at a Glance)  2011 raporuna göre sağlık ölçütlerinin her birinde OECD ülkelerinin epey gerisinde olduğumuz hâlde,  ne hikmetse kanser istatistiklerimiz Avrupa’ya göre çok daha iyiymiş! (1).

OECD ülkelerinde her 100 bin kişiden 250.9’unda kanser görülürken Türkiye’de bu rakam 144.8 imiş.

Meme kanseri OECD’de her 100 bin kadından 71.6’sinde,  Türkiye’de ise her 100 bin kadından 23.8’ünde görülüyormuş.

Gurur okşayıcı, değil mi?

Peki, kanserdeki bu ”iyilik hâlimiz” sahiden tuhafınıza gitmiyor mu?

Ya istatistik veriler yanlı- yanlış ifade ediliyorsa?

Ya Sağlık Bakanlığımız bile “kanserle savaşını”, bu yanlı-yanlış görüşlere dayandırarak yanlış plânlıyorsa?

Türkiye’de meme kanseriyle yaşayan hasta sayısının 2007 yılı itibariyle 44.253 olması gerektiği hesaplanmıştır (2-3).

Oysa bilinen hasta sayısı (16.883) bunun çok altındadır.

Çünkü kanser olduğunu bilmeden yaşayanların sayısı (27.370 kişi), bilinen kanseri olanların (16.883) çok üstündedir.

Farkında olmadan taşınan bu kanserlerin çoğu, yakalandıklarında ileri evrelerde olacaktır!

Dünya’nın gelişmişlik düzeyi açısından farklı bölge ve ülkelerinde meme kanserine rastlanma oranları arasındaki farklar çok dikkat çekicidir.

Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu’nun (IARC) verilerine göre (4) 2008 yılında meme kanseri sıklığı “az gelişmiş” ülkelerde 40/100.000’in altındadır:

Batı Avrupa’da 89.7/100.000,

Kuzey Avrupa’da 85.3/100.000

Kuzey Amerika’da 76.7/100.000,

Türkiye’de 23.8/100.000

Doğu Afrika’da 19.3/100.000

Açıkçası, Türkiye’nin hâli en az gelişmiş ülkelerden çok az farkla daha iyidir.

1. Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu’nun (IACR) 2008 yılına ait tanı sıklığı çalışmasında, “bulunan meme kanserlerinin sıklığı” ile “gelişmişlik düzeyi” arasındaki doğru orantılı ilişkiye dikkat edilmelidir. “Meme kanserinden ölüm sıklığı” ile “gelişmişlik düzeyi” arasında ise ters orantılı ilişki vardır ama bu başka bir yazının konusu…

Bulunan yeni meme kanserlerinin sayısı, gelişmiş ülkelerde 1976-2000 yılları arasında giderek artmıştır. Artış hızının 40’lı yaşlar dâhil bütün yaş gruplarında benzer olduğunu ve 2001 yılından sonra gelişmiş ülkelerle sınırlı kalmak üzere yeni vakaların azalmaya başladığını görürüz.

Artış oranı, bu ülkeler arasında daha gelişmiş olanlarda daha belirgin olmuş ve %30’u bulmuştur.

Az gelişmiş ülkelerde ise tarama programları olmadığı ya da verimli işletilemediği için meme kanserlerinin çoğu saptanamaz.

Bu nedenle az gelişmiş ülkelerde meme kanseri sıklığı, gelişmiş ülkelerdekine göre daha azmış gibi görünür!

Bulunan yeni meme kanserlerinin sayısı, gelişmiş ülkelerde 1976-2000 yılları arasında giderek artmıştır. Artış hızının 40’lı yaşlar dâhil bütün yaş gruplarında benzer olduğuna ve 2001 yılından sonra yeni vakaların azalmaya başladığına dikkat ediniz.

 2001 yılından sonrasına bakarsak, gelişmiş ülkelerle sınırlı kalmak üzere durumun değiştiğini, bulunan yeni meme kanserlerinin sayısının azalmaya başladığını görürüz.

Amerikan Kanser Enstitüsü’nün verilerine göre (6) ABD’de beyaz ırkta invaziv meme kanseri sıklığı 1975’te 107/100.000, 1990’da 136/100.000, 1998’de 146/100.000 olmuş; ancak 2000 yılından itibaren azalmaya başlayarak 2002’de 141/100.000, 2008’de ise 129/100.000 bulunmuştur.

Yukarıdaki verilere göre Türkiye’de 2008 yılına ait meme kanseri sıklığı (23.8/100.000) ABD, Batı Avrupa ve Kuzey Avrupa gibi dünyanın gelişmiş ülke ve bölgelerindekine göre en az DÖRT KAT daha düşüktür.

Sağlık Bakanlığı yetkilileri bunu, Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa ile özdeşleştirilen “Batılı yaşam tarzı” özelliklerine (doğurma sayısının bizdekine göre azlığı, emzirme süresinin bizdekine göre kısalığı, hareketsizlik, aşırı beslenme, hatta kürtaj) bağlıyor (7).

Ama sıklığın 2001’den sonra ve sadece gelişmiş ülkelerde azaldığını (muhtemelen açıklama getirilemediği için) görmezden geliyor!

Bu gayrı bilimsel yaklaşım Bakanlığımıza yakışmıyor!

Gelişmiş batı ülkelerinde meme kanseri sıklığının 2001’den itibaren azalmasının nedeni, en az 25 yıldır özenle yürüttükleri mamografi taramalarıdır!

Türkiye’de meme kanserinin o ülkelerdekine göre dört- beş kat daha az-mış gibi görünmesinin gerçek nedeni ise tarama programlarının yaygınlaşmamış ve doğru dürüst yapılamıyor olmasıdır!

Ülkemizdeki meme kanserli kadın sayısı, bilinenin (buzdağının) sadece beşte birlik kısmıdır.

Sağlık Bakanlığının “sözde bilimsel” referanslarına göre (8), Türkiye’nin genel olarak doğu ile batı bölgeleri arasında meme kanseri görülme sıklığı açısından ciddi farklılıklar varmış(!)

Bu ifadede geçen “görülme sıklığı” teriminin yanlış şekilde “mevcut kanserler” şeklinde anlaşılıp anlatıldığına dikkatinizi çekmek isterim!

Karşılaştırılan şey aslında, Türkiye’nin doğu ve batısındaki bazı hastanelere başvuran kadınlar arasında meme kanseri tanısı konanların sıklığıdır.

Oysa kanserli kadınların ne kadarının hastaneye başvurduğunu bilemediğimiz için o bölgedeki meme kanseri sıklığını da bilemeyiz.

Bu kaynakta geçen sıklıklar, sadece değişik bölgelerdeki kadınların “doktora başvurma alışkanlıklarını” yansıtır, başka hiçbir şeyi değil!

Bir taramada bulguların toplumu temsil ettiğinin söylenebilmesi için toplumun teknik olarak yeterli çoğunluğunun (%80’inin) taranmış olması, taranan kesimin herhangi bir özelliğinden dolayı “seçilmemiş” olması lâzımdır.

Yani bir hastaneye belli bir zaman diliminde değişik nedenlerle başvuran kadınlarda bulunan meme kanserlerinin sıklığı, ülkedeki, ildeki, hatta hastanenin bulunduğu semtteki sıklığı bile temsil edemez.

Bu sıklık sadece o hastaneye başvuran kadınlar arasındaki sıklıktır ve toplumu temsil ediyor-muş gibi sunulması ya cehalet ya da art niyet belirtisidir.

Sağlık Bakanlığının meme kanseri tarama programı ciddi eksik ve yanlışlar içermektedir.

Üstelik, tamamen ücretsiz olduğu halde taramaya davet edilen kadınların sadece %30 kadarı taramaya gitmektedir.

Bulunan kanserlerin çok büyük kısmı, bir “şikâyetle” başvuran yani aslında taranmaya değil de tanı konmaya giden kadınlara aittir.

Doğu illerinde meme kanserinin batıya göre daha az-mış gibi görünmesinin tek nedeni, doğudaki kadınların sağlık hizmeti almada daha olanaksız, bilinçsiz ya da isteksiz olmalarıdır; yoksa meme kanserine bağışık olmaları değil!

Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Dairesi tarafından medyaya verilen demeçlere göre(7) meme kanseri görülme rekoru Ege bölgesindedir”:

İzmir’de 27/100.000, Edirne’de 18/100.000, Ankara’da 18/100.000, Eskişehir’de 15/100.000, Antalya’da 14/100.000, Erzurum’da 6/100.000, Samsun’da 18/100.000, Trabzon’da 10/100.000.

Bu durum, yine hatalı şekilde (!) emeklilerin sayısının fazlalığına (nüfusun yaşlılığına) ve “Batılı yaşam tarzı” olarak değerlendirilen geç evlenme, geç yaşta doğurma, kısa süre emzirme ve kürtaj yaptırma özelliklerine bağlanmaktadır.

Oysa İzmir’in özellikle doğudan yoğun göç alan bir şehir olması bile bu çıkarımı geçersiz kılar. Doğudan batıya göç, kadınların yaşam sürelerini ve alışkanlıklarını bu denli hızla “Batılı” tipe dönüştürebilir mi?

Tek taraflı iç göçün çok yoğun olduğu bir ülkede “Batılı” tip nedir?

Meme kanseri sıklığının İzmir’de daha fazlaymış gibi görünmesinin nedeni, tarama verilerinin zamanından çok erken açıklanması, bu yüzden toplumun yeterli çoğunluğunu temsil etmemesi olabilir.

Bu merkezde 1993-1994 yılına ait meme kanseri sıklığı 24.4/100.000 olarak bildirilmiştir (9).

Yeni sıklık gerçekten 27/100.000 ise, 20 yıla yakın sürede sadece %0.26 oranında(1.6/100.000) artmış olmalıdır ki bu mümkün değildir!

Gelişmiş bir tarama sistemiyle benzer sürede beklenen artış %25 civarında olmalıdır.

Eğer açıklanan rakamlar yanlış veya zamansız değilse, beklenenden bu denli büyük sapma, taramada ciddi kalite sorunları olduğunu, kanserlerin 20 yıl öncesine göre daha erken bulunamadığını gösterir!

O zaman da tarama amacına ulaşamıyor demektir! 

Taraf tutma, ne yazık ki “bilimsel” araştırmalarda sıkça karşılaştığımız bir durumdur ve araştırmanın sahibiyle birlikte ona inananları da yanıltıcı çıkarımlara ve itibar kaybına sürükler.

Sağlık Bakanlığı iyi tarih yazmak istiyorsa danışmanlarını daha dikkatli seçmeli!

KAYNAKLAR

1. http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/11/27/haftanin-haberi/oecd-raporunki-carpici-gercekler/

2. Türkiye’de Kanser Harcamaları ve Maliyet-Etkinlik Çalışmaları. Yılmaz HH, Yazıhan N, Tunca D ve ark.Türkiye’de Kanser Kontrolu. Ed: Murat Tuncer. TC Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Dairesi Başkanlığı. Bakanlık Yayın no: 777, 2009; sy 71.

3. Ulusal Kanser Kontrol Programı 2009-2015. Editör: Murat Tuncer. TC Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Dairesi Başkanlığı. Bakanlık Yayın no: 760, 2009.

4. International Agency for Research in Cancer. www.iarc.fr. Global Cancer Statistics.

5. Global Cancer Statistics 2002, CA. Parkin DM, Bray F, Ferlay J, Pisani P. Cancer J Clin. 2005;55(2):74-108.

6. U.S. National Cancer Institute (NCI), www.cancer.gov. SEER CancerStatisticsReview 1975-2008.

7. Takvim gazetesi 1 Nisan 2011; Hürriyet gazetesi 5 Nisan 2011 “Meme kanseri en çok Batı’da görülüyor”; Sabah gazetesi 1 Nisan 2011 “Akciğer ve meme kanseri rekoru İzmir’de”; Milliyet gazetesi 20 Şubat 2011 “Meme kanseri gelişmişlikle doğru orantılı”.

8. Türkiye’de Meme Kanseri. Vahit Özmen. Türkiye’de Kanser Kontrolu. Ed: M Tuncer. TC Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Dairesi Başkanlığı. Bakanlık Yayın no: 777, 2009; sy385

9. Incidence in Izmir in 1993-1994: First results from Izmir Cancer Registry. Fidaner C, Eser SY, Parkin DM. Eur J Cancer  2001;37 (1):83-92

Yazı için 4 yorum yapılmış:

  1. BAŞLIK ÇOK İDDİALI AMA HATALI

    Bilinen sayının 5 katı meme kanserli hasta olduğunu söylemek için bilimsel kanıt gerekir. Bilinen meme kanserli hasta sayısı 16.883 olduğuna göre, şimdiye kadar teşhis edilemeyen 67.000 hastayı ortaya koyan bir araştırma olmalıydı.

    Ayrıca aşağıdaki cümlede çelişkilidir:

    Gelişmiş batı ülkelerinde meme kanseri sıklığının 2001’den itibaren azalmasının nedeni, en az 25 yıldır özenle yürüttükleri mamografi taramalarıdır!

    Bu paragrafa göre taramalar, kanseri azaltıyor. Halbuki taramalar yeni hastaları teşhis ettiği için kanserli hasta sayısını artırır. Hasta sayısını azaltan en önemli strateji, kansere yol açan risk faktörlerinin önlenmesidir, yoksa taramalar değil.

    Neden hastalıkları önlemek yerine hasta olmayı kader gibi bekliyoruz? Modern tıp bu mu? 4600 yıl önce Çin’in ilk tıp kitabında Huang Dee ne diyor:

    Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar.

  2. Sayın meslektaşım, yeterince düşünmeden “hatalı” demişsiniz. Çoğunluğun düştüğü hataya düşüyorsunuz. Temel istatistik bilgilerinizi gözden geçirin. Özellikle “insidans” ve “prevalans” arasındaki farkları arsştırın. İlk kez taradığımız 1000 kadından 10 kadarında meme kanseri buluruz ki bu sıklık “prevalans” değerini ifade eder. Aynı kadınları düzenli olarak taramaya devam edersek her taramada bulduğumuz kanserlerin sayısı azalacaktır ki bu sıklıklara da “insidans” denir. Meme kanseri prevalansı 1000’de 10 civarında olduğu halde aynı grup kadında yıllar içinde insidans 1000’de 1’e kadar düşer. İşte düzenli taranan bir toplumda meme kanseri sıklığının (insidansının) giderek düşmesinin nedeni budur. O toplumlarda taranması planlanan kadınların %80’i taranabildiği için “toplumdaki kanser insidansından” bahsedebiliriz. Aynı çıkarımı bizim ülkemizde yapmamız mümkün değil. Biz prevalansımızı bile bilmiyoruz daha. Elbette Türkiye’deki gerçek sayıları bilemem. Kimse de bildiğini iddia edemez! Benim verdiğim 2007 yılında “beklenen” kanser sayısı (44.253), Sağlık Bakanlığının uzmanlara yaptırdığı hesaplamalarla “tahmin edilen” hipotetik bir sayı. Bakanlık 2030 yılına kadar beklenen sayıları hesaplatmış. Bana düşen, doğru dürüst tarama yapan ülkelerdeki bulguları değerlendirerek ülkemizdeki durumu izah etmek için izdüşümler kurmaktır. Size yazımın altında bir sürü referansı boşuna vermedim. Onları okuduktan sonra farklı sonuçlara varırsanız tekrar yazışalım. Yetmezse size yüzlerce başka referans da gösterebilirim.
    Ayrıca, meme kanserine yol açan risk faktörlerinin “önlenmesi” nden bahsettiğinize göre bu risk faktörlerinin “önlenebilir” olduğundan eminsiniz! Bunları yazarsanız ben de öğrenebilirim belki! Süper olmadığımız kesin de size göre “vasatlıkla” “yararcılık” arasında gidip geliyoruz demek ki. Teşekkür ederim.

  3. BAŞLIK ÇOK İDDİALI AMA HATALI

    Bir yazının başlığı o yazının özetidir. Okuyucu başlık ile yazı arasında ilişki kuramıyor.

    Bilinen meme kanserli hasta sayısı 16.883 olduğuna göre, şimdiye kadar teşhis edilemeyen 67.000 rakamını içeren yeni bir araştırmayı okuyacağını zannediyor ama öyle bir araştırma yok.

    Bilinen sayının 5 katı meme kanserli hasta olduğunu söylemek için bilimsel kanıt gerekir.

    Bilim ve araştırma deyince mangalda kül bırakmayan bilim dünyamızın, kendi toplumuna karşı zavallı durumunu cevabınızda çok güzel ifade ediyorsunuz; ‘Biz prevalansımızı bile bilmiyoruz daha. Elbette Türkiye’deki gerçek sayıları bilemem. Kimse de bildiğini iddia edemez’.

    İnşallah uzaylılar yardımcı olur. Prevalans ve gerçek sayılar yoksa biz neyi tartışıyoruz?

  4. Sağlık Bakanlığınca kamuoyuna “bilimsel kanıt” olarak sunulan sayıların ve bunları açıklayan varsayımların doğru olmadığını düşünüyor ve gerekçelerimi bilimsel dayanaklarıyla açıklıyorum. Bu paylaşımı, vatandaş yersiz bir güven hissinde yaşamasın diye yapıyorum! Ne yani, kendime saklasam daha mı iyi olurdu? Analitik eleştiri, bir bilimsel çalışmadır. Tek başına yapılabilseydi kastettiğiniz çalışma, hiç kuşkunuz olmasın yapardım. Bu tip bir çalışma ancak resmi kanallarla yapılır ve ülke çapında yatırım ve bütçe gerektirir. Uzaylılara gerek yok akıl ve mantık için. Siz neye inanarak mutlu oluyorsanız ona inanın.

Siz de yorumunuzu paylaşın: